Bileşik kaplar: İran-Türkiye...

A+A-
Ahmet GÜRSOY

                Elbette İran sonrasının hedefi Türkiye'dir. Bunu bilmeyecek ne var.

                Büyük Orta Doğu Projesi'nin en son amacı neydi?

                Bölünmüş bir Türkiye ve içinden çıkacak bir Kürdistan'dı!

                Sınırları da Sivas'a kadar dayanıyordu.

                O günkü AKP siyaseti, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'na, "Sivas'ın doğusuna git de görelim" efelenmesi yapıyordu. Çünkü kendileri gidiyordu. Devlet imkânlarının yanında Öcalan ile aralarında samimiyet zirve yapmıştı.

Hatırladınız mı?

                Sonra köprünün altından çok sular aktı geçti..

                Gelişmeler dengeleri bozdu.

                Amerika ile stratejik ortaklıktan karşılıklı restleşmelere varan siyasete geldik. Ve bütün bu gelişmelerin sonunda ABD Orta Doğu'da beklediği sonucu alamadı.

                Ama İran aldı.

                İran savaştığı Irak'ta iktidar oldu. Irak'taki yönetim kendi paralelinde.

                Lübnan'da İran istemedikçe iktidar değiştirmek mümkün değil. Aynı şekilde Yemen'de ve hatta Suudi Arabistan'da etkili. Suriye desen, İran sayesinde ayakta kaldı.

Amerika'nın gerilediği yerde İran kazandı.

                Üstelik nükleer güç olma konusunda da epey yol aldı. Bu durum,  Amerika'yı değil ama onun içine sinmiş İsrail'i korkutuyor.

                Öyle ise, Orta Doğu'dan çekilmeden önce birkaç adım atmak lazım değil midir? Tabir yerinde ise arkayı sağlama almak gerekmiyor mu?

                Gerekiyor.

                İran'ın yumuşak karnı nedir?

Rejimidir?

Başka?

Ekonomisidir?

Başka?

Her ikisi ile ilişkili olan özgürlüklerdir.

                Çok daha başka?

                Çok parçalı etnik yapısıdır...

                İran'daki sokak hareketlerine bakıldığında öne çıkanlar hangisi?

                Ekonomi ve özgürlükler.

                Yani rejim ve iktidar sorunu.

                Rejimin sertliği.

İran'daki yönetim, olumsuzlukların bütün gerekçelerini İsrail üzerinden açıklıyor. Ülkedeki bütün kötülükleri ona bağlıyor. Bir de Amerika'ya..

                Haksız sayılmaz ama bütün kötülüklerin ana kaynağı salt onlar değil. Asıl gerçeklik, bizzat İran'ın kendi dinamiklerinden kaynaklanıyor. İran'ın rejimi sert, özgürlükleri olabildiğince daraltan bir rejim ve ikincisi de ekonomisi kötü.. Çünkü İran, bölgesel güç olmak yolunda bütün Orta Doğu'ya harcama yapıyor. Ayrıca ambargo ile uzun süren bir ekonomik ablukadan çıktığını da yanına ilave etmek lazım. Yoksa İran hem doğal gazı ve hem de yeterli petrol kaynakları ile gücünü katlayacak potansiyele sahip bir ülke..

    Eğer sizin içinizde isyana dönüşecek derecede halkı zora sokan bir sosyal gerçeklik yoksa, dış güçler hiçbir işe yaramaz. Ama sizin iç yapınızda zorbalık varsa, adaletsizlik almış başını gidiyorsa, ekonominiz dengesizse ve her gün işler kötüye gidiyorsa bundan sonuna kadar faydalanır..

                Meseleye Türkiye'nin bölgesel pozisyonu ve kazanımları açısından bakarsak, İran biraz daha dayanmalı ve ayakta kalmalıdır. Hâlihazırda Amerika-İsrail etkisi karşısında bölgenin bu siyasete ihtiyacı var. Karışık bir İran, bütün enerjisini ister istemez dışarıdan içeri yöneltecektir. Bu durum Türkiye'nin elini zayıflatmamalıdır. 

                Türkiye'nin mevcut durumu ve çıkarları için İran krizden bir an evvel çıkmalıdır.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları