Yerli yersiz...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Türk Milliyetçiliği hareketinin son yüzyıldaki önderlerinden merhum Alparslan Türkeş'in aramızdan ayrılışının 21'inci yılıydı. Hem Harbiyeli hem de Mülkiyeli olan Hakan Ağabeyimle dertleştik. Dağınıklığın, toparlanamayışın üzerine yaptığımız müzakereler uzun. Endişelerimizi değerli okuyucularımızla paylaşma zorunluluğu hissettim hepsi o kadar...

***

Bir fikriyatın, idealin yaşayabileceği en tehlikeli süreci yaşıyoruz. Bu süreç fikrimizin mensuplarının hapislerde hatta darağaçlarında olması, eziyet görmesi, okullarına gidememesi ya da iktidar olamaması gibi bir süreç değil belki ama "Fikriyatının özünden yaralanması" sürecidir. Öyle bir yara ki; kalp krizinde olduğu gibi dışarıdan hiç bir şeyin son ana kadar anlaşılamayıp çok sağlıklı sandığın bir anda son nefesini vermene sebep olması gibi. Hayatına kasteden şeyin damarlarında sinsice dolaşması gibi bir şey ile anlatılabilir. Peki tehlikeyi nereden anlıyorum? Siyasetin her cephesinden şahısların Bozkurt işareti yapmasından. Ya da yine her yerde, her fikirden insanların yerli yersiz "Ya Allah Bismillah Allahu Ekber" diye haykırılmasından. Bilinen her görüşten fikir adamlarının, sosyologların, toplum psikolojisi çalışan bilim adamlarının ortak kanaati; olayları denenmiş, ispatlanmış bilimsel kıstaslarla değerlendirmek gerektiğidir.

 Bugünün Türkiye'sinde yaşadığımız ve yaşayabileceğimiz çok ama çok tehlikeli sosyal, kültürel, politik ve ekonomik olayları güncellikten  uzaklaşarak yani sanki yüzyıl sonra yaşıyor ve günlük olayları bilmiyor olduğumuzu varsayarsak ve bugünün medyasını incelediğimizi düşünürsek, Bozkurt işareti yapan, Allahu Ekber diyen kişilerin hepsini aynı düşüncedeki insanlar gibi görmemiz normal olmaz mı? Peki cevabımız ne olur? Ne Bozkurt işareti yapanlar aynı fikriyattalar ne de Allah adına savaştığını iddia edenler. Hatta öyle ki gözümüzü biraz daha geniş coğrafyalara çevirirsek kendine Müslüman diyerek adam öldüren sözde Müslümanlarla gerçekten mazlumların haklarını savunan müminlerin bile aynı ortak kelimeleri kullandığını dehşete düşerek görürüz. Belki demek istediğimi uzun anlattım fakat durum bu kadar karışık ve hatta vahim bir halde değil mi?

***

Yapılması gereken nedir? Diye soruyor olabilirsin, kardeşim. Cevabı  vermek o kadar kolay değil tabii. Ancak yüz yıllı aşkın fikr i(Türk Milliyetçiliği) yaklaşık bin dört yüz yılı aşkın büyük bir medeniyetin (İslam Medeniyeti) külliyatının üzerinde yaşayan bizlerin yapması gereken şeyi anlatan cümle şudur: Hayatta en hakiki mürşid ilimdir. Doğrunun karmaşaya getirilerek beyinlerle, algılarla oynanarak seçilmesinin zorlaştırıldığı bugünlerde yapılması gereken en doğru şey, bilimden yardım istemektir. Bilim de bilim insanları ile yapılan şeydir. O zaman her kesimden bilim insanının öne çıkarılıp konuşturulmasını sağlamak gerekir. Kıstaslar belirlenmeli ve hastalık bu kıstaslara göre tedavi edilmelidir. Aksi halde ne yazık ki, Türkiye'nin yaşayacakları ne Batı'nın yüz yıllar önce yaşadığı "yüz yıl savaşları" ne de Orta Doğuda halen yaşanmakta olan sözde "baharlardan" farklı olmayacaktır. Zaten emperyalist toplum mühendislerinin istediği sonuç da budur.

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları