Bahçeli ve Davutoğlu'nun yanlışı...

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Sadece siyasette değil hayatın içinde de muhaliftir gazeteci. Aksi halde yandaş ve taraf olur ki o vakit gazeteci kimliğinden uzaklaşır. Belki de bu yüzden genç yaşta girdiğim siyasette başarılı olamadım lakin keşkem  de olmadı. Gazetecilikte mesafe alabilmemi de siyasette mesafeli ve muhalif olmama borçluyum. Haksızlık karşısında susmak, yanlışı görmezden gelmek hiç bize göre değil. İnternet bilgilerine pek tevessül etmem. Kaynağından, yaşayan tanıklarından doğrulamayı tercih ederim. Son bir hafta Tuğrul Türkeş'in hükümette bakanlık teklifini kabul edişiyle beraber ağzı olanın konuşmasına karşı çıktım. Siyasi nezaketi hiçe sayan sosyal medya çığırtkanlarına söylenecek fazla bir şey yok. Fakat "devlet adamı" kişiliği ve yüklendiği ağır sorumlulukla hareket etmek zorunda kalanların bu durumda ağzından çıkanlara daha fazla sahip olması gerekir. Öfkelerini kontrol etmeleri gerek. Nitekim Sayın Devlet Bahçeli, Tuğrul Türkeş'e ve Recep Tayyip Erdoğan'a olan öfkesi yüzünden çok değil 24 yıl önce cereyan eden bir olayda sehven hata yaptı. Konu bu günlerde yeniden gündemde. 1991 ittifakı seçimlerini bu sütunlardan 7 Haziran öncesi yazdım.

Sayın Bahçeli MHP'nin MYK toplantısında yaptığı konuşmada anlatmış, daha sonrasında da basına yansıdı. "Erdoğan 1991'de Türkeş'e tuzak kurdu" başlığı ile halen internette gündemde. 91'de Sayın Bahçeli MÇP'nin Genel Sekreteri, bu satırların yazarı da İstanbul İl Sekreteriydi. Merhum Türkeş'in yanında adına "Kutsal ittifak" denilen seçim iş birliğinin bütün aşamalarına şahit oldum. Aday listelerinin oluşumuna, karşılıklı güven bunalımlarına hatta bu güvensizlik yüzünden listenin YSK'ya teslimine kadarki tüm aşamaların birinci derecede tanığıyım. Dahası "isyankârı" olarak tanındım. Zira MÇP'nin her seçim bölgesinde adayı yoktu. Örneğin İstanbul'da, İzmir'de, Güneydoğu illerinde. Zira aday listesi, son seçim olan 1989 belediye seçimlerinde alınan oy miktarları hesaplanarak yapılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan da o sırada RP İstanbul İl Başkanı ve milletvekili adayı idi. Erdoğan'a "İstanbul'da MÇP adayı yok. Ben dahil partililerimiz oy vermez!" çıkışını yaptığımda telaşlandı. Zira Türkiye barajı yüzde 10 iken bölge barajları 6 vekilin üstündeki yerlerde 20, bazılarında 25,33 ve hatta küçük yerlerde 50'yi buluyordu. RP'nin Anadolu'nun bazı illeri dışında o sırada 7 ayrı bölge olan İstanbul'un her yerinde yüzde 20'yi geçmesi zordu. Erdoğan hemen Ankara'ya gidip Erbakan ile görüştü. İstanbul'da MÇP adayları için bazı bölgelerden RP'liler istifa etti. Hatırladığım kadarı ile Kadıköy bölgesinde Cengiz Biran altıncı sıraya, Tuzla bölgesinden bir başka arkadaşımız beşinci sıraya kondu. Bakırköy en büyük bölgeydi. Orada oyu artırmak için Erdoğan bizzat merhum Türkeş'ten "Bakırköy listesine Tuğrul Türkeş'i ekleyelim" teklifinde bulundu. "Tuğrul Bey oğlumdur. Ama listeye konması uygun değil. Bir başka arkadaşımızı değerlendirelim" dedi. Erdoğan onlarca şahidin yanında dönüp bana "Hocamız olsa hemen kabul ederdi. Sayın Türkeş'e niye Başbuğ dediğinizi şimdi daha iyi anlıyorum" sözleri ile takdirini belirtti.

İttifak heyecanla mesafe alırken RP'nin Güneydoğu müfettişlerinden Altan Tan'ın hazırladığı rapor tartışılmaya başlandı. Tan, Güneydoğu'da Türkeş'in adaylığı yüzünden oy kaybı yaşanacağını iddia ediyor ve partinin ağır toplarından Fehim Adak ve 3-5 il başkanı tarafından destekleniyordu. Elbette sert tepki gösterdik. Ve MÇP'nin aday listesini yenileyip başta Erdoğan ve RP yöneticilerine ittifaktan çekilerek YSK'ya ayrı liste vereceğimizi ilan ettik. Gazeteler "İttifak Sona Erdi" haberlerini yayınlarken Oğuzhan Asiltürk ve Recai Kutan, 12 Eylül sonrasının Başbakanı Bülent Ulusu'nun "MDP listesinden bağımsız aday" formülünü geliştirip ortamı yumuşatmaya çalıştı. O sırada SHP, dönemin HEP'i ile seçim ittifakı yapmıştı. Resti sertleştirip "gidip HEP ile olun" denince baraj altında kalma korkusuyla RP'liler ayağa kalktı. Türkeş, Yozgat'tan birinci sıra ilan edildi. Hesaplamalara göre ittifak 50 vekil çıkaracak ve bunun 14-15'i MÇP'li olacaktı. Her ilde adayın olmadığı gibi MÇP'nin iddialı olduğu bazı yerlerde MÇP adayları alt sıralardaydı. Ülkücülerin "tercih" sistemini çalıştıracağını öğrenen RP'liler ısrarla tercih yapılmayacağını ilan etti. MÇP'den Erzurum'da Oktay Öztürk, Konya'da Musa Erarıcı, Servet Turgut, Aksaray'da İsmet Gür, Karaman'da Seyid Osman Sevimli, Çorum'da Muharrem Şemsek, Elazığ'da Tuncay Şekercioğlu tercih oyları ile seçildi. Devlet Bahçeli Adana'da yüzde 20 barajına takıldı. MÇP 19, IDP 3, RP 30 ile TBMM'ye toplam 62 ile girdi. Yüzde 16.82'lik oy, listeler adil olsa 20'yi geçer 20 Ekim 1991 seçimlerinin birinci partisi DYP yüzde 27.03 ile birinci parti olup yüzde 21'lik SHP yerine RP'yi koalisyon ortağı olarak tercih edebilirdi. Bu seçimin tercih kurbanı Recep Tayyip Erdoğan yerine TBMM'ye giden Mustafa Baş'ın istifasını istediyse de Erbakan'ı ikna edemedi. Vekil seçilse belki AKP olmayacaktı. Devlet Bey'in diğer yanlışı ise Erdoğan'ın "Güneydoğu raporu"na dair. Erdoğan'ın raporu O'nun Belediye Başkanlığı dönemine aittir ki o raporda Erdoğan'ın bugünkü ekibinden Mehmet Metiner'in imzası vardır. 94'te bölünme sonucu İstanbul Belediye Başkanı olduktan sonra keşfedilip, dünürü Sadık Albayrak'ın ifadesi ile "yetiştirildi". Son olarak Ahmet Davutoğlu'nun Türkeş'in mezarını ziyaretini sorgulayalım. İbriği tutuşunda bile samimiyet yok. Tuğrul Bey bunu engellemeliydi. Mezarlık siyaseti tutmaz Ekmelettin İhsanoğlu'nda da tutmadı. Mezar ziyareti yine tutmaz.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş