Çocuklara yüzde yüz yerli ve millî masallar

Çocuklara yüzde yüz yerli ve millî masallar
Yarım asrı aşan yayın hayatı boyunca Türk tarihine, edebiyatına, kültürüne kazandırdığı değerli eserlerle takdir toplayan Ötüken Neşriyat, çocuk kitapları alanına da hızlı bir giriş yaptı. Yıllardır eksikliği hissedilen çocuk kitapları kategorisini de yayın yelpazesine katan Ötüken Neşriyat, ilk olarak 8 kitaptan oluşan "Bilge Kutad Anlatıyor" adlı masal dizisini okurlarıyla buluşturdu.

Bilge Kutad Anlatıyor masalları, ilhamını Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Bilig" eserindeki hayvan isimlerinden alıyor. Tamamen yerli ve millî temalarla kaleme alınmış olan masallarda yüzyıllarca birlikte yaşadığımız hayvanları, yine yüzyıllarca bizlere eşlik eden değerlerle bir araya getiriyor. Uçsuz bucaksız bir coğrafyada, kendimizi ve kültürümüzü Türk çocuklarına daha yakından tanıtmayı amaçlayan masalların büyülü dünyası okurları sımsıkı kuşatıyor.

İşte, Pedagog Gülşen Ünüvar'ın hazırlayıp Kübra Ceylan'ın resimlediği 8 kitaptan oluşan dizinin tadımlık tanıtımları:

Ala Çumguk

Tüm hayvanların mutlu bir şekilde yaşadığı Alavan Boğazı'nda her geçen gün esrarengiz olaylar yaşanmaya başlar. Birbirinden tuhaf sesler duyulur ve yerinden oynar taşlar. Ne yapacaklarını bilemezler önce, düşünceden düşünceye dalarlar. Akıllarına gelir sonra, kahraman kuşa hemen haber salarlar. Can havliyle yardıma koşar gelir Ala Çumguk! Derler ki: "Çok zor durumdayız, senden çare umduk!.."

Esrarengiz olayların çözülmesi öyle kolay olmayacak. Bakalım ala karga bu zorluğa nasıl bir çare bulacak?

Baba Buka

Baba Buka ve beraberindeki boğa sürüsü yeni otlaklar bulmak için yola düşerler. Kırk gün kırk gece dörtnala giderler. Dokuz dağın ardındaki dokuz vadinin hayalini kurarlar. Ama hiç beklemedikleri bir maceraya varırlar. Kuytulara kurulmuş tuzaklar, eşi benzeri görülmemiş hayvanlar, yerinden kopan devasa kayalar, bağrında şifa saklayan ağaçlar ve uğultularla dolu mağaralar!.. Bereketli otlaklara varmak o kadar da kolay olmayacak.

Baba Buka'nın bilgeliği bakalım nasıl işe yarayacak?

Böke Efsanesi

Derler ki Or Dağları'nın doruğunda büyük bir ejderha yaşar. O kükreyince yer yerinden oynar, sular sel olur taşar. Böke derler adına, kocamandır gövdesi. Tam on ağaç kalınlığındadır pütürlü ensesi. Fakat buna hiç inanmaz ormanda yaşayan hayvanlar. "Madem öyle biz neden hiç görmedik?" der sırtlanlar. İçlerinden birisi çıkar ve ejderhayı bulacağını söyler. Eşyalarını sırtına sarıp zorlu dağ yollarına düşer. Kırk gün kırk gece Kara Orman'ın kapkara patikalarında yürür. İki de arkadaş eklenince yanına, üç olup altı göz görür.

Bu üç kafadarı bakalım nasıl bir son bekler?

Börü Yürüyüşü

Tamır Irmağı'nın donmasıyla susuz kalan kurt sürüsü, iyice güçten düşer. Liderleri olan Sak Börü, imdada yetişir ve parçalar buzları üçer beşer. Kutlu yürüyüşleri zor, yolları pek çetindir. Kuz Dağları'nın soğuğu Kutuplar'dan daha serindir. Yılmadan yorulmadan yürürler, geçtikleri çığır çatak. Ağaç dallarından yorgan yaparlar kendilerine, lapa lapa karlarsa yatak. Dağlara çarpa çarpa gelen bir sesle irkilirler. Atılır Sak Börü, hışımla silkinirler. Dağ, taş, ağaç ve orman, sürüden yardım umar.

Bakalım bu masalın sonu nasıl düze çıkar?

Çıbın Bayramı

Subatan Vadisi'nde yaşayan çıbınlar, pekmez kaynatma törenini iple çekerler. Oldukça kalabalık sinek sürüsüdür bunlar, tatlıyı pek severler. Çok aceleci davrandıkları için başlarına bir kaza gelir. Çıbın, bir kıvamın içinde debelendikçe debelenir. Pişman olurlar yaptıklarına ama ne fayda! Zararın neresinden dönülürse kâr orada.

Madem öyle, açılsın tülden de ince kanatlar! Bakalım bu masalda muradına erebilecek mi çıbınlar?

Maygak Ana

Pamir Dağı'nın eteklerinde cesur mu cesur, heybetli mi heybetli bir dağ keçisi yaşar. Adına Maygak Ana derler, nice zorlukları kılıçtan boynuzlarıyla aşar. Kalbi iyilik dolu olan bu keçiye bir gün Koca Bürküt adında bir kuş musallat olur. Kuşun bakışları kapkara, burnu öfke solur. Sanmayın ki iyilik ve kötülük hep yan yana durur. Bakalım görelim bu masal, hangisinin zaferiyle son bulur.

Titir Sürüsü

Titir sürüsü, dağlardan ovalara inmeye başlar. Ancak yarı yolda kalırlar, her birinin gözünde yaşlar... Eli kolu bağlanır çobanın, develerden biri eksiktir! Kösürge Yaylası'nın yoluysa uzun ve alabildiğine diktir! Ne ilerleyebilirler ne de geriye dönebilirler. Oracıkta, öylece kalıp çulu yere sererler. Kim koşacak bakalım titir sürüsünün yardımına? Kayıp deve bulunup yetişebilecek mi bu masalın sonuna?

Yürekli Tazıtay

Kirmen Obası'nda yaşayan genç at Yürekli Tazıtay'a herkes hayrandır. Hele baykuş Bilge Ugi için onun yeri başkadır. Huzur içinde yaşayıp giden obaya bir gün bir hâller olur. Hiç beklemedikleri bir aksilik gelip onları bulur. Hastalanır çocuklar, çaresiz kalır analar babalar. Sebebini bulamazlar, boşunadır çabalar! Bilge Ugi imdada koşar. Yürekli Tazıtay ile planlar yapar.

Bakalım nasıl bir maceraya atılacak Tazıtay ve arkadaşı? Mutlu günlere kavuşacak mı Kirmen Obası?

Ötüken Neşriyat  Tel:(0212) 251 03 50

***

Tüm zamanlara damga vuran roman

Lew Wallace'nin kaleme aldığı, tam adıyla "Ben Hur: Bir Isa Hikâyesi", hiç tartışmasız, 19. yüzyılın en çok okunan, ticari açıdan en başarılı ve Margaret Mitchell'in "Rüzgâr gibi Geçti"si basılana kadar da, bütün zamanların en popüler romanı olmuştur. Günümüzde bu popülerlik ve ün azalmış olup, Ben Hur'un kökeni ve hikâyesi hakkında bir şeyler bilenler bile, 5. Kitap'ın 13 ve 14. bölümlerinde yer alan araba yarışı dışındaki herhangi bir kısmı hatırlamamaktadır.

Eğer bu roman, 1880'de değil de günümüzde yayınlanacak olsaydı, bazı eleştirmenler hiç kuşkusuz Ben Hur'u bir "yol romanı" olarak nitelendirirken, diğerleri onu bir arayış hikâyesi olarak tanımlarlardı ve her iki örnekte de bu eleştirmenler haklı olurdu, Yahuda Ben Hur Akdeniz dünyasında, Kudüs'ten, Nasıra köyünden geçip, onu Ege'de Nakşa Adası yakınlarındaki gemi kazasına götüren kalyonlara, oradan Roma, Yahudiye, Suriye, tekrar Kudüs ve sonunda Roma ya seyahat ederek yol romanı kavramını karşılamaktadır. Yahuda'nın yolculuğu, bazı aralıklarla, bir başka gezgin olan Hz. İsa'nınkiyle çakışmaktadır. Ben Hur'un hikâyesi Hz. İsa'nın peygamberliğinden yaklaşık 4 yıl kadar öncesiyle başlar. Judea Prensi Ben Hur hiç hak etmediği hâlde çocukluk arkadaşı Romalı General Messala'nın ihanetine uğrayarak bir anda özgürlüğünü, sevdiği kadını ve ailesini yitirmiş kendisini kadırgaya zincirli hâlde bulmuştur. Artık küreğe her asıldığında içinde uğradığı ihanetin intikamını alma ateşini hissetmektedir.

Ben Hur Hristiyanlığın hikâyesi olarak da bilinir. Eserdeki kutsal olaylara Lew Wallace güçlü bir tasvir ve betimleme ile yaklaşmıştır:

"Tanrı bizim daha iyi olan bir başka yaşam için yaratıldığımızı bilmemizi istemiştir bu da mizacımızın en büyük ihtiyacıdır. Ama ne yazık ki uluslar ne alışkanlıklar edindiler! Sanki şu an her şeymiş gibi sadece günü yaşıyorlar ve 'Ölümden sonra artık yarın falan yok veya olsa bile bu konuda hiçbir şey bilmediğimizden kendi hâline bırakalım.' diyerek dolaşıyorlar. Bu yüzden de ölüm onları çağırdığında uygunsuzlukları nedeniyle ölümden sonraki yaşamın muhteşemliğinin keyfine varamıyorlar."

ELİPS Kitap Tel:(0312) 475 40 33

***

HAFTANIN KİTABI:

Kana en hızlı karışan ilaç

Ülkenin yönetim sorunlarını ve vatandaşın sıkıntılarını her gün sütunlarına taşıyarak milyonların dertlerine tercüman olan usta gazeteci Rahmi Turan bu karamsar tablo ortasında okurlarının gülümseme ihtiyacını da göz ardı etmiyor. Zaman zaman köşesine taşıdığı fıkralarla ülkede yaşananlardan içi kararan okurlarının yüzünü güldüren Turan, bu kez onların karşısına "Tebessüm" adlı yeni kitabıyla çıkıyor. Tebessümün kana en hızlı karışan ilaç olduğunu belirten Turan, kitabı yazma amacını şöyle açıklıyor:

"Yaşadığımız sıkıntılı günlerde toplumumuz gülmeyi, tebessüm etmeyi unuttu âdeta! Siyasi gerginlikler... Ekonomik güçlükler... Ülkeyi saran yoksulluk... İnsanlarımızı gönül huzuru ile gülemez hale getirdi! Oysa gülmek, Tanrı'nın insanlara bahşettiği en güzel özelliklerden biridir. İnsandan başka hiç bir canlının gülme yeteneği yoktur. Atalarımız "Bir kahkaha iki pirzola değerindedir" diyerek gülmenin insan hayatındaki önemini vurgulamışlardır. İşte bu kitap, sizleri günlük sıkıntılardan biraz olsun uzaklaştırarak gülümsetmek amacıyla hazırlanmıştır"

Sözcü Kitabevi Tel:(0212) 948 22 78

***

Okunacak hikayeler

Güçlü kalemiyle Türk edebiyatına katkı vermeyi sürdüren İmdat Avşar, yeni hikayelerini "Güvercin Sevdası" adıyla kitaplaştırdı:

"Beni yıllardır meçhul köylere sürükleyen ve içimde devinip duran öğretmenlik hevesi, bu dağ yamacında garip bir korkuya yeniliyordu.

Düşlerimdeki köyler ve geceleri hayallerimde inşa ettiğim dersliklerde okuttuğum çocuklar, giderek benden uzaklaşıyorlardı.

Ben bu yaylaların çocuklarını yeniden düzlüklere çekmek için gelmiştim buralara; ancak şimdi, kendi yolumun bir uçurum başında, bedenimi sonsuza uğurlayacak bir boşlukla kesişeceğini düşündükçe ürperiyordum..."

 

 

TEDEV Yayınları Tel:(0212) 526 16 15

***

KÜTÜPHANEMDEN

Halk kültürümüzün mücevherleri

Hatırlayacaksınız, bir süre önce burada, "Karacaoğlan'ın Aşk Maceraları" adlı kitabı "Halk bunları okurdu" başlıklı bir yazıyla tanıtırken, "halk kitapları" diye bilinen eserlerden bahsetmiştim. Kapakları renkli, çizgi resimlerle süslü; Nasrettin Hoca, Keloğlan, Şahmaran, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Hz. Ali'nin Cenkleri, Köroğlu gibi kitaplardan... Kütüphanemi düzenlemek için karıştırırken değerli dilbilimci Ali Püsküllüoğlu'nun aynı konuyu işleyen, "Türk Halk Öyküleri" adlı çalışması elime geldi. Kitap 1982'de Türk Dil Kurumu'nun Halk Kitapları Halk Öyküleri Dizisi'nden çıkmış. Bu tür kitapları çocukluğunda coşku ile okuduğunu anlatan yazar, eserinin ön sözünde son yıllarda bunların ortadan kaybolduğundan dem vurup şunları söylüyor:

"Nitekim, halk kitapları yayımlayan yayınevleri de azalmıştır. Bunun nedeni üzerinde düşünüldüğünde, karşımıza yığınsal iletişim araçları çıkmaktadır. Hele televizyonun yayılması ileride birçok geleneksel kültür ögesini ortadan kaldıracaktır. Oysa, televizyon, halk kültürünün yaşamasına, geleceğe taşınmasına yardımcı olabilir. Doğru olan da budur. Ne yazık ki, bunu anlamaktan uzağız şimdilik."

Kitapta; Emrah ile Selvi, Ferhat ile Şirin, Hurşit ile Mahmihri, Sürmelibey ile Telli Senem ve Arzu ile Kamber adlı halk öyküleri yer almakta.

                                                                              (Ahmet Yabuloğlu)

 

 

 

Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58