Türkçenin hâli

A+A-
Arslan TEKİN

Türk dilinin sadeleştirilmesi, kimse zannetmesin ki, Cumhuriyet'le birlikte başladı... Çok öncesi var. Eski Türk Yurdu dergilerini, eski Dergâh dergilerini karıştırın "Türkçeleştirme"yle, harflerin ıslâhıyla alâkalı bir yığın teklifle karşılaşırsınız. Öyle teklifler ki, bilinmeyen, ilk defa uydurulan kelimeler olduğu için, bu dergileri Osmanlı yazısından aktarırken çeviremedik bile... Bir kurumun başındaki dilci profesör arkadaşa metinleri göndermiş, bakmasını istemiştim. Arkadaş, kızgın bir hâlde: "Kafadan uydurmuş; böyle de okunur, şöyle de okunur." demişti. 

Türk Dili dergisinin son sayısında Prof. Dr. Hamza Zülfikar Hoca bu defa "Türkçenin Bazı İncelikleri"ni yazmış. Hoca, yıllar yılı Türkçenin meseleleri üzerine kafa yorar ve "doğru"yu göstermek ister. (Yalnız, Hoca'nın bazı  "uydurma" kelimelere rağbeti beni rahatsız eder. Bu şerhimi de düşmüş olayım!)  İkazları son derece yerindedir. Çok önce de yazdım... Her yayın organı bir "dil mütehassısı"nı bünyesinde bulundurmalıdır. Lisansüstü çalışma yapanlar tercih edilmelidir. Haber merkezlerinde çalışanlar tecrübe kazanmakla beraber, bir dilciye ihtiyaç duyuluyor. Gazeteciliğin hemen her kademesinden geçtim. Yıllarca haber merkezinde de çalıştığım için biliyorum. (Ayrıca musahhihler de vardı(r). Masalarında imlâ kılavuzu olurdu. Sık sık bakarlar, kelimenin doğrusunu bulurlardı.)

Hamza Zülfikar Hoca, makalesinin girişinde "Konuşmada, özellikle yazıda, Türkçe kelimeleri seçmeye, bunların dildeki yabancı karşılıklarını kullanmamaya çalışırız. Bunu biraz da yüzyıllarca yabancı dillerin etkisinde kalan Türkçenin; Cumhuriyet Döneminde özüne dönüşünü desteklemek, ona katkıda bulunmak amacıyla yaparız." diyor. Sonraki açıklaması mühim... Yeni kelimelerde ısrarcı olmak bizi hataya sürüklüyor, demeye getiriyor ve "anı" ile "hatıra" kelimelerini örnek veriyor, her "hatıra"nın, her "yadigâr"ın yerine "anı" diyemeyiz, mantığını yürütüyor.

Önce size Türk Yurdu dergisinden, "Türk İzciliği ve Oymak Beylerinin And İçmesi" başlıklı bir haberi aktarmak istiyorum:

"İzcilik (Boy Scout) memleketimize iyiden iyiye giriyor ve Türkleşerek giriyor. Başta Harbiye Nâzırı Hazretleri ol­mak üzere ciddi ve geniş izcilik teşkilatı yapıldı. İzcilik teşkilatında ad ve sanlar tamamen Türkçe, hatta bazıları eski Türkçesidir. Reis 'başbuğ', vekiline 'kalgay', şube­lere 'oymak', şube reislerine 'oymak beyi', izcilerin hey'et-i umûmiyesine 'izciler ocağı' deniliyor, oymaklar ortalara bölünüyor. Geçen Pazartesi günü Kalgay Parfit Bey ile oymak beyleri, Başbuğ Enver Paşa önünde boyun sınıp [kırıp] and içtiler. İzcilik töresinde yazılı and şöyledir:

'Tanrı'ya ibadet ve hakana itaat edeceğim. Daima vicdanını, vazifesini tanır ve kanuna hürmet eder yiğit bir adam olarak hareket edeceğime, vatanımı sevip sulh ve harp zamanında fedakârlıkla hizmet yapacağıma, izcilik töresine baş eğeceğime namusum ve şerefim üzerine söz veririm.'

Türk Yurdu, and için oymak beylerini kutlular ve iz­cilikte Türk iline çok ve iyi iş görebilmelerini Ulu Tanrı'dan diler." (Türk Yurdu, S. 66, 28 Mayıs 1914).

Daha neler var... Hem bu "neler"i göstereceğim, hem Hamza Zülfikar Hoca'nın değerlendirmelerini ele almaya devam edeceğim.

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları