Yaprak dökümü; Nilüfer Yalçın

Sonbahar, sadece ağaçların değil, insanların da yaprak dökümü... Solmuş yapraklar gibi dökülmeleri! Ölümün zamanı, mevsimi yok ama nedense sonbaharda düşüyor insan yaprakları!
Amerikalı yazar O. Henry’nin dokunaklı bir öyküsü vardır... Verem hastası bir geç kız sonbaharda bahçedeki çınar ağacından son yaprak düşünce öleceğine inanır. Komşusu yaşlı ressam, bir gece yarısı kalkar ağaca tırmanır ve ağacın bir dalına yaptığı yaprak resmini sağlamca takar... “Yaprak” rüzgar ve fırtınalara rağmen hiç düşmez... Kıza yaşama gücü verir. Kız yaşar, sağlığına kavuşur ama yaşlı ressam zatürreden ölür!
Kıssadan biz yaşlı gazetecilere hisse: Yazdıklarımızla, tecrübelerimizle genç meslektaşlarımıza güç vermek istemeliyiz.

***

Son günlerde basın dünyasından üç yaprak düştü. Behiç Kılıç, hem futbol adamı hem de gazeteci ağabeyim Gündüz’ün dostu Coşkun Özarı ve sınıf arkadaşım gazeteci sevgili Nilüfer Yalçın!
Bizim kuşak, Azrail’in makinelisi tarafından saf saf taranmakta... Ben de uzatmaları oynuyorum. Medyada boşalan yerlere muhakkak bizden daha bilgili gençler gelecek... Teknoloji onların! Fakat keşke bizim gibi bilebilseler!
Bizim kuşak velut bir kuşak.. Çok çetin, acı mücadelelerden geçtik. Hapislerde yattık... Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu hain eller tarafından öldürüldü. Sevgili Selami Akpınar’ı kaybettim, Yılmaz Çetiner’i daha nicelerini. Ve son olarak Sevgili Nilüfer Yalçın’ı.
O başlı başına bir örnek gazeteciydi ve sadece kadın gazeteciler için değil hepimiz için bir örnekti. Benim hayatımda başka bir yeri vardı. Ölmeden birkaç gün önce telefonla aradım. Hep tatlı sert olan güzel sesi mecalsiz çıkıyordu. “Pek iyi değilim” diyebildi..

***

Amerikan Kolejinde sınıf arkadaşımız oldu. Nilüfer derslerde başarılı olduğu gibi iyi bir sporcu idi. Ok sporu yapardı. Hepimiz bu güzel cevval kıza tutkunduk ama onun gönlünü başka bir arkadaşımız kazanmıştı... Artık saklamaya gerek yok, bu arkadaşımız Faruk Gerede idi. Mustafa Kemal’in arkadaşlarından sonra Berlin Büyük Elçisi Hüsrev Gerede’nin oğlu... Yakışıklı, bilgili, sportmen bir genç, “Rönesans adamı”. Çok iyi keman çalardı... Bütün kızlar ona hayrandı ama o kalbini Nilüfer’e kaptırmıştı... Temiz ve sonu muhakkak mutlu bir evlilikle bitecek bir aşk hikayesiydi bu... Faruk okulları bitirdikten sonra hariciye imtihanını verdi... Tayini beklerken ilk görevini yapıyordu Yedek Subay Okulu’nda manga komutanı olarak. El bombası taliminde öğrencilerden biri elindeki bombanın pimini çekmiş atacakken donmuş kalmış ve kahraman Faruk bombanın üzerine atlamış, mangasını kurtarmış. Bir kahramanlık öyküsü, fakat Faruk’a yaraşmayan bir ölüm...

***

Nilüfer sonra gene yakın dostum, ayrı bir bilim kahramanı milliyetçi Profesör Aydın Yalçın’la hayatını birleştirdi. Birbirlerini tamamlayan örnek bir çift oldular... Lale ve Ali adlı çocukları onlara layık birer evlat oldu.
Evet Nilüfer’in vefatı ile ağacımızdan bir yaprak daha düştü... Azrail güzellik, zaman, yaş tanımıyor. Fakat bir mutluluk varsa o da sevgili Nilüfer’in, arkasında iki değerli evlat ve güzel anılar ve başarılar bırakması!
Her ölen arkadaşın arkasından “Ah keşke bir daha bir arada olsak ve konuşsaydık” deriz... İşte Nilüfer de o “keşkelerimizden”... Allah muhakkak mekanını Cennet eylemiştir bu sarı saçlı meleğin...

Yazarın Diğer Yazıları