Darbe ve cunta üreten ordu!

A+A-
Cahit Armağan Dilek

İki yıldır mezun vermeyen Harp Okulları ara sınıflara alınan az sayıda öğrencilerinden bu yıl yeniden mezun verdi. Ve ilk defa üç Harp Okulunun töreni aynı anda KHO/Ankara'da yapıldı.

Törende Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasındaki şu ifadeler dikkat çekiciydi: "Türk Silahlı Kuvvetlerimizin personel ihtiyacını karşılama konusundaki reformumuzu tabelayla sınırlı tutarsak, kendi kendimizi kandırmış oluruz. Asıl buradaki zihniyeti değiştirmek mecburiyetindeyiz. Türkiye'nin sürekli darbe ve cunta üreten, vesayetin aracı haline gelen değil, ülkesini ve milletini en iyi şekilde savunacak bir orduya ve insan gücüne ihtiyacı vardır... Ordumuzu, FETÖ ve PKK başta olmak üzere ülkemizin ve milletimizin düşmanı terör örgütlerinin tasallutundan kurtarmakla kalmayacak, her yönüyle yerli ve milli vasfını güçlendireceğiz."

Atatürk ise Türk ordusuna değişmeyen mesajında şunları söylüyordu:

Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini en burhanlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyet'in bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Türk vatanının ve Türk camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam inanç ve itimadımız vardır.

İşte Atatürk'ün kendinden sonrakilere emanet ettiği Türk Ordusu. Ama şimdi çizilen resim bambaşka. Neden?

MSB AKAR, Genelkurmay Bşk. GÜLER ve diğer general/amirallerin Sn. Erdoğan'ın ifadelerine ilişkin ne düşünüyor bilmiyorum, konuşamayacakları için de bilemeyeceğiz, ama şu sorular hemen akla geliyor:

Türkiye'de yaşanan darbeleri sadece TSK'daki darbeci zihniyete bağlamak doğru mudur? Darbeci zihniyet suçlaması TSK'ya haksızlık değil midir? Devleti yönetemeyen, devletin kurumlarına hakim olamayan, kurumlara musallat olan örgütlerin önünü açan siyasi iktidarların asıl suçlu olduklarının üstü örtülmüyor mu?

15 Temmuz kalkışmasına kadar TSK'da sürekli darbe ve cuntacılık zihniyeti işlenmişse, o dönemlerde yetişmiş terfi almış görevdeki general/amiraller de bu zihniyetle suçlanmış olmuyor mu?

FETÖcülerin 40 yıldır TSK dahil devletin bütün kurumlarının içine sızdırıldığı ve yerleştirildiği artık kabak gibi ortadadır. 15 Temmuz FETÖcü kalkışmayı bu darbeci söyleminin içinde nereye koyuyorsunuz? 15 Temmuz sadece TSK'daki bir cuntanın yaptığı bir kalkışma mıdır? Böyle dar kapsamlı bir tespitle, FETÖ'nün devletin içinden temizlenmesi sağlıklı olarak yapılabilecek midir?

FETÖ'nün yanında PKK'nın da TSK'ya musallat olduğuna ilişkin bir durum mu var ki Ordumuzu PKK dahil terör örgütlerinin tasallutundan kurtarılacağı ifade edilmiştir?

TSK ülkesini, milletini savunamayacak bir durumdadır ki böyle bir orduya ihtiyaç olduğu söylenmiştir? Unutulmasın ki Kore Savaşında üstün kahramanlıklar gösteren, 1960 ve 1980 askeri darbeleri arasında 1974'te Kıbrıs Barış Harekatını dünya harp tarihine örnek olacak şekilde icra eden, 40 yıldır PKK terörüyle mücadele edip askeri anlamda PKK'yı defalarca bitiren Türk ordusudur.

Türk ordusunun yerli ve milli vasfından şüphe mi vardır ki bu vasıfların güçlendirilmesinden bahsedilmektedir?

Siyasetin girmemesi gereken kışladaki askeri törende bir siyasi partinin sloganı olan rabia'dan bahsetmek doğru mudur? Bu nereye gider?

Soru çok ama yerimiz dar. Gelelim törenlere;

Üniversitelerden muharip subay yetiştirildiğine dünyada tanık olunmamıştı, işte onu şimdi biz deniyoruz!

Ortak törenlerin devamı gelecek mi bilmiyoruz ama yeni yönetim sisteminin ilk töreni böyle olduğuna göre gelecek yıllarda da aynısını görme ihtimali yüksek. Tören deyip geçmeyin, maalesef yansımaları başka olacak, kurum kültürü, bilgi birikimi ve geçmişle irtibata başka bir darbe daha vurulmuş olacak.

Peki törendeki protokol görüntülerine ne denmeli? Jöleli saçlarıyla ünlü danışmanın protokolde oturduğu yere bakılırsa Danışmanlar protokolde General ve Amirallerin önüne geçmiş! Danışmanların resmi devlet protokolünde yer alması devletin kurumlarının değil danışmanların vesayetinin ve sözünün geçtiğinin bir göstergesi değil midir?

Ve neden hem Türk Silahlı Kuvvetleri Günü hem de Büyük Zafer günü de olan 30 Ağustos'ta Gazi Meclis'in bulunduğu Başkent Ankara'da barış ve savaştaki başkomutanların (Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı) selamladığı görkemli bir askeri geçiş töreni artık yapılmıyor?

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları