Zoraki evlilik

A+A-
Rauf DENKTAŞ

“Geçmişten ders almayanın hakkı kötektir” diye bir atasözü olsa tam bize
göredir. Sn. Downer “görüşmelerdeki hedef 1960’a dönüş değildir” diyor ama 1960 Antlaşması ile meydana gelmiş olan  “fonksiyonlar açısından federatif, ortaklık devletinde, eşitliği kabul edilmiş addedilen Kıbrıslı Türkler olarak”  görüşmelerde elde edilen bilgilere baktığımızda 1960’dakinden daha karmaşık bir evliliğe götürülmekte olduğumuzu görmekteyiz. 1960’da bu evlilikten bir an önce kurtulup sevgili Atina’ya kavuşmak için çırpınan Rum tarafı vardı. Makarios’a göre bu kendisine zor ile kabul ettirilmişti. Sonucu kan ve can vererek biz yaşadık.
Bu kez, Annan Planı referandumunda iyice kazıklanmış, aldatılmış olan Türk tarafının çoğunluğu da 27 yaşına getirdiği Devletinden, egemenliğinden ve Ankara’nın fiili ve etkin garantörlüğünden ayrılmak istemiyor; Hristofyas’ın  “hedef Kıbrıs Türklerini Türkiye’den ayırmaktır, Türkiye’yi adadan söküp atmaktır; asimilasyondur”  sözlerini unutmuyor ve Anavatandan böyle bir ayrılığın, (Rumlar tarafından istenmeyen karmaşık, iç içe bir ortaklıkta anlaşma olsa bile), birkaç yıl içinde başına neler getireceğini gayet iyi biliyor.
Başpiskopos Hrisostomos Kiliseyi seferber etmiştir. “Hristofyas’ın yolu, milli yol değildir” diyor. Geçen defa da yazmıştım.  “Artık güçlüyüz; gerçek hedefin Enosis olduğunu açıklayalım” demişti. Akritas Planının son kısmını okumaktadır. Akritas planında da  “dünyaya mücadelenin Enosis için olduğunu, en son safhaya geldiğimizde açıklayacağız. Birinci safha 1960 Antlaşmalarının adalete ve demokrasiye aykırı olduğunu anlatma safhasıydı. Bunu son üç yılda başardık. Şimdi ikinci safhaya geçiyoruz”  denmekteydi. İkinci safhayı da 1963’ün Noel’i ile kutlamışlardı. AB üyeliği ile Enosisi  dolaylı şekilde elde ettiklerine inanıyorlar. Şimdi istedikleri müzakere yolu ile bizim de imzamızı alarak meseleyi mühürlemektir.
Başpiskopos’un son marifeti kiliselerin tümünde, büyük masrafla bastırdığı broşürleri Pazar günleri dağıtmak.  “Gerekirse Kilisenin tüm servetini milli davanın selameti için harcarım”  diyen de o.
Broşürde şunlar var:  “Dönüşümlü başkanlığa ve ağırlaşmış oy sistemine Hayır.
Garantilere Hayır. Cumhurbaşkanımız dönüşümlü başkanlık ve ağırlaşmış oy sistemi ile ilgili önerilerini derhal geri çekmelidir, çünkü bunlar tehlikelidir ve ırkçılıktır. Kıbrıs Cumhuriyetini lağvedecek mahiyettedir ve AB prensiplerine aykırıdır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem yoktur. Demokratik bir sistem üzerinde ısrar edileceğine Cumhurbaşkanımız cesur bir kararla demokrasiden de vazgeçti. Görevimiz ulusal kimliğimizi (Yunan Kıbrıs’ın Yunanlıları) korumak ve vatana sahip çıkmaktır. Düşünün 1963’de ve 1974’de bu sistemle Cumhurbaşkanı bir Türk olsaydı, bugün durum ne olurdu?” Başpiskopos, broşüründe Türkiye’yi de unutmuyor. Türkiye böyle bir sistemi ne diye ülkesinde uygulamıyor diye şirretleşiyor. Başını kaldırıp dünyaya bir baksa Başpiskopos da Milli mücadele ile kurulmuş üniter Türk devleti ile, 1960’da Uluslararası Antlaşmalarla meydana gelmiş, Uluslararası dengeler üzerine oturtulmuş, iki millet arasında kurulan garantilenmiş bir ortaklık devleti arasındaki farkı görecektir. Üniter Türk Devletinin hudutları, o hudutlar içinde yaşayan millet tarafından bütün dünyaya baş kaldırarak çizilmiştir. Kıbrıs’ta Enosis yüzünden Türk-Yunan savaşı çıkmasın, NATO’nun bu kanadı kopmasın diye meydana getirilmiş olan ortaklık devletini Enosis için yıkan taraf biz değiliz. Adayı Yunan yapmak için başlayan eylemlerinizin sonucu iki devletli bir Kıbrıs meydana getirmiştir. Şimdi siz  “Kıbrıs” , Kıbrıs Türkleri de bu Kıbrıs’ın içinde demokratik açıdan sizin azınlığınız olamaz. Bunu istemek hakkınız da yoktur. 1960 Antlaşmalarını anti-demokratiktir, size haksızlıktır diye yıktınız ve adanın tümünü almak istediniz. Başaramadınız. Toplu mezarlara lâyık gördüğünüz Türk ortağa  “sen kendi müesseseni, kendi devletini kuramazsınız”  demek hakkı kimsede yoktur. Talat-Hristofyas görüşmeleri ile yeniden, anti-demokratiktir diyeceğiniz bir anlaşmayı biz de istemiyoruz. Bu nedenle, her iki halkın kendi bölgesinde/devletinde kendi demokrasisini çalıştırmasından daha iyi bir hal çaresi yoktur. İki devlet arasında saldırmazlık anlaşması yapılır; AB’de, BM’de nasıl temsil edilecekleri konusunda anlaşma yapılabilir. İyi komşuluk, yeniden kan akmasından çok daha iyidir. Biz sizin veya Kıbrıs’ın düşmanı değiliz ancak
47. yıla girmiş olan düşmanlığınızdan, sinsice, silahla yapamadığınızı diplomatik yollardan yapma gayretinizden bıktık usandık. Artık aklın, mantığın yoluna geliniz; 47 yıldır başaramadığınızı şimdi dünyayı e bizi kandırarak başaracaksınız inancından vazgeçiniz. 1963-74 arası yaptıklarınızdan pişmanlık duyduğunuzu da açıklayınız ki insafa geldiğinize biz de inanalım.

Yazarın Diğer Yazıları