Sona doğru

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Belediye seçimleri de arkada kaldı. Hükümet artık verdiği sözleri yerine getirmeye ve milli davayı selâmete çıkarmak için gereğini yapmaya başlamalı. Demokratik varlığını ve olgunluğunu bir kez daha kanıtlamış olan KKTC ve onun kahraman halkı, dünyaya ve sahte bir unvan altında Kıbrıs’a sahip çıkma eylemini sürdürmekte olan Rum idaresine kırmızı çizgilerini hiç çekinmeden açıklamalıdır. Görüşmelere sırf zaman kazanmak için katılmakta olan suçlu Rum tarafı hizaya gelmeli, Kıbrıs meselesinin Enosis için 1963’de başlatılan bir hainlik hikâyesi olduğunu açıklamak zorunda bırakılmalıdır.
Sn. Talat’ın başlattığı tek devlet, tek egemenlik esasına dayalı görüşmelerden iki halka dayalı, egemen KKTC’nin varlığını kabul eden bir sonuca varmak için gereken yapılmalı, Sn. Eroğlu’nun halkına verdiği söz yerine getirilmelidir. Sorun, Sn. Talat’ın kabul etmiş olduğu 23 Mayıs 2008 çerçevesinde bu yol Sn. Eroğlu’na açık mı, değil mi sorusuna verilecek cevaba bağlıdır. 23 Mayıs 2008 müşterek açıklamasına bakalım:
 “Siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon; ortaklığın iki eşit statüdeki kurucu devletlerin oluşturduğu tek uluslararası kimlikli federal bir hükümeti olması konusunda mutabık kalınmıştır ve sonucun adı da KIBRIS BİRLEŞİK FEDERAL CUMHURİYETİ (United Federal Republic of Cyprus) olacaktır”.
Demek ki “birleşik, federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti” oluşturulacaktır. O halde, Kıbrıs’ta bir ayrılık vardır ki, görüşmelerin egzersizi bu iki ayrı üniteyi federal bir çatı altında birleştirmek egzersizidir. Bu federasyonu “iki eşit statüdeki kurucu devletler oluşturacaktır” deniyor. Kurucu devletlerin böyle bir oluşumu meydana getirebilmeleri için, siyasi eşitlikleri kabul edilmiş olan tarafların kendi kaderlerini tayin haklarının bulunması ve bu devletlerin egemen devletler olmaları şarttır.
Geçmişteki BM planlarında bunun yolu yöntemi açıkça kayda alınmıştır: Kurucu devletler, merkezi kuruluşa, kararlaştırdıkları egemenlik yetkilerini verirler; arta kalan yetkileri egemenlik yetkileri olarak kendileri kullanırlar. Merkez’e uluslararasında Federasyonu temsil etme hakkı verilir; kurucu devletler de, isterlerse, kendi alanlarında, kendi karşıtları ile uluslararası antlaşmalar yapabilirler. Tarafların eşitliği egemenliklerinden kaynaklanır, bu nedenle dokunulamaz; kurucu devletlerin sınırları egemenlikten kaynaklandığı için uluslararası niteliğe sahiptirler, dokunulmazlıkları vardır. Kurucu devletlerin halkları, kendi kaderlerini tayin haklarını kullanarak böyle bir anlaşmayı ayrı referandumlarda onaylayacaklarına göre, Rumlar yine haylazlığa kalkıştıkları takdirde, ayrılma hakkı da kendi kaderini tayin hakkının bir gereğidir. Bunun varlığı, yeni haylazlıklara karşı bir garantidir de.
Sn. Talat’ın, Hristofyas’ı masada tutmak veya masaya getirmek için başlangıçta yapmış olduğu “ben ayrı devlet, ayrı egemenlik isteyecek kadar aklımı peynir ekmekle yemedim” beyanatlarının Sn. Eroğlu’nu bağlayıcı hiçbir yönü yoktur ve yukarıda işaretlediğim hususların hiçbiri 23 Mayıs 2008 anlaşmasına ters düşmez; böylelikle “kurucu devletlerden” bir tanesinin KKTC olması da doğal bir sonuç olur. Kıbrıs’ın gerçekleri budur. Bu sonuç, bu nedenle TBMM’de oybirliği ile alınmış olan milli karara ve KKTC meclisinden alınan karara da uygundur.
Sn. Talat, özel konuşmamızda “tek halk” formülünü kabul etmediğini ve Kıbrıs Halkının egemen bir halk olduğunu, bu halkın kendi kaderini tayin hakkı olduğunu da bildiğini söylemiştir. O zaman, bu konularda tam aksini düşünen Hristofyas’a neler söylediğini ve egemenliği ile kendi kaderini tayin hakkı olan Kıbrıs Türkleri adına, hangi yetkiye dayanarak Hristofyas’a ve dünyaya “ayrı egemenlik, ayrı devlet” istemediğini ilân ettiğini açıklaması gerekir. Esas olan, 23 Mayıs 2008 mutabakatında Sn.Eroğlu’nu, yukarıda açıklamasını yaptığım yorum çerçevesinde halkına verdiği sözleri yerine getirmesini engelleyecek bir şey olmadığını açıklamasını beklemek hakkımızdır. Aksi halde 23 Mayıs mutabakatı Hristofyas’ın savunduğu çizgide kalırsa geleceğimiz çok zor durumda kalacaktır. Hristofyas’ın tek halk, tek devlet, tek egemenlik, AB normlarına göre serbest yerleşim, kurucu devlet yerine kurucu vilâyet, tek halkın demokratik teşekkülü, kurumların birleştirilmesi, Garanti Antlaşmasının lâğvı, Türkiye AB üyesi olmadan Kuzeyin de AB’ye alınması, mal mülk konusundaki görüşleri, toprakla ilgili talepleri, hudutların merkezi hükümet tarafından zaman zaman değiştirilebileceği gündemde kalmaya devam edecektir ve “ayrı devlet, ayrı egemenlik istemediğimizi” hatırlayan sözde dostlar da Hristofyas’ı destekleyeceklerdir.

Yazarın Diğer Yazıları