Üçlü konferans mı?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Rum basınına göre İngiltere  “Garantilerin üçlü konferansta ele alınmasını” önermiş. Üç Garantör ülkenin Kıbrıs meselesini kendi aralarında görüşmelerine kimsenin karşı çıkma hakkı yoktur, ancak, bu önerinin, Rum Meclisinin Garanti Anlaşmasını oy birliği ile ret etmesinden hemen sonra, İngiltere’den gelmesi, çok manidardır.
Bilindiği gibi Rum meclisi Garanti Anlaşmasına saldırmadan önce ve TC ile KKTC tarafı “Garantiler kırmızı çizgimizdir” açıklamasını yaptığı bir zamanda İngiltere’nin hiç gereği yokken “Garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğunu açıklamasını”  da oldukça acayip, gereksiz ve Rum’a ışık tutan bir girişim olarak değerlendirmiştik. Türk tarafı “Garantiler kırmızı çizgimizdir” derken, İngiltere’nin Garantileri görüşme hevesi hiç de hayra alamet değildi. Hemen bunun arkasından Rumların Mecliste aldıkları karar geldi.
Bilindiği gibi Türkiye geçmişte “dörtlü”  veya “beşli”  konferans önermiş fakat Rum tarafı bunu “KKTC, Kıbrıs Cumhuriyeti seviyesine çıkarılıyor” diye ret etmiştir. Bu durum karşısında Garantör addedilen fakat her fırsatta Rum’dan yana ağırlığını koymuş olan İngiltere’den Rum liderliğine “artık kendinize geliniz; Kıbrıs’ta iki eşit ortak vardır ve Kıbrıs meselesinin müzakere edileceği her yerde ve her toplantıda, her toplantının her oturumunda eski ortağınız Kıbrıs Türklerinin temsilcileri de bulunacaktır” demesini beklerdik. İngiltere’nin üçlü konferans önerdiği haberini veren Rum basını, Türkiye ile Yunanistan’ın bu öneriyi kabul ettiklerini ancak Papandreu’nun Hristofyas ile istişareden sonra bu toplantının Kuzeydeki seçimlerden sonra yapılmasından yana olduğunu, Türkiye’nin ise “toplanmadan yana olduğunu ancak Garantilerden bahsetmediğini” duyurmaktadır. Bizdeki basın, her nasılsa, KKTC kelimesini ağzına almayan Papandreu’nun Hristofyas’a “KKTC seçimlerinden sonra”  dediğini yazmaktadır. (Tercümanlar, Rum’ca dan Türkçeye yaptıkları çevirilerde dikkatli olmalı, Rum ile Yunanın ağzından çıkan sözü kullanmalı, bunu bizim hoşumuza gidecek şekilde tercüme etmemelidirler.)
Garanti Anlaşması ve bu anlaşma ile adaya gelmiş olan Türk Alayı, Türkiye’nin müdahale hakkı, sadece üç Garantörü ilgilendiren bir konu değildir. Garantinin fiili ve etkin olması, Rum tarafının ne yapacağını bilen rahmetli Dr. Küçük ile benim ısrarımız üzerine tanzim edilmiş bir anlaşmadır. Bu garanti verilmemiş olsaydı 1959’da Zürih ve Londra Antlaşmaları yapılamayacaktı.  Ortaklık Devletinin kalıcılığı Enosis’in yasaklanmasına bağlıydı. Kıbrıs Türklerinin yaşam hakları da Rumların ortaklık devletini benimsemelerine! Halbuki Makarios “tam bağımsızlık”  istiyordu ve ortaklığı garantileyen, Enosis’i yasaklayan Garantileri “bir koloni idaresinden kurtulayım derken, üç koloni idaresine girdim” diyerek kötülemekteydi.
Garanti Anlaşmasının esas görevi ortaklığı ve ortakları korurken, ada üzerinde Türk-Yunan dengesini de korumaktır. Bu nedenle Kıbrıs, bir bütünken bile, Türkiye’nin de üye olmadığı bir kuruluşa Kıbrıs üye olamazdı. İki Garantör (İngiltere ve Yunanistan) sayesinde “Kıbrıs Cumhuriyetini” yıkmış olan, gayrimeşru, eli kanlı Rum idaresi 47 yıldır “meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak dünyayı kandırmakta, şimdi de AB üyesi olarak 1960 Antlaşmalarının köküne kibrit suyu dökmektedir. İngiliz’in, Garantileri üçlü konferansta görüşme önerisi, bu sahtekârlar için yeni ve olumlu bir açılım olmaktadır, yeter ki KKTC’nin temsilcileri bu tür konferanslara davet edilmesin!
Garantörümüz, Anavatanımız Türkiye’nin İngiliz’lere “müdahale hakkımız olmasaydı Kıbrıs’taki Türk ortaktan eser kalmayacaktı. Onların hayatını kurtaran bu anlaşmanın ele alınacağı her toplantıda KKTC olarak hazır bulunması şarttır” diyeceğini ümit ederiz. Çünkü fiili ve etkin garanti olmazsa, Kıbrıs’tan yok edileceğimizin bilinci içindeyiz. İngiliz’in oyununa gelmeyelim. Garantileri ele alma zamanı Türkiye’nin de Avrupa Birliğine tam üye olarak Türk-Yunan dengesinin AB zemininde oluşmasından sonradır.

Yazarın Diğer Yazıları