Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (!) AB üyeliği

A+A-
Rauf DENKTAŞ

AP’nin eski üyelerinden (İtalyan-Liberal) Marco Cappato Kıbrıs Rumlarının “Kıbrıs’ı temsil eden meşru bir hükümet olarak AB üyesi yapılmasının arkasında yatan esas neden Türkiye’nin AB üyeliğini engellemektir; Kıbrıs, sorunlu bir şekilde AB’ye bilerek üye yapıldı, Yunanistan’ın şantajına bilerek boyun eğildi. AB’de herkes çok iyi biliyor ki Kıbrıs, mevcut sorunuyla AB ile müzakerelere bile başlayamazdı; AB’de kapalı kapılar ardında pazarlıklar sonucu Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek için Rumlar AB üyesi yapıldı” diyor. İtalya’nın eski Avrupa Komisyonu üyesi Emma Bonino da, ayni düşüncede olduğunu Cappato’dan önce açıklamıştı.
AB’nin Yunan şantajına nasıl boyun eğdiğine, zamanında, şaşmış olanlar için Cappato ile Bonino’nun açıklamaları göz açıcı bir ilaç gibi etkili olmuştur. Yunan ve Rum dediğimiz “Kıbrıs’lı Elenlerin” siyahı beyaz göstermek becerisini bilenler için eli kanlı, soykırım eylemli, anayasayı çiğneyen, insan haklarını ayakları altına alan sahtekar bir idareyi, parçalanmış bir Kıbrıs’ı, Türk halkının hak ve hukukunu hiçe sayarak üye yapmanın arkasında Kıbrıs’ı kullanarak Türkiye’yi saf dışı bırakmak oyunu olmamış olsaydı, eli kanlı Rum idaresi AB üyesi yapılmazdı. AB zeminindeki görüş Türkiye’yi dışta tutmak olduğuna göre, Rumlar’ın AB yolu ile Kıbrıs’a sahip çıkmak için yaptıkları üyelik müracaatlarının kabulü sinsice oynanacak bir oyundan ibaretti. Nasıl ki, oyunun bir gereği olarak “Kıbrıs Hükümeti” adı altında sicili insanlığa karşı işlenmiş suçla dolu, anayasa dışı bir Rum idaresi AB konusunda en ünlü birçok hukukçuyu görevlendirerek AB’ye Kıbrıs’ın üyeliği konusunda olumlu görüş sunulmasını sağladı.
Hukukçular “Kıbrıs Cumhuriyetinin AB üyesi olabileceğini” belirtiyorlardı. Avrupa Komisyonu bu raporu temel alarak AB Konseyine “Kıbrıs” aday olabilir görüşünü belirtti. O güne kadar “Kıbrıs meselesi halledilmeden Kıbrıs AB üyesi olamaz” görüşü ile Türkiye’yi ve bizi oyalayanlar Rum idaresini, (sözde “Kıbrıs’ı”) üye yaptılar. Gerçekte üye yaptıkları AB’nin tüm ilkelerine tükürmüş olan Rum ortaktı. Müzakerelerin başlayabilmesi için de yeniden hukukçulardan görüş alındı. Beklendiği gibi bu güzide hukukçular,  “Kıbrıs’ın AB ile müzakerelere başlamasında bir sorun yoktur” dediler; yani adadaki bölünmüşlük, on yıllarca devam eden siyasi sorun, Türk halkının durumu, müzakerelerin başlamasına engel teşkil etmiyormuş. Rum idaresinin sadece Rumlar tarafından seçilen bir idare olduğu, Kıbrıs Türklerinin ayrı seçim hakları, bu iki ayrı seçim yapılmadan tek tarafın seçeceği kişilerin meşru hükümet olamayacağı düşünülmemiş bile. AB’nin demokrasi hayranlığı, Kıbrıs Türklerinin demokratik haklarını yok farz etmekle şereflenmiş oldu.
Böylelikle müzakereler başladı ve Rumların verdikleri para ile görevlendirilmiş olan ünlü hukukçuların görüşleri doğrultusunda eli kanlı Rum idaresi AB üyesi ilan edildi. 1960 antlaşmalarının temelini teşkil eden Türk-Yunan dengesine ağır bir darbe indirilmiş oldu. Silahla yıkamadıkları Zürih-Londra Antlaşmalarının sağlam zemininde bir çatlak belirdi. Maksat da bu idi: Türk-Yunan dengesini Yunanistan’ın lehine bozmak, garantilerden kurtulmak!
Hukukçulara kızma hakkımız yoktur. Onlar, müvekkillerinin davasını savundular. Suç, bu tek yanlı raporları kendi hukukçularına inceletmeden, Kıbrıs’ın gerçeklerine bakmadan, “Kıbrıs’ta bir de Türk halkı ve Türk kesimi var, bunlardan da görüş alalım” demeden suçlu, eli ve geçmişi kanlı Rum ortağı “Kıbrıs” olarak üye yapan AB makamlarınındır.
Raporu okudum. Bu raporda “Kıbrıs”  dedikleri Rum idaresini üye yaptırmak için Rum idaresinin hukukçuları, tabir caiz ise, iğne deliğinden deveyi geçirmişlerdi. Takdir etmek lazım. Ancak, bu rapor, Kıbrıs meselesini Türkiye’nin önüne engel yapma ön kararı olmamış olsaydı, tarafsız bir AB, “Türkler ne diyor?” diye sorar ve ondan sonra karar verirdi.
Şimdi biz, bu önyargılı AB’yi, “Kıbrıs meselesine daha da müdahil olmaya”  davet ediyoruz. Allah yardımcımız olsun. Başka ne diyebiliriz?

Yazarın Diğer Yazıları