Türkiye'yi yönetememe, terör ve güvenlik

A+A-
Cahit Armağan DİLEK

Türkiye bir seçimini daha yaptı. Bu yazıyı hazırladığımızda henüz sandıklar kapanmamıştı. Siz bu satırları okurken sonuçlar büyük oranda netleşmiş olacak.

Ama bu köşede seçimlere ilişkin yazılarımda yerel yönetimlerde değişiklikler olacağını, bunun somut işaretlerinin bulunduğunu, kendimizin Big Data analizlerimize göre büyük şehirlerin önemli bölümünü Erdoğan yönetiminin kaybedeceğini yazmıştım.

Sonuçlar nasıl çıkarsa çıksın bir tek doğru var ki o da bugünden itibaren zaten yaşamakta olduğumuz sorunların çok daha derinleşeceği ve ağırlaşacağıdır. Ekonomiden, eğitime, güvenlikten dış politikaya, çalışma hayatından kültüre, sanayiden teknolojiye hemen her alanda sorunlar yumağı içinde bir Türkiye resmi var.

Bu sorunların hepsi birbirinden önemli. Hepsi kapsamlı planlı birbiriyle uyumlu politikalar gerektiriyor. Bunun içinde kurumsal karar süreci, devletin kurumlarının bilgi birikiminden istifade edilebilecek, birbirleriyle etkileşime geçirip ortak devlet aklını oluşturmak gerekiyor.

"İyi işte her şeyi tek bir kişiye bağladık hem karar alma süreci kısaldı hem hızlı karar veriliyor hem de en tepede kararlar uyumlaştırılıyor" diyebilirsiniz. Ama gerek 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra oluşan ve Cumhurbaşkanını fiilen tek karar verici duruma getiren yönetim süreci, gerekse 16 Nisan anayasa referandumu ve 24 Haziran seçimleri sonrasında oluşan resmi tek adam yönetimi bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Her şeyin tek adama bağlı olduğunu hem anayasa söylüyor hem de bizzat Cumhurbaşkanı ifade ediyor. Örneğin son olarak ekonomiden ben sorumluyum diyerek bunu bir kez daha teyit etti. Sorunların çözümünü en tepede tek adama havale etmenin, tek akla bırakmanın sonuç getirmediğini 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimlerinden sonra oluşan hükümet sistemi gösterdi.

Yerel seçim sonuçları da bunu teyit ediyor. Aslında yerel seçim sonuçlarının verdiği en temel mesaj Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Türkiye'yi yönetemediği olacaktır. 01 Nisan'dan itibaren Türkiye bunu konuşacaktır.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin başarısızlığını giderecek tedbirleri almadan, kurumsal karar sürecini ve devletin bilgi birikimini esas alacak sistemi hayata geçirmeden her alanda derinleşen sorunları çözmesi mümkün olmayacaktır.

Yukarıda ifade ettiğimiz her alanda derinleşen sorunların arasında önceliklendirme yapmak bile zor. Ekonomi topluma devlete hayat veren, adeta damarlarda dolaşan kan gibi. Ekonomi sağlıklı olmazsa diğer alanlarda da sorun yaşamak kaçınılmaz. Öyle de oluyor zaten.

Önümüzdeki dönemde, yöneteme sorunun yanında içinde bulunduğumuz krizi yaşayarak belki de en çok tartışılacak konuşulacak konuların biri olacak ekonomi. Ama Türkiye gibi çok kritik bir jeopolitik konumda olan Türkiye'ye yönelen tehditler çok fazla. Bunların başında da kuşkusuz terör geliyor.

Terör geliyor çünkü terör hem küreselleşti hem de devletlerin dış politika aracı haline geldi. Terörü 40 yıldır yaşıyoruz ama terörle mücadeleye bilimsel yaklaştığımız bu konuda tezler raporlar kitaplar yazmadığımız maalesef acı bir gerçek.

Ama geçen hafta bu konuda bir kitap raflarda yerini aldı. İkbal Vurucu ve Ömer SArıca'nın editörlüğünde PKK üzerine araştırmalar üzerine KÜRESEL TERÖR VE GÜVENLİĞİMİZ başlıklı kitap bir başucu referans kitabı niteliğinde.

Benim de bir bölüm yazdığım kitapta terörle mücadelenin akademik, felsefi, psikolojik, teknik, askeri vb yönleri alanın ve sahadaki uzmanlarının hazırladığı makalelerden oluşuyor.

Kitabın önsözündeki şu ifadeler gerçekten çok önemli: İçinde bulunduğumuz ve uzun vadede de yaşamaya devam edeceğimiz terörizm insanlık tarihi kadar eski bir olgudur ve hedefe ulaşmada her yolu meşru saymaktadır… 11 Eylül'den sonra terörün belki de en çok kullanılan kelimelerden biri olduğunu görüyoruz.. Terörün klasik amacı hükümetlerin kontrolünü ele geçirmekten çok hükümetin kararlarını ve faaliyetlerini etkilemektir. Hükümetlere baskı yaparak politikalarını değiştirmeye zorlamaktır… Terör bu haliyle barış dönemlerinde savaşın sürekli hale getirildiği bir dış politika enstrümanı olurken, savaşın yapılış şeklini de değiştirmiştir. Çünkü terörün  bir dış politika aracı olması ülkelerin klasik savaştan ziyade terör örgütleriyle mücadelesini esas alan asimetrik metodları ve stratejileri zorunlu hale getirmiştir…

Türkiye'nin sorunlarını çözmek için katılımcılık, tecrübe, kurumsallık, bilgi birikimi ve ortak aklı içeren karar sürecinin ve yönetim sisteminin tesisiyle mümkün olacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz kitap bu anlamda terörle mücadeleye ilişkin olarak işte bunun somut bir örneği. Kitapta emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Kitap, konuya ilgi duyanların, terörle mücadeleye kafa yoranların, konuyu akademik olarak çalışanların, sorunun çözümünde görev alanların okuyup bilgi sahibi olmalarına katkı sağlayacaktır. Unutmayın bilgi sahibi olamadan fikir sahibi olunmaz.

 

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları