Üniversitelerimizde neler oluyor?

A+A-
İsmail TÜRK

Bir zamanlar Güneydoğulu siyasetçiler devamlı olarak bölgedeki eğitimin yetersizliğinden şikâyet ederlerdi. Üniversite imtihanlarındaki genel başarı sıralamasında bölgenin hep sonlarda olmasını da bunun ispatı olarak gösterirlerdi. Bu durumdan yola çıkılarak eğitimde yaşanan eşitsizliğe vurgu yapılır ve âdeta dağa çıkan teröristler bu durum üzerinden mâzur gösterilirdi.
Bugün açlık grevlerine destek veren sözde aydın ve sanatçılar hatırlarlar mı bilmem ama kısa bir süre öncesine kadar PKK’nın bölgede öncelikli hedefleri eğitim kurumlarıydı. Okullar yakılır, gencecik, savunmasız öğretmenler kurşuna dizilir, bayrak direklerine asılır, kaçırılır, okullar asimilasyon aracı oldukları gerekçesiyle kapanmaya zorlanırdı.
Birkaç yıldır Güneydoğu’da ÖYS ve KPSS’de bir başarı patlaması yaşanıyor... Sıralamalar eskisi gibi değil ve bölge illerinde, doğal olmayan hızlı bir yükseliş gözleniyor. Buna paralel olarak üniversitelerde, PKK eylemlerinin artışını da televizyonlardan ve yakın çevremizden rahatça izleyebiliyoruz. Peki, neler oluyor?
Üniversitelerle öğrenci ya da öğretim üyeleri üzerinden bir şekilde irtibatı olan herkes beni çok iyi anlayacak ve hak verecektir. Türkiye genelinde dereceye girerek kazanılabilecek okulları, bu illerden kazanarak gelen öğrencilerin liseyi bile bitiremeyecek düzeyde olmaları ve neredeyse okula adım attıkları gün örgüt faaliyetlerine dahil olmaları, normal bir durum mu?
Ortada açıkça şaibeli durum var. Zaman zaman örgüte yapılan operasyonlarda konuyla ilgili delillere ulaşıldığına dair haberler okuruz ama sonrasında ne olup bittiği pek bilinmez.
Sadece üniversitelere ve devlet kadrolarına PKK’nın sızmasını önlemesi için değil, aynı zamanda bu kurumların işleyişinin devam ettirilmesi, buralardaki öğrenci ve kamu görevlilerinin, can ve eğitim hürriyetinin teminat altına alınması ve sınavlarda PKK’lıların gerisinde kalıp alın terleri zâyi olan mağdurların haklarının korunması için devlet, dolayısıyla hükümet görevini yapmak zorunda. Yapmadığında olayların hangi boyutlara ulaşabileceğinin işaretleri de üniversitelerden geliyor zaten.
Muhalefet üniversitelere girişten itibaren başlayan hukuksuzluk konusunda en az hükümet kadar kabahatlidir. Temas ettiğim konuyla ilgili bugüne kadar MHP sözcülerinden de CHP sözcülerinden de tek kelime duymadım. Dün insan haklarının en önemlilerinden inanç ve eğitim hürriyetini bir başörtüsü ile zulme çeviren çifte standartlı hocaların, ne hikmetse vatansever, milliyetçi ve muhafazakâr öğrencilere yapılan haksızlıklarda benzer tavrı koyduklarına da şahit olamıyoruz.
Muhalefet partileri söz konusu durumla ilgili tek kelime etmek bir tarafa, çıkan bu terör olaylarını, öğrencilerin ‘doğal’ ve ‘demokratik tepkisi’ olduğunu öne sürerek durumu meşrulaştıracak beyanatlar veriyorlar. Halbuki bu kafalar değil miydi haftada bir Anıtkabir’e yürüyüp orduyu göreve çağıranlar? Garip olan şudur: Ne hikmetse bu kafaların içine düştükleri çifte standartla ilgili kimse sorgulama yoluna gitmiyor. İddia ediyorum, AKP üniversitelerdeki bu olaylar üzerinden yaşanacak karşıtlıktan bile beslenme yoluna gidecektir.
AKP’ye kan pompalayan bu tip karşıtlık ve gerginlikler devam ettikçe AKP’nin bu verimli istismar alanı ortadan kalkmayacak ve dolayısıyla insanlarımız kandırılmaya devam edecektir.
Üniversitelerin, PKK’nın şehirlerdeki ‘hayat sahası’ ve ‘propaganda alanı’ olması asla kabullenilecek bir durum değildir. Bunu rezaleti engelleyemeyen, başta rektörler olmak üzere üniversite yöneticilerinin görevlerini yapmadıkları apaçık ortada. Ayrıca bu konuda görevini yapmayanlar sadece üniversitelerdeki rektörler değil, bu durumun ortaya çıkmasında birinci derecede rol sahibi olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan da en az rektörler kadar suçludur.
Üniversiteler bu haliyle öğrenci görünümlü PKK’lı teröristler için devlete meydan okuma ve masum çoğunluğu sindirme platformuna dönüşmüştür. Hükümet üyeleri ve mâlum yazar takımı, dağdan teröristleri indirmekten bahsederken, ‘Kast ettikleri böyle bir şey miydi?’ diye insan düşünmeden edemiyor. Bu görüntüye tahammül eden devlet mutlaka bedel öder, şimdilerde ödediği gibi.
Hâlâ dizilerle, şiirlerle ve romanlarla eskiden kalan kin, taassup, yalan ve nefretle vatanseverleri yaftalayan pörsümüş anlayışın yıllarca kucağında beslediği bu etnik terör, üniversiteleri teslim alma noktasına gelmiştir. Liberallerin hayal dünyasına fazla önem verip, bu yolla meşrulaşma sıkıntısını aştığını düşünen hükümet, şimdi acı gerçekle baş başa. Eğer üniversite imtihanları sağlıklı bir denetime kavuşturulamazsa, bugünleri bile arar hale gelebiliriz.
Olaylara ‘üçüncü şahıs’ gözüyle bakarak buradan bile prim çıkarmaya çalışılmaya devam edilirse, bu enkazın altında kimin kalacağı hiç belli olmaz. Bizden hatırlatması.

Yazarın Diğer Yazıları