İran'daki gelişmeler

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Jean Albertini (Az Gelişmişliğin Çarkları) adlı eserinde az gelişmiş ülkelerde dünya ile haberleşme sisteminin ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya haber ajanslarının kontrolünde olduğunu ve bu ülkelerde beyinlerin onlar tarafından yönlendirildiğini çok güzel anlatır. Son yaşanan İran olaylarında da aynen böyle olmuştur. İran'daki bütün gelişmeleri İran'a yabancı hatta düşman haber ajanslarının, gazetelerin değerlendirmelerinden öğrenmiş bulunuyoruz. Bu gerçeği ifade ettikten sonra şimdilik İran'daki olayların rejim taraftarlarının da sokağa inmesiyle ivme kaybettiğini ifade edebiliriz.

                İran'ın etnik coğrafyasında 80 milyon nüfusun hemen yarısı Türk. Türk asıllı nüfus İran'da çalışıyor, üretiyor içerisinden çok değerli ilim ve iş adamları çıkıyor. Bunlar tam bir İranlı şuuruyla devletlerine hizmet veriyor. İran'ı karıştırmak isteyen emperyalist merkezler özellikle Türk asıllı nüfus üzerinde devamlı tahrik edici çalışmalar yapıyor. Son olaylarda da bozkurt işaretinin ve Türklüğü tahrik eden bazı sloganların cömertçe kullanıldığını gördük. Çok şükür Türk asıllı kitleler tahriklere kapılmadı. Tebriz gibi çok önemli bir Türk kültür merkezinde olaylar sırasında hiç kimsenin sokağa çıkmaması Türk nüfusa hakim olan sağduyunun güzel bir göstergesidir. ABD İran'a karşı düzenlediği operasyonlarda Türk kartını kullandı. Tebriz'de bir futbol maçı sırasında 50 bine yaklaşan kişinin "Bakü-Tebriz bir olsun. Afganistan siz olsun" sloganını attığı günler de yaşandı.

Tahrikçilerin kim olduğu belli

                Son olaylarda hiç şüphesiz ABD, İsrail ve muhtemelen diğer bazı ülkelerin ajanlarının tahrik edici, yönlendirici gayretleri var. Ama esas İran devletinin uygulamakta olduğu politikaların meydana getirdiği sıkıntılardır. Son olaylarda İsrail ve S.Arabistan zirvelerinin memnuniyetlerini açıkça ifade etmeleri tahrikçilerin kimler olduğunu gösteriyor. Akla ilk gelen soru; Neden ve niçin ABD başta olmak üzere İsrail ve S. Arabistan İran'da bir rejim değişikliği istiyor? Bunun cevabı açık; İran bölgesinde emperyalist hegemonyaya direniyor. Emperyalist projelerin uygulanmasına karşı çıkıyor. Ve en önemlisi kendisine biçilen elbiseyi giymek istemiyor... Bunlar kadar ağırlıklı bir diğer sebep de İsrail, İran'ın yaşamasını hayati bir tehdit olarak değerlendiriyor. Ve her türlü imkanı kullanarak Irak ve Suriye gibi İran'ın da zayıflamasını, parçalanmasını hedefliyor. Bu hedef doğrultusunda İran'ın devlet hakimiyetine son vermek istiyor. Tabii İran'ın köklü devlet geleneği  rejimi korumak için kurmuş olduğu Devrim Muhafızları Örgütü ve BESİC dışarının her türlü zararlı faaliyetine karşı bütün korunma tedbirlerini alıyor. İran'ın büyük petrol ve doğal gaz gelirine (İran dünyanın en büyük dördüncü petrol ve en büyük doğal gaz rezervine sahip) rağmen içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıyı nasıl izah edeceğiz? Açıkça görülen, dini lider Hamaney'e bağlı grupların ve Cumhurbaşkanı Ruhani etrafındaki kadroların halkın faydasına bir ekonomi modeli düşünmek ve uygulamakta yetersiz kaldıklarıdır. Bunun da en önemli sebebi: İran devletinin rejim ihraç etmek için yaptığı aşırı masraflar, İran'ın Suriye'de Esad rejimi yanında savaşa dahil olarak yaptığı harcamalar, Gazze için yaptığı masraflar, Yemen'de Husilere desteği, Şii terör örgütlerine finansman sağlaması. Bütün bu sınır tanımayan, dönüşü olmayan masraflar İran halkının gelir düzeyinin ve refah seviyesinin yükselmesini engelliyor. Nüfus artışının yüksek olması, genç ve eğitimli nüfusun her gün artan işsizliği, %10'u aşmış genel işsizlik bunun yanında Molla rejiminin zaman içinde ağırlaşan baskısı İran'da orta sınıf ve alt sınıfları canından bezdirmiş vaziyette. Ekonomiyi rakamlarla görürsek şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz:

İran'ın dış borcu 31 Mart 2017 itibariyle 8,5 milyar dolar. 2016 yılında toplam ithalatı 41,5 milyar dolar. 2015 yılı toplam ihracatı 63 milyar dolar. Vergi geliri (2015 yılı) 26,7 milyar dolar. Toplam kredi hacmi 277 milyar dolar. Piyasadaki para miktarı 50 milyar dolar. Kişi başı millî gelir(2016 yılı) 4899 dolar.

Dünyada dış yardımda ikinciyiz

Türkiye'ye dönersek ülkemizin 434 milyar dış borcu ve yaklaşık 160 milyar dolar iç borcu var. (Türkiye ve İran'ın nüfusları bir birine çok yakın) Biz kendi ekonomimizi bile küresel bir saldırı veya çöküşten kurtarabileceğimize inanıyoruz. Bizim rakamlarımızla İran'ın rakamlarını karşılaştırdığımızda İranlıların protestolarının gayet haklı olduğu ortaya çıkıyor. Kaynak var, ekonomik rakamlar kötü değil ama halk perişan. ABD ile nükleer silahsızlanma anlaşması yapılırken ve son seçimlerde halkın refah seviyesini yükseltmeyi vadeden yönetimin bu konuda hiç bir adım atmaması kitlelerin sokağa dökülmesine sebep oldu.

                Fazla baskının da özellikle genç nüfusu isyana teşvik ettiği görmezden gelinemez. Bu yüzden İran yöneticileri her işi "Şeytan Amerika"nın yaptığı bahanesini bir tarafa bırakıp, halkı rahatlatacak tedbirlere yönelmelidir. Böylelikle Irak ve Suriye'den sonra İran'ı hedef tahtasına oturtan dış güçlerin elinden önemli bir silahı almış olurlar.

                İran olaylarının soğukkanlı bir tahlilini yaparak ekonomi politikamızı ve dış politikamızı yeniden değerlendirmek zorundayız. ABD'den sonra dünya üzerinde en çok dış yardım yapan ülke olmak prestijli bir sıfattır ancak işsizliğin %14, okumuş nüfus işsizliğinin %15 ve nüfusun %11'inin yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmesine değer mi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları