Her şeye rağmen Babıali'yi terk etmeyen meslektaşlar

A+A-
Şemsi SILKIM

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin takdir edilecek önemli bir hizmeti, emekliye ayrılmış veya işsiz kalmış üyelerini moral yönünden takviye etmek amacıyla, en üst kattaki lokalinde her gün misafir etmesidir. Bu saygın meslektaşlarımızı daima saygıyla ağırlar, bu günkü Başkan, muhabir eskisi Orhan Erinç ile Genel Sekreter Turgay Olcayto da onların bu buluşmalarına sık sık iştirak edip beraber olma zevki ve heyecanı katarlar. Bu lokaldeki buluşmaları bir bakıma, yıllarını ülkemizin basın hayatına yıllarını vermiş deneyimli gazetecilerin beyin fırtınası olarak değerlendirmekte isabet vardır. Ancak bir de, merhum gazeteci kardeşim Yüksel Baştunç’un deyimiyle “Herşeye rağmen Babıali’yi terketmeyenler” vardır ki, mesleğin kıdemlisi bu kişilerin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. Bunların bir bakıma Cemiyet’in en vefakâr üyeleri olarak tanınırlar.
Yıllarca başta Hürriyet, Tercüman gibi büyük tirajlı gazetelerin Yazı İşleri Müdürlüğü ile Genel Yayın Yönetmenliği’nde bulunan ve bir süre önce aramızdan ayrılmış olan Yüksel Baştunç’un kaleminden bu “Herşeye rağmen Babıali’yi terketmeyen” meslektaşlarımızı tanıyalım:
“-Gazeteler tarihi semtleri cam kulelerine çekildiklerinden beri 50 kişilik bir vefakâr gurup Babıali’yi  terk etmemekte ısrar ediyor. Hepsi de içindeki gazetecilik aşkını bastıramamış, zamanının usta gazetecileri, birkaçı Cumhuriyet’le yaşıt olmasına rağmen çoğunluk Cumhuriyet çocuğu. Aşırı dinciliğin ezikliğini, suratsız solculuğun soğukluğunu hissetirmeyen yaşlı delikanlılar bunlar...
Gündüzleri trafik yoğunluğunu kaybettiği saatlerde vazifeye gider gibi evden çıkıp, ikinci evleri Türkiye Gazeteciler Cemiyeti lokaline yollanıyorlar. Bazılarının avuç dolusu paraları, dolarlı ücretleri buldukları için küçümsedikleri, kaldırılmasını önerdikleri Sarı Basın kartlarının götürebildiği yerlere kadar vasıta ile gidip daha sonra yürüyerek geldikleri lokalde akşamı ediyorlar. Oysa cahil ve yozlaşmış gazeteci yetiştirmekle suçlanan bugünkü patron ve yöneticileri nedense Babıali kaldırımlarını aşındırırken ihtiyarlamış fakat hala dinç bu insanlardan günde birkaç saatliğine danışman olarak faydalanmak istemiyorlar.
Küçük bir danışma, bir yanlışın düzeltilmesi,  yeni gazetecilere oturup kalkmasını, giyinişle hitap şekillerinin öğretilmesi bile onlara yetecektir.
Aralarında hâlâ mesleğini sürdürenler var. Onlar da eskiye özlem duyanlar, tatlı sohbet ihtiyacı hissederler.
Lokalimizin müdavimi sayılanların hepsi de keyifli. Çünkü kayıpları yok. Günlük tadadı eksiksiz atlatmanın neşesini duyuyorlar. Bugün Cemiyet binasının önüne getirilen bayrağa sarılı tabutun etrafında toplanmadılar... Nuruosmaniye, Fatih, Söğütlüçeşme, Şişli ve Levent camilerinin soğuk avlularında üzüntüden titreşmediler... Onlar sevinmesin de kim sevinsin?..
Bir kısmı kenarlardan köşeden mesleğini sürdürmesine rağmen, hemen lokalde yeni bir gazete çıkaracak kadro var ellerinde... Hepsi de deneyimli... Kendi branşlarında usta gazeteciler... İşte Genel Müdürlerden, Yazı İşleri Müdürleri, gece sekreterlerine kadar İlhan Turalı (Akşam-Hürriyet) Kayhan Küreman (Dünya) Lütfü Ballısoy, Ali Cem Fenik (Son Havadis) Tahir Kudsi Makal, Selâmi Genç, İlhan Banguoğlu, Vasfiye Özkoçak, Seracettin Zıddıoğlu (Milliyet)  Metin Ergin, İhsan Onur (Cumhuriyet) Foto Şevket Uygun, Tancan Baltalı, Aydın Dörter, Aydoğdu İlter, Şükrü Disanlı. (Tercüman)
Bu günkü bir çok köşe yazarından daha bilgili, daha deneyimli, Türkçe’sini iyi kullanan, eski deyimiyle hakiki muharrirler veya muhabirler. İçlerinde bir çoğu duayen Vasfiye  Özkoçak (Adliye) Sahatat Toktamış  (Belediye) Vedii Evsal (Dış haberler) Sacit Demircan (Politika) gibi branşların hepsi de ustaları...

 

Kalemiyle mağdurun yanında haksızlıkların karşısında oldu

Ve emektar bir meslektaşımız daha geçen ay sonu aramızdan ayrıldı. Aynı gazetelerde yıllarca birlikte çalıştığımız değerli dostum Orhan Tahsin Özmez’i de ebediyete uğurladık. Allah rahmet eylesin. Hani bazı kimseler için, ”Görevi sırasında kural veya yasal olmayan bir durumda babasını bile tanımaz!..“ derler ya, bu deyim Orhan Tahsin Özmez için söylenmiştir sanki. Bu prensibini, 1954 yılında gazeteciliğe başladığı Akşam Gazetesinden bu yana, en son vefatına kadar yazdığı Ortadoğu gazetesindeki köşesinde de devam ettirdi.
Yasa dışı bir olayı kaleme aldığında, karşısında kim olursa olsun, makamı ne kadar yüksekte bile ise, Orhan Tahsin Özmez için fark etmez. Ancak haksızlığa uğrayıp mağdur olmuş kişiler için de, kalemini Donkişot gibi kullanırdı. Böyle bir savaşı kazandığında gözlerini kısıp, ağzındaki dişleri saydırırcasına bir gülüşü vardı ki sormayın gitsin...
Edebiyat Fakültesinde eğitimi sırasında onun eleştiri çarklarına kapılan pek çok hocasının da korkulu rüyası olmuştu. Dalgalı uzun saçlı, kırpışık gözlü, zayıf ince yapılı Orhan Tahsin daha o tarihte, öğretim üyelerinin bir konuyu anlatmaya başlamasıyla araya girerek adeta sözünü keserek bir hatayı ortaya atması, arkadaşlarını ne kadar memnun ederse de, hocalarını da o kadar üzermiş. Fakülte arkadaşlarının söylediklerine göre, derse giren hocaları genellikle def-i belâ kabilinden kendisine hep ”geçer“ not veririp onun eleştirilerinden kurtulma yolunu seçmiş. Mezun olduktan sonra edebiyat yerine gazeteciliği seçen Orhan Tahsin Polis Muhabiri olarak mesleğe başlamış. Haber ve yazılarında olayları farklı bakış açısıyla ele alarak, arkadaşları arasında isim olurken, polis müdürleriyle giriştiği tartışmalarla dikkatleri üzerinde toplamış. Bir ara, İstanbul’un eski Trafik Müdürü İhsan Özmen ile arası limoni olmuştu, sonra dost olup, Trafik denetimlerine bile katılmıştı. Orhan Tahsin’in en güzel tarafı, haksız yere hakkında yazı yazılan her kim olursa olsun hep arkasında olmuş, onların temiz taraflarını ortaya atan yazılarla tanınmıştır.
Bol resimli ve büyük tirajlı Hayat ve Ses dergisindeki röportajları da ses getirmişti.

Yazarın Diğer Yazıları