İktidar ve ortakları sorunu

Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi sadece ekonomi ile ölçülmez, aynı zamanda hukuksal kalibresiyle de ölçülür.

İnsana verilen değer bir ölçüdür.

Hem de uygarlık göstergesinin en başında yer alır.
Adı ne olursa olsun, yönetim şekli nasıl olursa olsun, o ülkenin içinde bulunduğu uygarlık seviyenin göstergesi temel insan haklarında vardığı yere göre belirginleşir.

Buyurun çevirin şimdi kameraları Türkiye’ye.

Ne görüyorsunuz?

Somali Cumhurbaşkanının oğlu, bu ülkenin yurttaşına göz göre göre çarpmış öldürmüş. Göre göre çünkü motor kurye önünde. Yolun ortasından değil kenarından sağdan gidiyor. Frene basıp yavaşlayabilir.

Video görüntülerden bunu açık ve net olarak görüp izledik.

Buraya kadar karşımızda bir olay var. Şimdi devlet bürokrasisinin haline bakalım.

Polis, ölen yurttaşımızı suçlayan hatalı gösteren, bir tutanak tutmuş. Bizim motor-kurye, haklıyken ve hayatını kaybetmesi yetmezmiş gibi bir de kendi ülkesinin haksızlığına uğramış. Dahası da var. Ölenin ailesine polis, “Oğlunuz intihar etti” demiş.

Ne kadar hazin ve üzücü bir durum.

Sonuç?

Somali Cumhurbaşkanının oğlu kaçıp gitmiş.

Bir başka olay da şu: Yemenli biri (bakan oğluymuş) gelmiş, Türkiye’de, yaşlı bir kadına çarpıp öldürmüş. Polise verdiği ifadesinde de “O bana çarptı” iftirası atmış. Hâlbuki trafikte yayanın önceliği var ve şoförün o yolda yavaş gitmesi gerekiyor.

Her iki olaya bakıldığında karşımıza bir Türkiye manzarası çıkıyor. Sosyal, siyasal, kültürel ve hukuksal sonuçlar görüyoruz.

Nedir bunlar?

1-Yabancılar Türkiye’de göz göre göre kural tanımadan yurttaşlarımızı öldürüp serbest kalıyor.

2- Türkiye kendi insanına değer vermiyor.

3-Kamu yönetimi sorunlarla dolu.

4-Temel insan haklarında sınıfta kalmışız.

5-Hukuk düzeni ve kolluk, yeterince insanın değerini önemsemiyor.

6-Siyasal iktidar, yönetsel gücü kullanırken, hukuku üstün tutmuyor.

İşte size iki örnek olay ve beraberinde getirdiği sonuçlar.

Denilebilir ki Türkiye’de trafik kazası ve bağlı olarak imtiyazlı kişilerin korunup kollanması ilk defa olmuyor. Bu söze “Haklısınız” denilebilir. Ancak, mevcut iktidar ve bileşenlerine kadar, Türkiye’de iyi kötü bir özgür basın vardı.

Duyarlıkları yüksek bir kamu düzeni ve bürokrasi vardı.

Neredeyse hiç tartışılmayan bir hukuk ve adliye vardı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin birkaç kararı dışında köy kahvesine kadar tartışılan bir adliye düzeni yoktu.

Türkiye’de “Adil yargılama” endişesi var.

Kim yaptı bunları?

Ülkeyi bu hale kim nasıl getirdi?

Hiç şüphesiz, anayasaya bağlı kalacağına yemin edip, anayasa kararlarını tanımayan, üstüne üstlük bir de “Gelin yeni anayasa yapalım” diye eskisini karalayan iktidar ve ortakları yaptı.

Neden sadece “İktidar yaptı” demiyoruz?

Çünkü iktidarın tüm kararlarında, parlamentoda ve seçim sandığında, “parmak indir, parmak kaldır” siyaset modeliyle ortaklarının “Sarsılmaz” bağlılığına dayalı somut davranışlar var. Haliyle iktidar, yaptıklarını tek başına yapmıyor. Vebal, günah, kusur, siyasi yanlış, ülkeye verilen kamu zararı, salt iktidara ait değil. Oy verenden, oy vermesi için çırpınana, parlamentoda koşulsuz olarak, ister milletin çıkarına olsun isterse olmasın, parmak indirip kaldıran ortaklar da sorumlu.

Bu sebeple Türkiye’nin gelişmişlik ve uygarlık sorunu, rejimin kalibresi, iktidarın paydaşlarıyla birlikte yarattıkları sorun. Kendi kurdukları rejimle yine kendileri adaletsiz düzen kurdular. Dolayısı ile asıl sorun iktidar ve ortaklarının kendisi.

Yazarın Diğer Yazıları