Evanjelik kilise ve Vahabi camisi

A+A-
İrfan ÜLKÜ

ABD ile İslam dünyası arasındaki yeni soğuk savaş, gerçekten de Bush’un 11 Eylül sonrası ağzından kaçırdığı Haçlı Savaşları’nın tarihsel devamı niteliğini mi taşıyor? Yoksa, bu savaşın ilk cepheleri ya da dinsel ideolojik simgeleri bir tür ön alarak, kavramları ters-yüz mü ediyorlar?
Bu sorunun yanıtını şaşırtıcı bir isim, Medeniyetler Çatışması’nın kuramcısı Huntington son kitabı  “Biz kimiz? ABD’nin Ulusal Kimlik Arayışı”  adlı kitabında veriyor:
 “Bin Ladin ABD’ye saldırarak bir kaç bin kişiyi öldürdüğünde iki şey daha yapmış oldu: Gorbaçov’un yarattığı tehlikeli boşluğu açıkça tehlikeli bir düşmanla doldurarak Amerika’nın kimliğini Hristiyan bir ulus olarak tanımlamış oldu. Amerikalılar, İslam’ı halk, din ya da kültür olarak düşman kategorisinde görmüyor. Dinci ya da laik İslami militanlarsa Amerika’yı halk din ve kültür olarak İslam’ın düşmanı görüyorlar. Böylece Amerikalılar da İslami militanları ancak böyle görmek zorunda kalıyor. Militan İslam’la ABD arasındaki bu yeni savaş, soğuk savaşla benzerlikler gösteriyor. Müslüman düşmanlığı, Amerikalılar’ı kendi kimlikleri ve dinsel ve kültürel çerçevede tanımlamaya yönlendiriyor.”
Huntington’a göre, 11 Eylül ve Ladin olmasaydı belki de bugün ABD’nin İslamiyet’e karşı savaşı gibi görünen ya da algılanan uluslararası konjonktürün sıcak dinamikleri böyle tanımlanmayacaktı. Oysa Profesör zaten bu tanımlamayı Medeniyetler Çatışması’nı kaleme alarak daha SSCB ve komünizmin çöküşünün birinci yılında ortaya atmıştı.
İslam’la Batı’nın (Hırıstiyanlık) çatışması El Kaide’nin temsil ettiği Vahabilik ile aşırı İslam düşmanı ve İsrail’ci ABD Evanjelik kilisesi arasındaki çatışmaya indirgenebilir mi? İşte üzerinde durulması gereken asıl soru budur. Hem İslam dünyasında hem de ABD’de ve Avrupa’da bu tartışma 11 Eylül’ü izleyen yıllarda, daha da artarak sürüyor. Üstelik bu tartışma çok sayıda araştırmanın her iki tarafta da yeni Oksidantalistler’le Oryantalistler’in ün kazanmasına neden oluyor.
Medeniyetler Çatışması ile asıl savaşın belirleyici cephesinin Hristiyanlık ile İslam arasında olduğunu yazan Huntington, yeni kitabında ABD’de 11 Eylül’e karşı ulusal tepkinin giderek Hristiyanlık terimleriyle tanımlanmaya başladığını bunun ileride topyekün çatışmaya dönüşebileceğinin de altını çiziyor:
 “Yakın tarih, gelecek yıllarda, Amerika’nın Müslüman ülke ve gruplarla ve belki diğerleriyle de çeşitli askeri çatışmalar yaşayabileceğini ortaya koyuyor. Dinin her kıtada halklar arasındaki bağları, bağlılıkları, ortaklıkları biçimlendirdiği bir dünyada Amerikalılar’ın ulusal kimlikleriyle ulusal hedeflerini bulmaları için yeniden dine dönmeleri hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.”
Samuel Huntigton’ın  “Biz Kimiz?”  kitabının son bölümünde yer alan bu değerlendirmeleri kendi ana kuramı medeniyetler çatışması üzerinde yapılmış ince ayarlar ve revizyonlardan başka birşey değil. Önümüzdeki dönemde de Evanjelik kiliseyle, Vahabi camisi arasında gösterilen, ya da ikisinin mücadelesine indirgenen bu savaşın aslında ABD açısından, Hristiyanlık’la İslamiyet’in genel hesaplaşması olarak görülmesiyle birlikte Huntington, kuramının zaferini ilan edebilecek.

NOT/ Perşembe günkü Bakü’deki Kurultay adlı yazımda, TÜDEV Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdülhaluk Çay’ın yıllardır Türk kurultayları için verdiği mücadeleden söz edemedim yer darlığı nedeniyle. Sayın Çay’ı bu vesileyle kutluyorum. Ayrıca Prof. Umay Türkeş YÖK’ün KKTC temsilcisi değil, KKTC’nin YÖK’ü olarak bilinen YODAK’ın Yönetim Kurulu üyesidir.

Yazarın Diğer Yazıları