Otel yangını ve sorumluları

Otel yangını ve sorumluları

Recep Muhlis Gür yazdı: Otel yangını ve sorumluları

Eskiden, “Hindistan’da tren kazasında 50 ölü, Nijerya’daki yangında 60 ölü, Afganistan’da madende göçük 90 ölü!” diye haberlerde duyar ve, “Vay be! Yazık, işte hep geri ülkelerde böyle şeyler oluyor” derdik.

Şimdi de bize başsağlığı dileyen batılılar öyle düşünüyordur, herhalde…

“Fayn Medya Üretimi” isimli bir şirket son 22 senede memleketimizde yaşanan faciaların istatistiğini çıkarmış; Ankara, Kütahya, Pamukova tren kazaları; Soma, Amasya, İliç maden faciaları… Depremler, sel felaketleri, yangınlar derken,

tam 24 büyük faciada 54 bin 780 insanımızı kaybetmişiz ve bunun iki katı kadar da yaralanan insanlar… Yazık.

Gerçi faciaların tarihi daha eskilere doğru gidebilir ancak son yirmi yılda felaketlerde büyük artış olduğunu da istatistikler bize göstermiyor mu?

42 yıl devlet hizmetinde bulunan bir devlet adamı olarak, arabası bozulan otomobil tamircisinin arızanın nerede olduğunu hemen anlaması gibi bizler arızanın “Neden kaynaklandığını ve nasıl olduğunu” apaçık anlayabiliyoruz.

***

Acıklı bir hikâyedir, hani anlatılır ya; kasabanın birinde deprem oluyor, adamın evi yıkılıyor… Hanımı ile 3 çocuğu toprak altında can veriyor… 10 yaşındaki erkek evladıyla kendisi kalıyor.

Adamcağız haftalarca bu durumunun üzüntüsünden kurtulamıyor. Kolay değil tabii; evi başına göçmüş, yuvası dağılmış.

Gel zaman git zaman, günlerden bir gün, oğluyla beraber bir av hayvanı vurup yemek için ava çıkıyorlar. Adam tavşan kovalarken tüfeğiyle kazaen oğlunu vuruyor ve çocuk oracıkta ölüyor.

Adamcağız, “Hadi evim sağlam değildi ama deprem Allah’ın bir musibetiydi, ya şimdi oğlumu kendi ellerimle öldürdüm ben artık nasıl yaşarım?!” diye kahrından aklını kaybedecek hale geliyor.

***

Evet, daha nice güzel günler görecek tam 36 yavrumuzu çığlıklar içerisinde, fidan gibi genç insanları feryatlar içinde, tam 78 kendi vatandaşımızı kendi ellerimizle öldürdük.

Dostlar bize ne oldu? Şu modern çağda, üstelik kayak merkezinde, turistik bir otelde çıkan yangında 78 kişi bağıra bağıra ölüyor ve aradan 8 gün geçmiş ne bir istifa eden var, ne bir görevden alma...

Eskiden tepe makamdakiler halkın üzüntüsünü ve tepkisini hafifletmek için sorumlu gördükleri devlet görevlilerini derhal görevden el çektirirlerdi.

Şimdi ona da lüzum görülmüyor. Sadece olayı öğrenen ilgili birkaç bakan yangın sönerken olay yerinde boy gösteriyorlar. “Sorumlular bulunacak, yaralar sarılacak” alışılagelmiş sözleri...

Ama ateş düştüğü yeri yakıyor… Cenazeler kalkıyor, analar ağlıyor, evlatlar ağlıyor, gözyaşları sel oluyor… Bir dahaki felakete kadar hayata devam…

***

Böyle bir olay olunca hep şu, Orhangazi Köprüsü’nün yapımı sırasında büyük halatın çekimi sırasında halat kopup denize düşünce, ölen ve yaralanan olmamasına rağmen görevli Japon mühendisin hatasını gururuna yediremeyip intihar etmesi aklıma gelir.

Orta yerde bir yangın olmuş ve göz göre göre üstelik turistik bir otelde 78 can gitmiş;

Sorumlular aranıyor, ilgililer suçu birbirlerine atıyor...

Bu konuda çok şey yazıldı ve hâlâ da yazılmaya devam ediyor.

Orta yerde insan eliyle yapılmış bir felaket var ve tarihi kayıtlara göre ölü sayısı bakımından Dünyada bu güne kadar çıkan otel yangınlarında 7. sırada geliyor.

Kaymakamlık ve bakanlık merkez görevlerimden sonra 26 sene Mülkiye Başmüfettişliği yapmış konuya hâkim bir kişi olarak olayı inceledim ve şu sonuçlara vardım:

***

Olayın iki yönü var: yangın olayı ve denetimi.

Yangının çıkış anındaki sorumluları savcılık bulup çıkartacaktır. Lokantadan çıktığına göre aşçılar, nöbetçiler ve bunların sıralı amirleri ve diğerleri…

Yangın konusunda ülkemizde en son 2007’de yayınlanan “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” uygulanmaktadır.

Yönetmeliğin 6. maddesine göre, proje ve yapım sırasındaki eksikliklerden; yapı sahipleri, işveren ve işveren temsilcileri ile diğer teknik personel kusurlarına göre sorumlu tutuluyor.

124. maddeye göre, özel bina, tesis ve işletmelerde yangın güvenliğinden; sahip veya yöneticiler sorumlu tutuluyor. Yani otelin sahibi ve sıralı yöneticileri…

Neden sahibi sorumlu tutulmasın ki…

Sen Bir Turizm Merkezine 4 yıldızlı otel yapmışsın insanlar sana dünya kadar para veriyor,

Bir defa en başta senin dağın başındaki oteline gelenler çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla senin misafirin, yani atalarımızın dediği gibi Tanrı misafiri, değil yangından korumak bir çocuğun ayağına takılacak bir engel dahi olsa onu kaldırmakla ve insanları güler yüzle uğurlamakla mükellefsin.

İkincisi, 250’ye yakın kişinin kaldığı otelde insanları doyuracak dev gibi tavaların, kazanların, ocakların ve bacaların vs. var ve oralarda ateş yakılıyor, sen bunun tedbirini nasıl almazsın?

***

Kıymetli dostlar, benim halen oturduğum muhitte bile iki tarafımızdaki caddede bir sene içinde biri pastanede diğeri kavurmacıda iki baca yangını çıktı ve ikisinde de yangın üst katlara sirayet ederken söndürüldü, bir de Kastamonu’daki evimizin altındaki pastanede aynı şekilde oldu.

Demem o ki, pişirme ocağı olan mekânlarda bu baca yangınları sık sık olur ve sen yüzlerce insanın kaldığı yerde buna tedbir alınması şarttır. Kesinlikle iddia ediyorum ki, aynı otelde daha önce de kim bilir kaç defa buna benzer fakat bacayı sarmayan tava alevlenmesi olmuştur da söndürmüşlerdir.

Yangın Yönetmeliğinin 57. Maddesi “ …100'den fazla kişiye hizmet veren mutfakların davlumbazlarına otomatik söndürme sistemi yapılması ve ocaklarda kullanılan gazın özelliklerine göre gaz algılama, gaz kesme ve uyarı tesisatının kurulması şarttır.” diyor.

Otel Genel Müdürü tepe idareci olarak her an mekânda bulunduğu için her şeyi düşünmek, uygulamak, takip ve denetlemekten sorumludur.

Yönetmeliğin 126. Maddesinde; “İçinde 50 kişiden fazla insan bulunan konut dışı her türlü yapıda, binada, tesiste, işletmede;

Söndürme ekibi, Kurtarma ekibi, Koruma ve İlk yardım ekipleri oluşturulur, ekibin başı olur ve listeleri binaya asılır.” deniyor.

***

Gelelim denetime;

Kültür ve Turizm Bakanlığı, suçu Belediye’ye ve Özel İdareye yani mahalli kuruluşlara atıyor; Belediye “Biz yangını söndürmekle mükellefiz, başka yetkimiz yok, denetime Turizm Bakanlığı bakıyor.” diyor, Özel İdare ise denetleme yetkilerinin ve buna ait teşkilatlarının olmadığını söylüyor.

İyi de bu kadar insanı kim öldürdü o zaman?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yıldızlı turistik otellere İşletme Ruhsatı verdiğini herkes bilir. Bakan, açıklamalarında “Kendilerinin denetim yetkilerinin turizmi ilgilendiren nitelik ve sınıflandırma açısından olduğunu, yangın konusunun Belediye ve Özel idare gibi mahalli kuruluşlara ait olduğunu” söylüyor.

Halbuki 1983 yılında “Turizm Yatırım, İşletme ve Kuruluşlarının Denetimi Hakkında” yayınlanmış sadece 30 maddelik Yönetmelik incelendiğinde; Kapsam başlıklı 2. Maddesinde aynen; “Bu Yönetmelik, insan ve çevre sağlığı ile can ve mal güvenliği de dahil olmak üzere …. diğer hususların denetlenmesine ilişkin hükümleri kapsar.”

22. maddesinin (o) fıkrasında da, “İnsan ve çevre sağlığı ile mal ve can güvenliğinin sağlanmasına, müşterinin haklarının korunmasına yönelik tedbirler, incelenir.” denmiş.

Yönetmeliğin diğer maddelerinde de, bu denetimlerin bakanlık müfettişleri ve kontrolörleri eliyle dönemler halinde yapıldığı belirtiliyor.

Konunun Bakanlığı ilgilendirdiği ne kadar açık değil mi? Bir an için Bakanlığın işleme sadece turistik sınıflandırma yönünden baktığını düşünsek dahi, yerli ve yabancı yüzlerce insanın kaldığı yıldızlı bir otele ruhsat verirken yahut işletilirken, yangın ruhsatı veren kurumdan belge alınıp alınmadığı, yangın, deprem vs. afet denetimini yaptırıp yaptırmadığı sorulmaz mı?

***

Belediye’ye gelince; yetkililer “Otel Belediye sınırları içerisinde değil, biz sadece yangına müdahale ederiz, gerisine karışmayız.” diyorlar. Evet, otel Bolu’nun Seben ilçesinde bulunmaktadır ve Bolu Belediyesi sınırları dışındadır ancak; Yangın Yönetmeliği’nin Denetim başlıklı 131. Maddesinde “Özel yapı, bina, tesis ve işletmeler, mahalli itfaiye teşkilatı ile bunların bağlı veya ilgili olduğu bakanlık ve kamu kurum ve kuruluşlarının müfettişi, kontrolör veya denetim elemanları tarafından denetlenir.” denildiğinden,

Seben Belediyesinin itfaiye teşkilatı olmadığından, en yakın mahalli itfaiye de Bolu Belediyesine ait olduğundan sorumluluk bu belediyeye düşmektedir.

Nitekim otel, 16 Aralık’ta Bolu Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’ne kontrol ettiriliyor ve Belediye 8 konuda eksiklik tespit ediyor. Otel,bunun üzerine dilekçesini geri çekiyor ve bakanlığa müracaat ediyor. Bakanlık da FQC Global Danışmanlık ünvanlı özel bir şirketten denetim belgesi aldırıyor. Özel şirket yetkilisi, “Biz otele sadece sürdürebilir turizm raporu verdik, yangınla ilgili bir yetkimiz yok.” diyerek işin içinden sıyrılmaya bakıyor. Demek ki, burada Belediye de sorumludur ki, yetkisi tartışmalı olsa dahi en azından tespit ettiği eksiklikleri Valilik, Bakanlık gibi kurumlara bildirmesi gerekirdi.

***

Gelelim Özel İdareye, Bolu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri de “İl Özel İdaresi’nin yangın yönetmeliği konusunda denetleme yetkisinin olmadığını ve bu konuda bir teşkilatının olmadığını” açıklamaktadır. Hâlbuki 2005 yılında yayınlanan 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun “İl özel idaresinin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı 7. Maddesinin (g) fıkrasında aynen;

“Belediye sınırları dışındaki gayri sıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine ruhsat vermek ve denetlemek.” deniliyor ve 60. Maddesinde de, “İşyeri kapatma yaptırımı, yaptırım süresince işyerinin mühürlenmesi suretiyle uygulanır.” Denilerek denetleme ve kapatma yetkisinin bu kuruma ait olduğunu belirtiyor.

Ancak kıymetli okuyucular, Özel İdarenin başı genel sekreter değil Vali’dir. Yani denetleme ve kapatma yetkisi tamamen Vali’ye ait bir yetkidir. Kamuoyundaki tartışmalarda bu nokta hep atlanılmıştır. Dikkat edilirse Türkiye’nin çalkalandığı, hatta dünya çapında gündeme gelen bu olayda vali görünmemiştir. Bir vali Devletin ve Hükümetin İldeki başı ve temsilcisi olarak anında olay yerine gelir ve gerekli tedbirleri aldırarak olayı yönlendirir ve basına da bilgi verir.

Maalesef Valinin yukarıda maddesini yazdığımız denetleme yetkisinin olduğunu biliyor olması bile şüphelidir. Genel Sekreter denetim teşkilatımız yok derken doğru söylüyor ancak bir vali, özel idare kanununda bulunan bu yetkisini uygulamak için İl AFAD Müdürlüğünü kullanabilir, yani Vali İl İdaresi Kanunun kendisine verdiği yetki genişliği ilkesine göre AFAD aracılığıyla ildeki oteller ve bütün kurum ve kuruluşları denetleyebilir. Bu durumda, bu olayda Bolu Valisi denetim görevini yapmamaktan apaçık sorumludur.

***

Kıymetli okuyucular, bundan bir önceki Yangın Yönetmeliği 29/5/2002 tarihinde bir önceki hükümet zamanında İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılmış olup 132. Maddesinde, özel işletmelerin Mülki İdare Amirlerinin yetki ve sorumluluğunda, tayin edilen heyetler tarafından denetleneceğini uzun uzadıya anlatmaktadır.

Bu madde maalesef yukarıda bahsi geçen son yönetmelikten çıkarılmıştır.

İşte yangın için Mülki İdare Amirlerine verilen bu özel denetim yetkisini kaldıranlar da sorumludur.

Yenilik getiriyoruz diye İl ve İlçe Sivil Savunma Müdürlükleri de kaldırılmış ve yerine sadece İl merkezlerinde AFAD Müdürlükleri kurulmuştur.

İşte bundan önce Kaymakam ve Valiler bu hükümlere dayanarak heyetler kurup denetim yapıyorlardı, üstelik şu anda İlçelerde eskiden olan sivil savunma memuru ve uzmanı dahi yoktur ki, sekretaryayı nasıl yapacak ve kiminle denetleyecek.

***

Siz hiç, şu otel şu eksiğinden dolayı kapatılmıştır diye duydunuz mu? Kapatırsın oteli, cezasını da kesersin o da eksiğini tamamlar tekrar açar ve bu, diğer bütün otellere de örnek olur. Hâlbuki şu anda kontrol etsen binlerce otelden yangın kurallarına tam manasıyla uyan ancak birkaç tane bulursunuz herhalde.

Eski yönetmelikteki bu, haberli ve habersiz denetleme hükmü yeniden getirilmelidir. İlçelere yeniden afet ve sivil savunma ile ilgili şubeler açılmalıdır.

Son yorumla bitirelim;

Doğrusu vardır eğrisi vardır ama Adnan Menderes başbakan olunca evlatlarına dedikodu olur diye özel şirketlerde dahi çalışmamalarını tembihlemiş.

Mevzuatımızda genel bir kural vardır, bir makama gelen kişinin görevini ilgilendiren herhangi bir kurumla ilişiğinin olmaması gerekiyor.

Şimdilerde değil ilişiğinin olmaması, özel okulu olan Milli Eğitim Bakanı, otel ve tur şirketi patronu Turizm Bakanı oluyor, özel hastane sahibi Sağlık Bakanı oluyor. Peki, neden yapılıyor ki?

Kıymetli dostlar, sizin de düşüneceğiniz gibi, her şey bozuluyor… Ehil olmayanlar başa getiriliyor… Kurumlar bozuluyor, mevzuatlar patronlara göre ayarlanıyor.

Yetkililer yetkilerini bilmiyor, bilen de işin ehli değil, kullanmasını bilmiyor, acizlikten hepsi yukarı bakıyor… Makamlar patronların karşısında küçülüyor, eziliyor… Devlet otoritesinin yerini patron otoritesi alıyor… İnsanlarımız ehil olmayan ellerde maddi ve manevi olarak mağdur oluyor, yaralanıyor, ölüyor ve bu kısır döngüde patronlar da ölüyor tabii.

Nerde kaldı, “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de Adl-i ilahi, sorar Ömer’den onu” sözünün anlamı?

Yazı uzasa da şu hayali düşünceyi söylemek geldi içimden; Şu otelin patronu şöyle söylense ne kadar haksız olur?

“Be hey, Vali ve Devlet yetkilileri! Koca koca makamlara oturmuşsunuz. Yetkiniz vardı da neden benim otelimi kapatmadınız? Ben beş on gün söylenir durur, bir iki milyon da zarar eder, eksikleri tamamlar, yine çoluğum çocuğumla hayatıma gül gibi devam ederdim. Şimdi böyle büyük bir felakete, acıya ve ölüme sebep olan ben ve ailem nasıl yaşayacağız?”

Peki, ya hayatlarının baharında kara toprağa giren mini mini yavrular; “Babacığım, anneciğim! Lütfen bana anlatır mısınız? Mevzuat neymiş, liyakat neymiş, büyüklerimiz bunu daha öğrenememişler de mi bizi yaktılar?” diye sorsalar kim ne cevap verebilecek?