Başbakan'ın önerisini kabul etmeyen yazar!

A+A-
Arslan BULUT

AKP iktidarının ilk günleriydi. Yeniçağ gazetesinin Ankara bürosunun önünde Başbakanlığa ait siyah bir otomobil durdu. Siyah giyimli Başbakanlık görevlileri büroya çıktılar ve daha önce telefonla görüştükleri köşe yazarının odasına alındılar. Kısa bir selâmlaşmadan sonra bürodan birlikte çıkıp Başbakanlık binasına gittiler.

Başbakanlıktaki yetkili kişi, köşe yazarına, "Sizi uzun süreden beri takip ediyoruz. Sadece köşe yazılarınızı değil, okul kitaplarına giren şiirlerinizi, çocuk hikâyelerinizi de biliyoruz. Hem millî hem dini hassasiyetlerin sözcüsü gibisiniz... Bu niteliklerinizi Sayın Başbakan da biliyor. Bu itibarla Sayın Başbakan, konuşma metinlerini sizin yazmanızdan büyük memnuniyet duyacaktır. Özlük haklarınız da şu seviyede olacaktır" yolunda nazik bir öneri sunar.

Köşe yazarı, kendisine böyle bir öneri yapılmış olmasından dolayı teşekkür eder ve düşünmek için bir gün süre ister.

***

Yazar evine gider. Çok değer verdiği birkaç arkadaşını arar ve onların görüşlerini sorar. Arkadaşlarının görüşleri olumludur. Böyle bir görevin herkese nasip olmayacağını, Başbakan ile birlikte çalışmanın, onun konuşma metinlerini yazmanın ülkeye de hizmet olacağını söyleyenler olur. Fakat köşe yazarının içinde bir sıkıntı vardır. Kendisi ne kadar dindar ise o kadar da millî bir çizgidedir. AKP'de ise o millî karakteri görememektedir. Bu durumda, konuşma metinlerini yazarken, ister istemez inanmadığı cümleler kurmak durumunda kalacaktır. Bu da kendisini rahatsız edecek ve hatta öz saygısını kaybedecektir. Aklına Hz. Peygamber'e mal edilen bir hadis gelir: "İçine dert olan şeyi yapma!"

Kararını verir ve ertesi gün yetkili kişiyi arayarak, teklif için tekrar teşekkür ettiğini, ancak kendisinin gönülden inanmış bir Türk Milliyetçisi olduğunu, bu sebeple Başbakan'ın konuşma metinlerini yazamayacağını belirtir ve bu görevden affını rica eder. Yetkili kişi de teşekkür eder ve teklifin her zaman geçerli olduğunu belirtir.

***

O köşe yazarı, Kastamonu'nun kültür çeşmesinden su içmiş güzel insanlardan biri olan Hasan Demir idi.

Ben Hasan ağabeyi, 1991 yılında, Abdullah Kulsabey ismiyle tanıdım. Ortadoğu gazetesinde yıllarca bu isimle yazdı. Yazar kadrosunu kuran arkadaşımız Nazif Okumuş, onun gerçekte Hasan Demir olduğunu söyledi. Siyasi yazılarıyla, edebi yazılarının karıştırılmasını istemediği için böyle yapıyordu. Çocuklar için yazdıklarında kendi imzasını kullanıyordu.

Yeniçağ'ın kuruluş sürecinde bir gün "Artık köşede de kendi adımı kullanacağım" dedi. Ben Abdullah Kulsabey'in tanınmış ve sevilen bir imza haline geldiğini, Hasan Demir'in Abdullah Kulsabey seviyesine gelmek için epey uğraşması gerektiğini söyledim ama vazgeçmedi. Hasan Demir imzasını da kısa sürede kabul ettirdi.

***

ART stüdyoları orada olduğundan, 52 hafta program için Ankara'ya gidip geldim. Hasan ağabey, Yeniçağ bürosuna uğradığımda, her defasında "Ankara'ya geldiğinde otelde kalmana gerek yok, lütfen bizde kal" diye ısrar eder, hatta biraz da küserdi. Arzusu yerine gelsin diye bir gün misafiri oldum. Eşiyle birlikte gösterdikleri özeni hep hatırlarım.

Bazen Ankara'nın soğuk gecelerinde, büro yakınlarında yürüyüşler yapar, üşüyünce bir kafeye veya lokantaya girer, sohbet ederdik. Bazen Ankara'daki dostlarını benimle tanıştırır, onlarla muhabbetimi dinlemekten hoşlanırdı. Hastalığında birkaç defa ziyaret ettim, moral vermeye çalıştım ama ne fayda...

"Örnek kişilik sahibi kaç arkadaşın var?" diye sorulsaydı göstereceğim dostlardan biri Hasan Demir idi.

Nur içinde yat Hasan ağabey.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları