ABD'ye güvendik de ne oldu?

A+A-
Ahmet GÜRSOY

          Türkiye'nin Suriye politikasının merkezinde Esad var. Tek kişiye bağımlı tepkisel politikalar üzerinden bugünlere geldik.

Efendim onu istemiyoruz..

Olabilir.

Bireysel olarak istemeyebilirsiniz. Nefret de edebilirsiniz. İçiniz de ısınmaz. Ama bu sizin bireysel isteğiniz. Mesele devleti yönetenlerin bireysel arzuları mı yoksa ülkenin çıkarları mı?

Millî çıkarımız gerekli kılıyorsa, ülkemizin geleceği ve menfaati için istesek de istemesek de iş birliği yapmak veya ilişki kurmak zorunda mıyız, değil miyiz? Asıl soru bu.

                Trump'u Esad'dan çok mu seviyoruz?

                Hayır..

                Öyle ise onunla görüşmek için ta Amerikalara kadar neden gidiyoruz?

                Türkiye'nin istikbali için.

Ülkenin millî bütünlüğü için..

                Tamam.

Peki, aynı bütünlük adına Esad işimize yarayacaksa onunla neden konuşmuyoruz?

                Onunla neden olması gereken için değil de "istemezük" üzerinden tartışıyoruz..

                Efendin o katil..

Halkını katletti.

İyi. Diyelim ki öyle..

Peki, ABD katil değil de masum mu?

                Ta Irak'ın işgalinden tutunuz da Ebu Gureyb hapishanelerinde işkence ile öldürülenlere kadar, akan milyonlarca insanın kanında kimin politikası var?

                Bunca insanlar,-üstelik de Müslüman insanlar- yok yere niçin öldü?

Ya da öldürüldü. Amerikan askerlerinin ırzına geçtiği Fatmaları, Emineleri de buna ilave edin. Çalınan tarihi eserleri unutmayın. Peki, götürdüğü tonlarca varil petrol ve mali kaynaklar kimin malı?

                Müslümanın..

                İşte o Amerika, şimdi PYD ile birlikte hareket ediyor. NATO üyesi ortağını yok sayıyor.

                16 Mayıs'ta biz bu Amerika ile görüşeceğiz.

                Görüşülmesin mi?

                Görüşülsün.. İlk ağızdan tartışılsın.

Hiç itirazım yok. Ancak Suriye'de Esad ile bir çıkarımız varsa onunla da Türkiye, ülke menfaati için gerekirse de Amerikan politikalarını tersyüz etmek için bir hamle yapmalıdır. Gerçi bu saatten sonra ne düzeltir ve iki ülke arasında nasıl bir güven anlayışı oluşur bilmiyorum ama Türkiye en başından beri Suriye'yi bir devlet olarak görmek yerine Esad olarak gördüğü için kayıp etti.

                Bölgenin karışmasında en başından beri asıl oyun kurucu olan Amerika suçlu.

                Ölümlerden, gözyaşından, çalınan eserlerden, kaybedilen millî, manevi değerlerden yine o sorumlu.

Ve biz Amerika ile çıkarımızı için görüşüyoruz.

               Hatırlayın..

                "Arap Baharı" denilen bu süreçte Irak, Libya gibi devletlerin devlet başkanları öldü ya da öldürüldü.

                Sormamız lazım değil midir? Libya Devlet Başkanı Kaddafi -eğer suçluysa- adi suçlular ve asrın katilleri kadar şereflice ölümü hak etmiyor muydu?

 Devlet adamının şahsi manevisine yakışır ölmesi gerekmiyor muydu?

                Elbette gerekiyordu..

Linç edilerek öldürüldü..

Bütün bunların sorumlusu kim peki?

Öncelikle ABD!

                O ABD'ye güvenerek bugünlere geldiğimiz bir gerçekliktir. ABD'ye güvendik de ne oldu? Biz hâlâ Esad'la bireysel kavga üzerinden politika yürütüyoruz, Onlar, PYD-Esad ilişkisini kurdular bile. 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları