Yakın plan Nusaybin'den genele...

Ahmet TAKAN

Nusaybin'i hep gölgede bırakan Cizre vardı!.. Haftalar öncesinde duyulmuştu Cizre'de büyük operasyon olacağı. Devletin bütün gücü Cizre'ye aktı. Geçenler Nusaybin üzerinden geçiyordu. Sonra da sırada Nusaybin vardı. Bir bakıma, Nusaybin kendi kaderine terk edilmişti!.. Elde kalan birkaç Kobra ile barikat kurup kurtarılmış mahalleler oluşturulması önlenmeye çalışıldı ama nafile!..

Görüş açısını sıfıra indiren ve sokak başlarına çekilen perdelere bile etkin bir çözüm yoktu. Onlarca, belki yüzlerce mermi yakarak düşürülen perdelere sevinilirken örgüt ertesi gün yenisini bir şekilde çekiyordu. Terör örgütü, cami hoparlörlerinden örgüt marşları çalıyor propaganda yapıyordu, güvenlik güçleri eli kolu bağlı dinlemekle yetiniyordu. Sonra ikinci operasyon denemesi. 13 gün gibi bir sürede ciddi ilerleme kaydedildi. Hainler bir mahalleye sıkışıp kalmıştı. Tam örgüt çözüldü derken sokağa çıkma yasağına ara verildi. Bir soluklanıp yeniden "Bismillah" denecek sanıldı ama hiç öyle olmadı. Dargeçit, Derik derken kuvvetler dağıtıldı ve Nusaybin için acı bir bekleme süresi başladı. Bu süreçte barikatlara müdahale için çok şey konuşuldu. EYP'lerin sondaj makineleri ile patlatılmasından, uzun kollu ekskavatörler ile müdahaleden Dron ile patlayıcı bırakmaya kadar... Fakat sonuçta elde olan; bombalara mukavemeti olmayan zırhlı araçlar ve traktörden bozma kısa kollu kepçelerdi. Yüzleşilen tek gerçeklik vardı. Polis, her gün nerede kime roketli saldırı olacak diye bekliyordu. PKK, risk alıp çatışma ortamına hiç girmedi. Hep vurup kaçtı. Aylarca 12/12 çalıştırılan güvenlik güçlerinin yorgunluğu kimsenin umurunda değildi ama örgüt bunu çok iyi bildiği için, her sabah gün ağarırken roketli saldırı yapmaya başladı. Kazanılan mevziler korunurken, zırh delici keskin nişancı atışlarına ve roketli saldırılara maruz kaldı kahramanlarımız. Birçok Kobra kullanılamaz hale geldi. Kahpeler, eylemlerini kamera kaydına alıp sosyal medyada yayınlayacak kadar pervasızlaşmıştı...

 Bu gelinen son noktaydı. 14 Mart'ta Nusaybin büyük operasyonu başlatıldı. Nusaybin temizlenecekti. Asker komutayı devralmıştı. Şehit haberleri ile moraller biraz bozuldu ama devam ediyordu her şey. Güvenlik güçleri hat halinde Kuzey-Güney istikametinde ilerleyecekti. İki haftaya Nusaybin bitecekti belki de. Çünkü; ne Sur gibi dar sokaklar vardı ne de Cizre gibi engebeli arazi. Hemen yaya olarak personel indirildi. Kahpeler, binaları, askerimizin/polisimizin başına yıkıyordu. Her yere EYP tuzaklanmıştı. Şehitlerin büyük çoğunluğunu EYP patlaması sonucu verdik. Diğer kısmı da keskin nişancı atışları ile. Örgüt yine haince vuruyordu. Evlerin altları tüneller ile birleştirilmişti. Binaların dipleri EYP ile tuzaklanmıştı. Unsurlar intikal edince, patlatılan bombalar ile personel göçük altında şehit oluyordu.

Aslında PYD'nin Kobani tecrübesi artık tam anlamıyla Nusaybin'deydi.

Gençlik yıllarında savaş sanatı kitaplarını okumayan yok gibidir. Orada aklımda kalanları şöyle özetlersem;

1-Bir savaşta ordunun tüm kademeleriyle aynı canlılık ve ruh bütünlüğü içinde hareket edilmelidir.

(PKK ile topyekûn bir savaş yok. Mücadele yok. Operasyonlar yapılırken bile çözüm/çözülme konuşuluyor. PKK ile masaya oturulma konuşuluyor.)

2-Zor koşullara uygun personel seçimi yapılmalıdır.

(Trafik polisine operasyon bölgesinde görev veriliyor.)

3-Çatışmalar uygun zaman ve yerde yapılmalıdır.

(Koskoca yaz mevsiminde operasyon başlamıyor, kış ortasında başlatılıyor.)

4-Araziyi belirleyen savaşı da kazanır.

(Örgütün başı ve sonu dağda ve kırsalda ezilmiyor, şehre yuvalandıktan sonra operasyon başlatılıyor.)

5-Zaferde düşmanın planlarının önünü kesmek çok önemlidir.

(Örgüt, çözüm/çözülmede şehirlerde yuvalanmayı esas maksat yaparken bu göz ardı ediliyor. Örgüt planını göze soka soka yapıyor.)

6-Düşmanın zayıf yönleri ele alınmalıdır.

(Düşmanın en zayıf yönü insan kaynağı ve cephanelik. Çözüm sürecinde bu ikisinden de kat be kat istifade edilmesine izin verildi.)

7-Uzun süren çatışma ortamında galip gelen de mağluptur.

(Şehir savaşlarının uzunluğu yıpratıcı oluyor.)

8-Az kayıpla savaşı kazanmak esastır.

(Şehirlere yuvalanmasına göz yumulan örgüt bir çok şehit verilmesine yol açtı.)

9-Savaşan ordu ve güvenlik güçlerinin gücünün 4/3'ü moral-motivasyon 4/1'i ise teknik teçhizattır.

(Paralel safsatalarıyla ordunun ve güvenlik güçlerinin morali darma duman ediliyor. Bunu kimileri kininden kimileri de 'derin çözüm/çözülmeciler' ustalıkla yapıyor.)

10-Zafer önceden kazananındır.

(Elimizdeki zaferi -maalesef- Oslo'da, İmralı'da, Dolmabahçe'de, Kandil'de, Habur'da, Erbil'de masaya oturarak verdik...)

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş