AKP tek başına çözebilir mi?

Cizre'deki terör saldırısından sonra, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Artvin'de konvoyuna yapılan saldırıda şehit düşen jandarma er Fatih Çaybaşı'nın cenaze törenine katılmak üzere, Erzincan'a giderken "Terör öyle bir noktaya geldi ki bir siyasal partinin tek başına çözemeyeceği olay haline dönüştü. Bu konuda bütün siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının, bütün vatandaşların ortak hareket etmesi gerekiyor" diye konuştu.

Tabii bu sözlerden "Kılıçdaroğlu millî mutabakat hükümeti istedi" yorumu çıkarılamaz. Zaten "başkomutanımız" propagandalarıyla hiçbir hukuki dayanağı olmadan AKP iktidarının tüm yetkilerini fiilen şahsında toplayan Tayyip Erdoğan'ın, iktidarı muhalefetle paylaşmak gibi bir tercihe evet demesi mümkün değildir. Fakat olaylar öyle hızla gelişiyor ki, bir millî hükümet kurulması, Türkiye'nin önüne gelecektir.

Denilebilir ki, "Şimdiki hükümet millî değil midir ki, onun yerine başka bir hükümet kurulsun?"

Herkes kendi vicdanında bu soruyu cevaplandırsın. "Herkes" derken, AKP'ye oy veren seçmeni de kastediyorum.

***

Türkiye, FETÖ, IŞİD ve PKK/PYD gibi üç belâ ile aynı anda boğuşuyor. Bu üç belânın da dışarıdan desteklenmekle birlikte bizim coğrafyamızın, kültürümüzün, tarihimizin ve bizim insanımızın içinden türediği çok açıktır. Üstelik üç belânın da bu kadar mevzi ve güç kazanmasında AKP iktidarının, başından beri dışarıdan meşruiyet araması, hatta kendi ifadeleri ile "Ankara'nın şerrinden Brüksel'in şefaatine sığınması" birinci derecede rol oynamıştır.

FETÖ belası, AKP'nin kanatları altında büyüdü, serpildi ve özellikle 2013, 2014 ve 2015'teki Yüksek Askeri Şura'larda AKP iktidarının onayıyla ordunun komuta kademelerini ele geçirdi. Yargı, emniyet ve eğitim FETÖ'ye emanet edilmişti zaten... Sorun, iktidarın, cemaati akçalı işlerden uzak tutmasından çıktı. Yoksa AKP ve cemaat aynı menzile giden iki yolcuydu. TSK'daki millî kuvvetlere yönelik, Ergenekon, Balyoz ve Casusluk suçlamalarını beraber yaptılar! Fehmi Koru, Kanal 7 haberlerinde "Ergenekon'un tasfiyesine 5 Kasım 2007'de Tayyip Erdoğan-George W. Bush görüşmesinde karar verildi" demişti.

Davaların adli polisliğini, savcılığını, hâkimliğini beraber üstlendiler. Bu iftira çamurunda beraber yıkandılar. TSK'da hâkimiyet sağlandıktan sonra cemaat, akçalı işlerden pay istedi, iktidar buna yanaşmadı! Kavga bu yüzden çıktı. Fetullah Gülen'in iktidar sahiplerinin irin dolu havuzlarından bahsetmesi, aradaki bağları koparmıştır. Tayyip Erdoğan, 17-25 Aralık'tan sonra "arkamızdan hançerlendik" demiştir. Arkadan kim hançerler? Dost bildikleriniz değil mi?

Öyle ki, silahlı kuvvetlerin kozmik odasına da beraber girdiler! Sonra ülkenin bağışıklık sisteminin şifreleri, CIA'ya sızdırıldı! Darbe girişimine bu sayede giriştiler. Ülkenin savunma mekanizmasını çökerttiklerini düşünerek darbe yapmaya cüret ettiler.

***

Diğer taraftan, Oslo süreci, "İyi şeyler olacak" diye kamufle edildi. Habur süreci, İmralı süreci, akil adamlar süreci, Dolmabahçe süreci neydi? AKP iktidarı, bu süreçte PKK temsilcileri ile birlikte Yeni Anayasa yapmaya soyunmadı mı? Bugün bile Anayasa Mahkemesi'ne "akil adam"lardan biri atanmadı mı?

Yine ABD güdümlü dış politika ile Libya ve Suriye kan gölüne çevrilmedi mi? IŞİD denilen belâ bu gaflet ve dalaletten doğmadı mı? Musul IŞİD tarafından işgal edilirken seyirci kalınmadı mı?

***

Şimdi bir iktidar, kendi yaydığı mikroplar yüzünden ülke bütününde yaygınlaşan hastalığı tedavi edebilir mi?

Bu sebeple millî hükümet kurulması şarttır. Nasıl kurulur; o ayrı bir konu. Önce böyle bir ihtiyaç olduğunu herkes görmeli. Yoksa hepimize gösterecekler!

Yazarın Diğer Yazıları