Ne günlere kaldık?

A+A-
Sami YAVRUCUK

Sayın okurlarım, sosyal hayatımızın bütününde gördüğümüz, kabul edilmeyecek ölçüsüzlüklerden en çok rahatsız olanlar, benim gibi yaşı kemale ermiş kişilerdir.
Geçirdiğimiz hafta içinde günlük
gazeteleri gözden geçirirken okuyarak muhatabı olduğum ve kabul edemediğim birkaç değişik konuyu sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Başbakan Tayyip Erdoğan, çoğunluğu yabancılardan oluşan “Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası” (ERK) üyelerine, resmi konutundaki yemekli toplantısında Avrupalı patronlardan, Türkiye’ye yatırım yapmaları için bir trilyon euroluk destek istedi ve küresel ekonomiyle bütünleşmiş bir ülke olarak krizden az da olsa etkilendiğimizi ifade etti. “Türkiye AB’ye yük olmaya değil,
aslında yük almaya geliyor” deyip,
Avrupalı sanayicilerden ülkemize yatırım yapmalarını istedi.
Bizim bildiğimiz, Avrupa sanayicileri Cumhuriyetimizin kalkınması için bugüne kadar ülkemize yatırım yapmamışlar, yalnızca halkımızı “israf ekonomisi”nin esiri yapmanın her türlü yollarını aramışlardır. Neticede, Türk ekonomisi AKP iktidarı döneminde küçülmüş ve 2008 yılından sonra da dev şirketler çökmeye başlamıştır. Küçülen ekonomimiz de, bugünkü işsiz ordularımızı yaratmıştır.
Bugün, Türkiye Cumhuriyetimiz her gün 110 milyon dolar faiz ödüyor, yani her ay 3,3 milyar dolar, her yıl da 39,6 milyar dolar faiz ödüyoruz.
27 Mart günü okuduğum bir makale, bizlere israf ekonomisinin, yalnız ulaşım araçlarındaki durumunu göstermiştir; Cumhurbaşkanımızın iki uçağı ve Limuzini var, Başbakanımızın da iki uçağı ve helikopteri var. Devlet kuruluşlarımızın, ekserisi Mercedes markalı olmak üzere 87.130 makam aracı, Belediyeleri de eklersek 125.000 makam aracımız var. Durumumuzu tespit etmek ve israfımızın ölçüsünü görebilmek için de, Almanya’nın 11 bin, Japonya’nın 10 bin, Fransa’nın 9 bin makam arabasının olduğunu bilmemiz yeterlidir. Bu tablo, AKP’nin yedi sekiz yılda Cumhuriyetimizi nereden nereye getirdiğinin göstergesidir.
Gazetemiz yazarlarından Sabahattin Önkibar kardeşimin “Politika Günlüğü” köşesinde “Validebağ Korusu peşkeş çekilecek, dikkat!” başlıklı yazısı, beni çok etkiledi. İstanbul’da otuz yıl ikametgah olarak kullandığım ve her sabah yürüyüş sporu yaptığım evimin karşısındaki, Altunizade ile Koşuyolu arasındaki Validebağ, Üsküdar’ın merkezi sayılan çok büyük ve güzel bir ağaçlık alandır. Bu dev koru, o çevrenin oksijen deposu ve yöre halkının soluklandığı yeşilliktir. Kenar köşelerinde de çevre halkının ihtiyaçlarına cevap veren eğitim ve sağlık kurumları, okullar ve hastahaneler vardır.
İşte İstanbul’umuzun büyük bir semtinin sağlık ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayan Validebağ isimli ormanlık arazi için TOKİ’ye son günlerde ardı ardına değişik projeler gönderiliyormuş ve bu konuda Başbakan’a ricacı olanlar da varmış.
Benim bildiğim kadar, on yıldan beri bu konuda çeşitli kuruluşlar tarafından değişik isteklerde bulunulmuş, fakat eğitimcilerimizin önderliğinde gönüllü kuruluşlarımızın ormanlık alanda tertiplediği toplantıların basına intikali, istekleri önlemişti.
Bu konuda en büyük görev hiç şüphesiz Üsküdar Belediye Başkanlığına düşmektedir. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara’nın seçim beyannamelerinde Validebağ Korusuna önem verdiğini düşünerek, kendilerini sessizlikten vazgeçmeye ve tekrar göreve çağırıyorum.
Tanrı Türk’ü Korusun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları