İran intikam almış oldu mu?!

İsrail, İran’dan sert karşılık alacaklarını bile bile Şam’da İran elçilik binasına saldırdı. Elçilik binasıysa, o alan İran’ın topraklarıdır. Doğrudan İran toprağına saldırılırsa, doğrudan İran’dan cevap da alınacaktır.

İran, İran’a saldırılarında dronelerinin ve füzelerinin engelleneceğini elbette biliyordu. Burada kararlılığını göstermiş oldu. Siyonistler bir daha saldırırlarsa, kullanacakları bombanın ve dronelerin cinsi değişecektir.

Yakın zamanda bu köşede “[İsrail] ateşle oynuyor. İran, kaç defa yendiği Arap ülkelerine benzemez.” demiştim. (6 Nisan 2024)

İsrail’in doğrudan İran’ı hedefe koyması, ardında ister ABD, ister Avrupa olsun, kendisinin de sonunu hazırlar. Asıl tehlike nükleer silahlar. İran’ın elinde olmadığını söyleyebilir miyiz?

Önce İran’ı nasıl anlıyoruz ve asıl nasıl tanımamız gerektiği üzerinde duracağım. İran’a bir gidişimde muharrem ayı idi. Gazeteci olarak davetliydim. İran için “Muharrem ayı” çok şey ifade eder. O ayda Tahran’da bir Yahudi’yle karşılaştım. Açık sözlüydü. İran vatandaşıydı ama kalbi İsrail için çarpıyordu.

Yazı serimin girişi ve İranlı Yahudi’ye rastlamamın notları, İran ve İsrail bombalaşırlarken bir anlam kazanıyor.

İsrail’de de Batı Şeria’da da Gazze’de de bulundum. Siyonistlerin Gazze katliamı başladığında gördüklerimi hissettiklerimi sık aktardım. Bu aktarmalarımla İran gözlemimi karşılaştırmak fırsatı çıkacaktır.

Yazı serisinin girişinden:

İran hakkında Batı basını yoluyla bize intikal eden bilgilere de İran İnkılâbına hayranlık duyanların gidip gördüklerini anlatmalarına da aldanıp bu ülkeyi değerlendirmeyin.

Beyninizin bir köşesinde hayalini şekillendirdiğiniz İran’la gördüğünüz İran’ı örtüştüremezsiniz.

Dışarıdan anlatılanlara bakılırsa ceberut rejim hüküm sürüyor ve sizin bu rejimde aldığınız soluğunuz bile sayılıyor. Birileri ise; İslâmî İnkılâp gerçekleştirilmiştir ve kimsenin bunu tenkide hakkı yoktur, hatta haddi bile değildir, diyor.

Gerçekler bambaşka...

İran Türklere vize uygulamıyor. Atlarsınız uçak veya otobüse elinizi kolunuzu sallayarak girebilirsiniz. Yalnız gazeteciler mesleklerini icra edeceklerse tedbir olarak vize almak zorundalar.

Halkla istediğiniz gibi konuşursunuz... Kimsenin takibinde değilsiniz. İşin enteresan tarafı halk rejimden şikâyetini çok açık dile getirebiliyor. Hele bir Yahudi asıllı İranlının rejimi açık açık tenkit etmesi, İsrail’i tuttuğunu belirtmesi dikkate değer...

***

Tahran’da İnkılâp Meydanı ve meydana açılan caddelerde sıralanmış dükkânlarda bizim Laleli çevresini andıran bir canlılık vardı. Bir dükkânda alışveriş yaparken, dükkân sahibinin Yahudi olduğunu öğrendik. Bu daha çok ilgimizi çekti. Gazeteci olduğumuzu öğrenen dükkân sahibinin suskun kalmasını beklerken, daha çok konuşmayı tercih etti. Bizi çay içirmeden bırakmadı.

Bu kişinin ismini yazmayacağım. Hayret ettiğimiz bir şey; adam rahat konuşuyor, sistemden ve inkılâptan şikâyet ediyordu. Dükkânda üç kişiydiler. Biri Fars asıllı, diğeri ise kendi yeğeni idi. Fars asıllı genç yanımıza gelince ihtiyaten susan Yahudi, İran’da yüzde 99,5 kişinin Humeynî’yi sevmediğini söylüyordu. Sordum:

- Bu kanaate nereden varıyorsunuz?

- Bugün siz Humeynî’nin mezarına gittiniz.. Orası kaç kişi alır?

- Belki 100 bin kişi.

- Evet, Humeynî’yi anmak için toplanan en fazla 100 bin kişidir. Bunlar İran’ın her tarafından geliyorlar. Humeynî’yi sevenlerin hepsi orada toplanıyor. Cuma namazını takip ettiniz mi? Orada da toplananlar 5 bin kişiyi geçmez. İnkılâbı savunanlar bu kadar.

Binlerce cana mal olmuş, meşrutiyetin ilân edildiği 1905’ten beri hazırlığı süren bir inkılâp elbette bu kadar kolay değerlendirilemezdi. Ancak Yahudi de olsa İran’da yaşayan ve inkılâba değişik bir anlayışla bakan insanın tespitini yabana atamayız.

Tekrar sordum:

- Siz Yahudi’siniz. Yeni düzenden hoşlanmıyorsunuz. İsrail’e niçin göçmüyorsunuz?

- Tahran’ı seviyorum.

- İsrail’e hiç gittiniz mi?

Parmaklarıyla göstererek:

- Dört defa...

- İran’da ne kadar Yahudi yaşıyor?

- 30 bin.

- Havralarınız var mı?

- Evet, 20 mabedimiz var.

- Her yerde: ‘İsrail’e ölüm!’ diye bağırıyorlar. Bu hâl sizi rahatsız etmiyor mu?

- Onlar bağırır. Bağırmalarına alışığız. Bir şey çıkmaz.

Adamın ismi de telefon numarası da bende... İsteyen açıp sorabilir. Biz Türkiye’den baktığımızda hiç kimse rejime muhalefet edemez, aykırı bir ses çıkaramaz sanıyorduk. Her gün “İsrail’e ölüm!” diye bağırılan, adı dahi anılmayıp “düşman” diye isimlendirilen İsrail’in vatandaşı olması gereken bir Yahudi, bizim gazeteciliğimizi, söylediklerini tamamen yazacağımızı bildiği hâlde, açık açık konuşuyor, yönetimin hışmından çekinmiyordu.

***

İran köklü bir devlet. İntikamı da ölçülü, caydırıcı.

Zaman bilinmezliklerle dolu.

Yazarın Diğer Yazıları