İsrail'in "Şiiler"i

A+A-
İrfan ÜLKÜ

Irak işgalinden üç ay önce, Irak Şiiliği konusunda dünyada belki de tek uzman sayılan İsrailli Yitzhak Nakaşh’ın  “Irak’ın Şiiler’i” adlı araştırması yayınlanmıştı. Hem Pentagon hem de Bush yönetiminin Neo-conları’nca başucu kitabına dönüşen eser, ABD’nin bugün Irak’taki Şiiler’le olan ilşkilerinde önemli rol oynadı. Nakaşh, bugünkü Irak’ta işgal ertesinde ortaya çıkan bölünmenin ve Irak Şii çoğunluğuyla Kürt Sünni azınlığı arasındaki ittifakın teorisini geliştiriyordu.“Vahhabi-Selefi” kaynaklı olarak tanımladıkları terörizme karşı, Ilımlı Şii İslam’ı desteklemek ve bu gerekçeyle çok özel durumu bulunan Irak Şiiler’ini Tahran’ın radikalizmine karşı bir alternatif merkez oluşturmak konusunda analizler yapan Nakaşh, kitabında şunları yazmıştı:
“Şiiler’in iktidara gelme olasılığı Irak’ın bir İslami radikalizme sürükleneceği ya da İran’ın ülkedeki etkisini belirgin biçimde arttıracağı korkusunu yaratmamalıdır. Öte yandan Ortadoğu’daki İslami radikalizm büyük ölçüde Suudi Arabistan’da egemen olan Vahhabi-Hanbeli ekolünden etkilenen Sünniler tarafından şekillendirilmektedir.”
Gerçekte Nakaşh’ın kitabı 1993 yılında yayınlanmış ama o zamanlar pek ilgi çekmemişti. Asıl ikinci baskısı 2003 yılının başlarında piyasaya çıktığında ve Nakaşh’ın ABD’nin Irak işgali sonrasında kuracağı yeni düzenle ilgili olarak yazdığı ikinci baskıya önsözü kitapla birlikte değerlendirildiğinde, bugün Irak’ta iflas eden işgalci stratejisinin özünü yansıtmaktaydı. Nakaşh daha ilginç bir olguyu da şöyle açıklıyordu:
“Bugün Irak’ın yüzde altmışını meydana getiren Şiiler, gerçekte 19. yüzyıl başında çeşitli ekonomik siyasal nedenlerden ötürü Sünnilikten çıkıp Şiiliği seçmiş olan Arap kabilelerinin torunlarıdır. Böylece Irak’ın mezhepsel dengesini kendi lehlerine değiştirmişlerdir.”
İsrailli uzman, ayrıca Irak’taki 400 yıllık Osmanlı egemenliği döneminde Şiiler’in genelde Osmanlı devletiyle işbirliği yaptıklarını vurguluyor ve Osmanlı’nın Bağdat eyaletiyle çevresinde Sünni Araplar’ın isyanlarını desteklemeyen Şiiler’le birlikte bu isyanların bastırılmasında da işbirliği yaptığını yazıyordu.
Saddam’ın memleketi olan Tikrit’in merkezinde bulunduğu Irak’ın tarihsel Sünni üçgeni ise, Emir Timur’un Irak seferinde teslim olmayan Tikrit kalesine kızarak aldığı tedbirlerle kanlı bir cezalandırma yapmasından daha başka nedenlerden kaynaklanan Osmanlı-Türk düşmanlığı’nı geleneksel hale getirmiştir. Son olarak Saddam işte bu düşmanlığın en büyük siyasi mirasçısı Baas milliyetçisi olarak Irak’ın kaderinde rol oynamıştı.
Yine Nakaşh’a dönersek, önsözünde bugün yaşanılan kanlı ayrışmanın tohumu sayılabilecek Şii projesini şöyle dile getiriyordu:
“Irak Şiiliği’nin dindarlarıyla laiklerin, kırsal ve kentsel kesimde yaşayanların Irak’ta ve Irak dışında yaşayan Şiiler’i birleştirecek bir liderlik geliştirmeye ihtiyacı vardır. Onlar arasındaki dindar Şiiler, demokrasinin Batılı fikirleriyle İslami özgürlük ve adalet kavramlarını uzlaştırmak ihtiyacı duyacaklardır. Bu görevlerin yerine getirilmesi, bir Şii’nin Irak’ın ulusal çoğunluğunca tanınan ulusal bir lider olaral ortaya çıkmasını mümkün kılabilir.”
Bugün bu satırların yazılmasından dört yıl sonra, Irak’ta ABD’nin açık ve İsrail’in gizliden uyguladıkları yeni Şii jeopolitiği stratejisinin temelinde İslam dünyasında, Ilımlı Batı yanlısı Şii kuşağı ile Radikal Batı düşmanı Sünni kuşağını çatıştırmak ortaya çıkıyor. Ancak Bush yönetiminin strateji uzmanları, Irak Şiiliği’nin Kürt kesimiyle kutsal olmayan ittifakını zorlamada başarılı olsalar da zaman zaman Sünni bir denge arayışı içindeler. Sonuçta İran’ın bombalanması ya da bir bölgesel güç olmaktan çıkarılması ve yerine Irak merkezli ılımlı Şii politikasının geçirilmesi sürecinde daha çok Müslüman kanı döküleceğe benziyor. Saddam’ın Irak’taki tek İrancı Şii lider Mukteda el Sadr’ın adamlarına astırılması da bu oyunun önemli bir parçası.
Türkiye’ye gelince... Böylesi bir konjonktürde Ankara, bir Sünni, bir Şii Iraklı siyasetçiler arasında gidip gelmeyi bırakıp daha etkili ve global strateji geliştirmeli. Osmanlı İmparatorluğu’nun Irak’taki 400 yıllık egemenliği iyi incelenmeli çünkü bugün karşılaştığımız Irak’tan gelen tehdidin temelinde Kerkük, Musul’u ve petrolü önce İngilizler’e sonra Irak devletine hediye etmemizin olağanüstü etkisi   var ve hâlâ bizi etkiliyor.

Yazarın Diğer Yazıları