Kumpas mektupları...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Ellerinin izini görüyorum, gözlerinin sansürünü hissediyorum. Dahası üstü karalanan, silinen satırlarda, sakıncalı bulunup sahibine ulaştırılamayan mektuplardaki çığlığı yaralı yüreğimin sızlamasıyla çok daha iyi anlıyorum "görülmüştür" damgası gözümün içine sokulduğunda...

İletişim çağında "mektup da ne ki?" diyenlere inat 70'li-80'li yılların nostaljisi değil gelenler. Her birinde emek, yaşanmış acılar yansıyor satırlara... El yazısını ne çok özlediğimi hapishane mektupları yağdıkça daha iyi anlıyorum. Ucu yakılmamış, arasına kurutulmuş gül yaprakları konmasa da her birini gençlik yıllarımın aşk mektupları heyecanı ile okurken, göz yaşlarımı özgür bırakıyorum. Varsın aksın nehirlere. Şelale suyun intihar atlayışı diyenlere inat ıslaklığı, o satırları yazarken o mahpusların içine akıttıklarını hissetmenin acısı içimde... Ellerim titreyerek açtığımda zarfı, mazrufun dikeni kanatıyor fikrimi... Hiç de ince değil, kazık gibi saplanıyor... Çivi gibi çakılıyor beyne... Çaresizliğe çare olamamak ne garip şey... İnsanın elinin-kolunun bağlanması, deli gömleği giymesi ne acı...

***

Yarine, yavuklusuna, eşine, evdeşine, annesine, bacısına, ağabeyine, babasına hasret kokan mektup yazmak yerine, sessiz çığlıklarının sesi olması için hiç tanımadığı, görmediği, hısımı, akrabası olmadığı halde yüreğinin derinliğinde açan umut çiçeği sandığı birine mektup yazmak, karanlığa isyan niteliğindeki bağırtılarının yankısını beklemek nasıl bir duygudur aklınız, hafızanız algılıyor mu? "Bu kadar da olmaz ki!" diyerek masaya yumruk vurduğunuzda elinizin acısını hissetmediğiniz anınız oldu mu hiç? Tansiyonun kalbi, şekeri tetiklediği dengemin allak-bullak dağıldığı anları yaşıyorum o mektupları okuduğumda... Titrek satırların sonuna not olarak eklenmiş, eş, ana, baba, kardeş ve avukatların telefon numaralarını tuşlarken söze nasıl başlayacağımı bilememenin belirsizliği cam kırığı gibi kanatıyor içimi... Kısacası el yazılı mektuplar acıtıyor içimi...

Bu satırların yazarı yıllarca Silivri'yi su yolu yaptı... Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davalarını takip etti. Duruşma aralarında görüşüp, konuşamadıklarının mektuplarını da okudu. Kocaman bir çeyiz sandığında yılların birikimini saklıyor halen... Ancak bu denli mektup yağmuruna, duygu sağanağına yakalanmamıştı... Son iki ayda aldığım mektup sayısı 5 koca yılın yanında denizde damla gibi... Yurdun dört bir yanından geliyor pullu, kaşeli zarflar... e-postama doluyor feryatlar...

***

9 koca aydan sonra tahliye olan canım kardeşim Rüçhan Semih Ayan'ın İzmir-Şakran'dan yazdığı mektup yeni ulaştı elime... Ispartalı yiğit İbrahim Türkekul sesine ses verdiğim için teşekkür etmiş mahpus damından. Polatlı davasının muzdaripleri Uzmanlar Emrah Unakıtan ve Ahmet Söyler artık eskimiş teknoloji olan faks (belgegeçer) ile ulaşmaya çalışmış... Kocaeli-Kandıra damından polis memuru Önder Özkul 13 yaşındaki oğlunun üzüntüden lösemiye yakalandığını haykırmış. Sincan'dan Üsteğmen Koray Korkmaz, Uzman Kenan Deniz, kursiyer Sadık Emre Oral'ın avazları sağır eder kulakları... Sadık ve arkadaşlarını darbeciler Telekom'a götürüp ellerini kelepçeleyip yere yatırdıkları personeli çözdükleri için sövmüşler... Hava Harb Okulu birinci sınıf öğrencisi Mehmet Ali Arıcan Silivri'den "benden darbeci çıkar mı?" diye seslenmiş. Tunceli'de tutuklanıp Elazığ Cezaevi'nde yatan polis memuru Emrah Özdemir kütüphaneden Nihal Atsız'ın kitaplarını okuduğunu belirtip, bizden yeni kitaplar talep etmekte... Kursiyerler Cem Yalçınkaya ve Burhan Kılıççeken, Kayseri Bünyan Hapishanesi'nden müebbedin acısı ile "bir arabada üç kişiydik birimiz ağırlaştırılmış, diğerimiz normal müebbet alırken ötekimiz beraat etti... Adalet bunun neresinde?" diye soruyorlar... İşleri istinaf mahkemesine kalmış. Erkan Karaarslan Hatay'dan seslenmiş. Erkan Kaya Sincan'dan sınıf arkadaşım İdris Aksoy gibi gizli tanık rezaletinin belgelerini yollamış. Pilot Yüzbaşı, Fatih Ülker sadece kurtarma helikopteriyle uçmayı reddettiği halde içeride... Öyküsü yürek yakıyor. Etimesgut Zırhlı Birliklerde darbe gecesi rol çalmaya kalkışan sahtekar Barış Dedebağ'ın ipliğini pazara bu sütunlarda çıkarmaya çalıştım. Yaren, son duruşmada nasıl kıvırmaya kalkıştığının belgelerini göndermiş sağ olsun... Hava Harb Okulu öğrencisi İlhan'ın annesi Canan Sönmez o gece her şeyden habersiz yola çıkarılan Harbiyeli çocukların vatandaşlarla beraber İstiklal Marşı okuyup; "Türkiyem" şarkısını söylerken ki video kayıtlarını yollamış. Genç Harbiyeliler içini acıtıyor. 1962 Talat Aydemir darbe girişiminde iki devre atılmıştı. Tamam okuldan attınız da niye hapiste tutuyorsunuz bu çocukları... Kursiyer Süleyman Öğüt atılmakla kurtulmamış dışarıda garson alarak bile iş bulamadığından yakınırken arkadaşlarının hapiste olmasını sindiremediğini vurguluyor.

***

Mektupların bir kısmı İstanbul'a gazetemizin merkezine gitmiş. Sağ olsun Ahmet Yabuloğlu ulaştırdı. Okurlarımızdan ricam: "Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilciliği Şili Meydanı-Kavaklıdere Sokak 5/4 Çankaya/Ankara" adresine yollayın çığlıklarınızı. Her birini yazmam mümkün olmasa da ard arda yayınlayacağım "Kumpas Mektupları" kitaplarında mutlaka yer bulacak... Tarihe not düşme adına çeyiz sandığında korunacak...

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları