Erdoğan ve Türkiye yönetimi sözlerinde durabilecek mi?

A+A-
Hüseyin Macit YUSUF

Yıllardır yazılarımda, katıldığım TV programlarında ve toplantılarda Kıbrıs sorununa çözüm bulma arayışları çerçevesinde Kıbrıs'ta Rumlarla federal bir çatı altında yeniden bir araya gelinmesinin sakıncalarına vurgu yapmaktayım. Daha yakın geçmişte Rum-Yunan ikilisinin adayı tamamen Elenleştirmek için cehenneme çevirdiğini, biz Kıbrıs Türklerini topyekûn yok etmeyi hedefleyen saldırılarla, soykırım planlarıyla, kan döktüğünü, terör/vahşet yaptığını ve maalesef Megali İdea ve Enosis ülkülerinden zerre kadar gerilemediğini anlatmaktayım. Bu nedenle de Rum ile yapılacak bir anlaşmanın veya birlikteliğin fazla ömürlü olmasının mümkün olmadığına inanmaktayım. 50 yıla yakındır sürdürülmekte olan müzakerelerdeki Rum-Yunan tutumu bu görüşümü haklı çıkarmaktadır.

***

9-12 Ocak tarihleri arasında önce iki toplum son gününde de Garantör ülkelerin katılımıyla gerçekleşmesi beklenen 5'li konferans yaklaşırken endişelerim vardır. Endişem, bir asrı aşan Kıbrıs'taki Türklük ve Müslümanlık mücadelemizin zarar görmesi, bin bir meşakkatle, kanla canla kurduğumuz devletimiz KKTC'nin yıkılması ve Kıbrıs Türkünün 1950'li, 60'lı ve 70'li yıllardaki gibi zulüm ve terör ile yeniden tanışmasıdır. Kıbrıs Türkünü 1974 öncesi şartlara götürecek her türlü anlaşmanın karşısındayım. Devletimiz KKTC'yi ortadan kaldıracak, Türkiye'nin garantörlüğüne son verecek, Kahraman askerimizin ve topraklarımızı vatan yapıp buraya yerleşen Anadolu'dan gelen kardeşlerimizin geri döneceği, topraklarımızı bölüp parçalayacak, içimize değil 100 bin Rum'un 1 Rum'un dahi geleceği her türlü formüle karşıyım, muhalifim. Kıbrıs Türkünün geleceğinin devletimiz KKTC'nin gelişmesinde ve Türkiye ile ilişkilerini daha da geliştirerek dünyaya açılmasında görmekteyim. Bu konuda varoluş mücadelemizin lideri rahmetli Dr. Fazıl Küçük, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanımız rahmetli Rauf Denktaş ve 3. Cumhurbaşkanımız Dr. Derviş Eroğlu ile devletimize, anavatanımıza sahip çıkan tüm siyasi duruşların destekçisiyim.

Kıbrıs Türkleri kendi gelecekleri konusunda karar verirken Türkiye'nin, Anadolu'daki kardeşlerimizin de bu hayati kararda etkin rolünü ve hakkını, hukukunu da unutmamak lazımdır. Netice itibarı ile Kıbrıs meselesi sadece Kıbrıs Türklerini ilgilendiren bir konu değildir ve bu bütün Türk Milletini ilgilendirmektedir. Son sözü Büyük Türk Milleti söyleyecektir. Bu bağlamda, tek güvencemiz ve dayanağımız Türkiye yetkililerinin söylemleri, sözleri, taahhüt şeklindeki beyan ve eylemleri bizim için önemlidir.

***

Çok uzak tarihlere gitmeden son aylarda çeşitli vesilelerle Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmalarda Türkiye'nin garantörlüğünün olmazsa olmaz olduğunu, Kıbrıs'ta toprak düzenlemesi dışında, özellikle de Güzelyurt'un verilmesinin söz konusu olamayacağının altını çizmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Kasım tarihinde 7. Boğaziçi Zirvesi'nde yaptığı konuşmada Kıbrıs konusuna değinerek "Aylardır, yıllardır orada da yapılmakta olan görüşmeler var. Hep, sürekli oyalama, oyalama, oyalama... Taktik bu. Ne, biliyor musun? 'Siz Kıbrıs'ı tamamen bize verin, hiç bir şeye karışmayın.' diyor. Hedef bu. Dur bakalım, orada bu kadar şehit kanı var. Neyi veriyorsun? Burada bir KKTC var. Sen, Güney Kıbrıs Rum Yönetimisin. Kuzeyde de Türk Cumhuriyeti var. Bunu göreceksin. Bu da bir saygısızlıktır. Öyle veya böyle bunu anlayacaklar, öğrenecekler." değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Binali Yıldırım ise KKTC'nin 33. Kuruluş Yıldönümü olan 15 Kasım'da partisinin TBMM Grubu'nda ve en son 10 Aralık'ta bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmalarda Kıbrıs'ta müzakerelerin devam ettiğine dikkat çekerek, "Sonuç ne olursa olsun Kıbrıslı kardeşlerimizin haklarını geriye götürecek, adil temsil haklarına zarar verecek hiçbir çözüm asla ve asla kabul edilemez. Kıbrıs'ta iki taraflı, dönüşümlü başkanlığı içeren, adil paylaşımlı bir çözümü biz de çok arzu ediyoruz. Tabiatıyla Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan olayların bir daha olmaması için Türkiye'nin etkin garantisi aynen devam etmelidir. Bu konuda farklı alternatifler ortaya sürenler asla ve asla yanılgı içinde olmasınlar. Çünkü 1974'te, 1960'lı yıllarda yaşananları hepimiz biliyoruz." dedi.

Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Bakanı Tuğrul Türkeş, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve AB Bakanı Ömer Çelik'in özellikle Türkiye'nin garantörlüğünden vazgeçmesinin söz konusu olmadığı doğrultusunda birçok açıklama ve taahhütleri vardır. Kıbrıs Türkleri başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Türkiye Yönetiminin Kıbrıs Milli Davamıza ve bu kritik süreçte sözlerine sahip çıkmalarını beklemektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları