Silikon Vadisi'ne Büyükelçi

Baytekin -Flash Gordon- filmlerine dönen Türk Alman gerilimleri çoğalsa da, ana konu hep aynı. Fetö kalkışması ve getirdiği problemler devamlı gündemde. Tartışmaları ise 31 kısım eski filmlerden beter. Aynı tipler, aynı şeyleri söylemeye devam ediyor. Arada değişik laf edeni görünce seviniyorum. Bu defa hep hükümet sözcüsü gibi izlediğimiz Prof. Dr. Tayyar Arı'ya kilitlendik. Kendisinden beklemediğimiz konuşmalar yaptı: "CHP'nin yürüyüşü Ak Parti'ye puan olur." Cümlelerinden biri de "Toplum son üç yıldır yoruldu. Özellikle seçimlerden" idi. Arı'nın "OHAL nereye kadar sürecek" sorusu ve ardından eklediği "Bu işler bir an önce sonlanmalı ve normal düzene geçilmeli"ye katılmamak mümkün değil. Gerekçe olarak OHAL şartlarında yatırım zorluğunu gösterdi.

Bir de hep aynı takımda gördüğümüz Av. Aladdin Varol'un durumu var. Ona göre "Yürüyüşün kendisi de zamanlaması da yanlış. CHP'nin yaptığı Fetö'cülere umut ışığı oluyor". Varol'a göre bu tip yürüyüşleri İsviçre veya Danimarka gibi olduktan sonra yapmalıymışız. Onun mantığına göre 15 Temmuz kalkışmasına aktif olarak katılanların sayısı 6-7 bin kişi. İçeriye alınanlar ise 95 binin üzerinde. Anlayacağınız "kurunun yanında yaş da yanıyor faciası". Varol'a göre "OHAL Mağdurları Komisyonu"nun kurulması başarı. Aradan bir yıl geçtiğini söylemiyor. Bu kadar süre cezaevinde kalanları anlatmıyor. Benim yorumum Av. Aladdin Varol, Reşat Petek'in izinde. Önce milletvekili olacak. Sonrası Allah kerim.

Türkiye'nin Gündemi'nde en önemli lafları yine Prof. Dr. Emre Bağce etti. Ancak, bağırıp çağırmadığı için bunlar gürültüye gidiyor. Aynı ekipten Av. Uğur Poyraz müthiş savunmacı olduğunu ispatladı. Karşısındakileri, kendi laflarıyla mat ediyor. Saatler süren tartışmada beklediğim tespiti Poyraz'dan duymakla mutlu oldum; "Biz nelerle uğraşıyoruz. Danimarka'ya bakın, Silikon Vadisi'ne Büyükelçi atadı". Evet, bu gelecek yüzyılın hamlesi. Kopenhag'ın teknoloji devrimini ne kadar ciddiye aldığının da işareti. Bu kafadaki Danimarka'da elbette hukuksuzluk olmaz, adalet çiğnenmez. Darısı başımıza...

***

Mekanik futbol

"Konfederasyonlar Kupası" acı gerçeği ortaya koydu. Finale kalan Almanya'ya bakınca bunu anlamanız mümkün. Panzerler, Latin futbolunun temsilcilerinden Meksika'yı ezip geçti. Fizik gücü yüksek, dümdüz oyunculardan kurulu Almanlar göze de hitap eden ülkeyi parça parça ettiler. Böylesi futboldan memnun kalmayanlardanım. Amaç sadece kazanmak ise, bu akımı yakında her kıta ve her ülkede görürsünüz. Adına "eski Demirperde sistemi" diyebilirsiniz. Dilerim finali Şili kazanır da benim tezim yıkılır. Futbolun bir şov olduğu yüzlere vurulur.

***

İlle de boks

Orhan Ayhan'la yayın hayatının ana unsuruna dönmüştü; boks. Bu sporun en önemli isimlerinden George Foreman işlendi. Öyle bir boksör ki tam 46 yaşındayken dünya şampiyonu oluyor. Porto Rico'nun gelmiş geçmiş en büyük dövüşçüsü Jose Roman'ı 55 saniyede nakavt ediyor. Boks tarihinin en önemli enstantanesi ona ait. Joe Fraizer'ın iki ayağını aynı anda yerden kesen yumruğun sahibi. Bizim için en unutulmaz tarafı, 1974 yılında Kinshasa'da Muhammed Ali'ye yenilişi. Bu müsabakanın TRT'den yayını ve Orhan Ayhan'ın anlatımı da unutulmazlardandır. O tarihte Türkiye'de televizyon bulunan her evde sahura kalkar gibi saatler kurulmuştu. M. Ali'nin taktik savaşı ve sonunda koca devi indirişini unutmak mümkün değil. Tüm dünyada yapılan anketler sonucu "Asrın maçı" ilan edilmişti.

***

Yeni isim

Celal Sayalı'nın Survivor'la ilgili yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum: "Bundan böyle Survivor'ın adı "Kim daha muhtaç" olmalı. Neden mi? Mücadele başladığı andan itibaren Adem Kılıçcı'nın bir öğretmen olduğunu dahi bilmeyen yorumcular izlettirildi. Bunlar devamlı olarak "şampiyon Gönüllüler'den çıkmalı çünkü Ünlüler'in paraya ihtiyacı yok" temasını işlediler. Hal böyle olunca "Yarışmaya, mücadele edip bir tarafları kırmaya gerek yok". Yarışmacılar 5 ay boyunca "Paraya ne kadar ihtiyaçları olduğunu anlatsınlar yeterli olacak". Halkımız da oyları buna göre kullanır ve birinci ilan edilir."

...

ATAMAYA BAKIN: Şimdi de pandispanya gazetesinden bir alıntı yapmak istiyorum.

"RTÜK daha önce televizyon programında küfür ettiği için ceza verdiği Salih Tuna'yı -asıl ismi Davut Kayacı- TRT Yönetim Kurulu Üyeliği'ne seçti. Hem de kültür-sanat kontenjanından. Daha önce sinkaflı cümleler kurduğu kanala yine RTÜK tarafından ceza kesilmişti."

Birileri çıkıp bu atamayı izah edebilir mi? Bu zatın ödülü ise ikiye katlandı. Yazdığı köşe daha çok satan gazeteye nakledildi. Demek ki önemli olan "yandaşlığın ölçüsü".

Yazarın Diğer Yazıları