Savunma dilden başlar!

Savunma alanında meydana gelen gelişmeleri teknik olarak tartışmak bizim açımızdan doğru değil ama işin heyecan verici bir başka tarafını vurgulamadan geçmeyelim… O da, Türkçe ve Türk tarihi hassasiyeti…

Türkiye’nin ilk insansız savaş uçaklarının adları Kızılelma ve Akıncı… Şehirlerdeki tabelaları işgal eden marka ve daha önemlisi sektör adlarındaki yabancılaşmayla karşılaştırdığımızda savunma alanında müthiş bir direnç gelişiyor…

TUSAŞ’ın ürettiği millî muharip uçağına Kaan adının verilmesi, dilin bir milletin varlığı açısından kıymetini bilenler için, o uçağın kendi kadar önemli…

Envantere giren veya girmek üzere olan silâhları tarayınca görüyorsunuz bu anlamdaki aşamayı… Meselâ HAVELSAN, güvenlik güçleri için insansız kara aracı geliştirmiş ve envantere sokmuş… Adı ise Barkan…

Aynı HAVELSAN, geliştirdiği Barkan’dan atılabilen bir füze geliştiriyor… Gelişmeyi daha da anlamlı kılan füzenin adı: Mete

ASELSAN, füzelere karşı tedbir sistemini hayata geçiriyor… Projeye Yıldırım adını koyuyor… ROKETSAN, seyir füzesi yaparken yine Türkçe yola devam ediyor: Çakır… Bayraktar’ın ürettiği füzeni adı ise Kemankeş...

Yine TUSAŞ’ın seriye bağladığı insansız hava uçaklarının adı Anka… Helikopter Atak

***

Bir tanka Altay adını veren akıl, o tanka millî iştahla sarılan ve geleceği kendi değerlerinde arayan akıldır… Dil cephesini güçlü tutmanın diğer alanlarda da savunmanın sağlamlaştırılacağını bilen üstün bir şuurdur… O tankta teknik anlamda millî ve yerli olmayan unsurların da giderilmesini ilk isteyecek ve başaracak olan da odur…

HAVELSAN’ın dalış yapabilen insansız deniz aracına Çaka, TÜBİTAK’ın ürettiği yeni nesil füzeye Kuzgun, yine HAVELSAN’ın ağır sınıf insansız kara aracına, Göktürk Kağanı Kapgan adını vermesi bu alanda nasıl bir şuurun serpildiğini gösteriyor…

Tayfun, Cirit, Fırtına, Sancar, Togan, Hisar, Sungur, Gökdoğan, Bozdoğan, Tulpar, Ural, Pars, Atmaca, Şahin, Göker, Fedai, Aksungur, Sarp, Alpagu, Bora, Boğaç, Kayı… Savunma alanında üretilen silah veya sistemlerin adlarından bazıları… Ya özü itibarıyla Türkçe veya Türkçeleşmiş olanlar…

Bu şekliyle savunma alanı, ülkedeki diğer sektörlere göre, Türk ve Türkçe hassasiyeti olarak adeta amiral gemisi niteliğinde…

Dileriz Türk’e ve Türkçeye bu derecede özen ve sahip çıkma duygusu diğer sektörlere de örnek olur ve onları kompleksten çekip alır… En çok da alışveriş merkezi sahiplerini… Hani şu alışveriş merkezlerine Helen savaş tanrısı Ares, Roma evlerinde ve ilk kiliselerde kullanılan avlu Atrium adını verenleri işte…

Ad rezaletine bakar mısınız: Viaport, Palladyum, Town Center, Paradise, Parkway, Polcenter, Mayadrom, Neocity, Olimpia, Maxi, Galleria, Historia, Millenium, Lilyum, Colony, Flyinn, Foxcity, Capitol, Carium, Aquarium, Vialand…

Vaktiyle “Her geçen gün yenileri yükselen kulelerin isimlerine bakan, o binaları 'işgal komiserliği' zanneder!.. "Mimarî, felsefenin sükût etmiş hâlidir" diyen Hegel'e inatla şehirlerimiz estetikten mahrum bir şekilde bozulurken, felsefemizden ve kültürümüzden gittikçe koparılıyor... Bu kopuştan dilimiz de payını alıyor...

Büyük inşaat firmalarının 'towers'lı, 'city'li, 'country'li, 'mall'lı, 'center'lı tabelaları, 'dil' diye bir derdi olanların elbette içini karartıyor... Bilimden, ticaretten ve sanattan dışlanacak bir dil kendisini ne kadar koruyabilir? diye sormuştuk…

Savunma gücümüz, dilimizi de savunma gücümüze dönüşmüş ve içimizi bir nebze de olsa ısıtıyor…

Yazarın Diğer Yazıları