Ahmet Hakan da okumalı bu romanı...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Sonunda yaşadığı haksızlıklara, inandığı değerlerin suistimal edilmesine dayanamayarak çıldıran Erol gibi çevremizde o kadar çok insan var ki... Yoksul ama inançlı bir aileden gelen Erol önce eş-dost yardımıyla bir çayevi açar. Derken müdavimleri artıp da dini sohbetlerin ağırlaştığı çayevi mütevazı bir kitap evi haline dönüşür. Bir müddet sonra çay parası bile olmayan gençlerin müdavimi olduğu çayevine öğretmenler, bürokratlar gelmeye dini sohbetler koyulaşmaya başlar. Ayetler ve hadislerin yorumlanmasıyla kalmaz, iş dünyadaki gelişmeler takip altına alınır. Dünyanın bütün Müslümanlarının kurtarılacağı bir üs haline dönüşür. Ve bu geçen süre içinde çayevinin müdavimleri devletin çeşitli kademelerinde görev almaya başlarlar. Lakin devlet onlar için halen yıkılması gereken kurumdur. Zira inançsız sayılır.

Bahri tiplemesine de çok rastlarız. Yine bir devlet kuruluşunda görevlidir. Dini konularda mahalleliden fazla şey bildiği için çoğunlukla o konuşur. Çayevinin da, kitap evinin de Hoca'sı ilan edilip, rüyaları bile dine göre yorumlayıp, hikmet arar. İnsanların özel hayatına, giyim kuşamına müdahale etme hakkını elinde tutar. Aslında dedikodu kumkumasının baş rolündeki bağnazın biridir.

İçten pazarlıklı Osman'ın çirkinliği yüzüne de yansımıştır. Yalakalıkta sınır tanımaz. Dedikodu, gıybet ile insanları bir birine düşürmekte ve işin içinden sıyrılmakta pek mahirdir.

Küçük bir kız çocuğu iken ailesine katkı sağlamak için mendil satarken tanıştığı kitapevi sahibi Erol'un yardımcılığına yükselip bir taraftan tahsiline devam eden Aysun, dobradır. Doğru bildiğinden asla taviz vermez. Baskılara boyun eğmez. Vefalıdır, bırakıp gittiği Erol'un çıldırdığını öğrenince onu kurtarmak için olağanüstü çaba sarf eder.

Nur'a gelince... Son on yılda Nur tipinde o kadar çok kız peydahlandı ki her birini ayrı ayrı anlatmak mümkün değil. Bol makyajı, cilveli edalı konuşmaları ile başındaki örtü uyum sağlamıyorsa da cehaletine rağmen kitapevi tezgahtarlığından televizyon yorumculuğuna terfi edecek kadar uyanıktır.

Ve Dua... Suriye'den gelen iki milyondan fazla mülteciden biridir. Kocası tarafından dilenmeye, fuhşa zorlanan dünya güzeli kadınların yaşadığı dramın yansıdığı insan...

Yılların tecrübesi ise gözlemlediği benzeri karakterlerin din adına inandıkları rüya yorumları ve zaaflarını davranış tarzları ile bütünleştiren Nihat Genç, edebiyat tarihimize geçecek, yıllar sonra "klasikler" arasında yer alacak eserinde aslında Türkiye'de yaşanılan gerçeğin fotoğrafını çekmiş. Bir dönem Haliç'te pis kokular içinde yaşayıp o iğrenç kokudan etkilenmeyenleri de pis tuvaletlerde resmetmiş.

Erol'un çıldırması bir ilk değil. En güzel gençlik yıllarını, varını yoğunu inançları için harcayıp, yaşadığı hayal kırıklıkları yüzünden çıldırıp, meczupça sokaklarda gezip, parklarda yatan çok Erol var memleketimizde.

"Öbür dünyadan fırlatılan cesetler, vicdanın cephanesi, bir saniye süren aşk ve ruhsuzlar ile beyinsizlerin hiç bitmeyen savaşı..."

Evet "İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı" romanı dindarlığın, dincilikle vahşi kapitalizmin çarklarında nasıl tahrip edildiğini anlatıyor. Bu kitap sadece alıp okunmamalı. Elden ele dolaşmalı. Gençlerimizin örümcek ağına düşmemesi için beşer, onar alınıp hediye edilmeli. Her mahfilde günlerce, aylarca, yıllarca bu romandaki karakterlerin tahlili yapılmalı.

 

Not: Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan'a evinin önünde yapılan saldırı, derin anlamlar yüklü. Bir gazeteciye değil mesaj, bütün Türkiye'ye. Umarım saldırının şifrelerine ulaşılır. Hakan'a geçmiş olsun derken, yılmayacağına, susmayacağına olan inancımın katmerlendiğini belirtmek istiyorum. Ve Ahmet Hakan'a Nihat Genç'in romanını mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları