Herkes gezer, görür ama herkes yazamaz

Gezi yazılarının böyle ilgi görmesi bu konuda çok sayıda eserin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Evliya Çelebi''nin torunları da boş durmamış, onun açtığı yoldan yürüyerek yüzlerce gezi kitabı yazmışlardır. Onlardan biri olan Cemal Kurnaz da gezip gördüklerini "Yurttan ve Dünyadan Haberler" adıyla kitaplaştırdı. Cemal Kurnaz, gezi yazılarını bir araya getirdiği bu çalışmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:

En kalıcı öğrenmenin yerinde görmek olduğuna inanırım. Türk insanı, ülkesini ve insanları görüp tanıdıkça, nasıl bir vatana, nasıl bir kültüre ait olduğunu daha iyi anlayacaktır. Türk çocuklarına, devletin programı çerçevesinde, Türk kültürünü yapan belli başlı şehirleri mutlaka göstermeli. İstanbul, Bursa, Konya, Çanakkale gibi şehirleri görmeyen insanımız kalmamalı. Bu şekilde yetişen gençler, ilerleyen zamanlarda sınırlarımız ötesindeki şehirleri de merak edeceklerdir.

Karacaoğlan''ın, "Ben de güzel sevdim kendi halimce" dediği gibi, ben de hayatım boyunca yurt içi ve yurt dışında bazı yerleri görme fırsatı buldum. Bunların bir kısmı bilimsel toplantılar dolayısıyla gerçekleşti. Demek ki, çeşitli yerlerde yapılan bu toplantıların, aynı zamanda buraların tanıtımına da katkı sağladığı bir gerçek. Zaman zaman asıl amacından uzaklaşarak kültür turizmi, kongre turizmi gibi adlandırmalar öne çıksa da, böyle bir faydasının da olduğu göz ardı edilmemelidir.

Yurt içinde İstanbul, Bolu, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Artvin, Erzurum, Erzincan, Sivas, Tokat, Yozgat, Kastamonu, Sinop, Yalova, Bursa, Mardin, Diyarbakır, Urfa yolumun düştüğü belli başlı yerler oldu.

Yurt dışında gördüğüm yerler, önce komşumuz sayılabilecek, nispeten yakındaki ülkeler oldu. Bunların çoğu, Osmanlı bakiyesi ülkeler. Buralarda gümrükten pasaportla geçmek zorumuza gitse de, ecdadın bıraktığı eserleri ve asıl önemlisi sınırın öte yanında kalan mahzun gönüldaşlarımızı tanımak için her şeye değer. Sonra, biraz daha uzaktaki Türk ülkelerini gezdik.

Her kişi, dünyaya durduğu yerden bakar. Buna bakış açısı (perspektif) diyorlar. Kişinin, dünyaya gezdiği yerlerden, oradaki insanların baktığı yerden bakması, ufuk açıcı ve öğreticidir. Özellikle, yurt dışından ülkemize baktığımızda, daha önce fark etmediğimiz birçok şeyi fark ederiz.

Benim gezi yazılarım, buralara ve buralardan ülkemize bakışımı gösteriyor. Bazı ülkeleri gördükten sonra, oralarda büyük değişimler yaşandı. Suriye''de gezip gördüğümüz yerlerin çoğu yerle bir oldu. Artık, istesek de eski halini görme imkânımız yok. Bu yönüyle de yazdıklarımın önemli olabileceğini düşünüyorum.

POST Yayınevi Tel:(0212) 512 70 20

***

Tarihi anlamaya çalışan yazılar

Geçmişten ders çıkarılmasını amaçlayan yazılarını "Tarihin Puslu Aynasından" adlı kitabında toplayan Fazlı Köksal, çalışmasını okurlarına şu sözlerle takdim ediyor:

Geçmiş yaşanmışlıktır, gelecek belirsizlik… Yaşanmışlıklarımızdan ders çıkarıp, tecrübelerimizi geleceğimizi belirlemede bir kılavuz olarak kullanabilirsek, belirsiz olan geleceğimizi planlayabiliriz… Ama geçmişten ders çıkarmazsak, aynı hataları tekrar eder dururuz… Ve genelde yeterince ders çıkaramadığımız içindir ki, İbn-i Haldun''un dediği gibi "Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer."

Nasıl insanlar geçmişlerini aktarırken belirli süzgeçten geçiriyorlar, tarih yazıcılarının çoğu da o tür süzgeçler kullanırlar. O süzgeç, bazen ideoloji olur, bazen devletin çıkarı, bazen egemenlerin isteği… Aslında o tür süzgeçleri de hoş görebiliriz; yeter ki temel olgunun dayanağı belgeler tahrif edilmesin. Hani gazeteciler der ya, haber kutsal, yorum hürdür… Tarih yazıcılığında olayı doğru aktarmak şartıyla farklı yorumlar getirmek doğaldır. Olayları kendi görüşüne göre anlatabilmek için belgeleri görmezden gelmeyi de olağan görebiliriz… Maalesef tarihin gerçekleri kendi görüşleriyle uyuşmayınca belge karartan, belgeleri tahrif eden ve kendini tarihçi diye tanımlayan o kadar çok bezirgân var ki… O nedenle tarihi okuru gerçeğe ulaşmak için okudukları üzerinde düşünmek, olayları sorgulamak bir sorumluluk..

Tarihin Puslu Aynasından; tarih üzerine kafa yoran bir aydının olayları sorgulayan, geçmişten ders çıkarmaya çalışan yazılarından yapılan bir seçki…

Gülnar Yayınları Tel:(0532) 375 60 88

***

HAFTANIN KİTABI:

Töremizin kaynakları

Usta edebiyatçı Adnan Binyazar, edebiyatımızın yazıya geçirilen ilk destansı hikâyelerini içeren Dede Korkut Kitabı''ndan dört öyküyü genç okurlar için yeniden kaleme aldı. Can Çocuk Yayınları Destanlar ve Masallar Dizisi''nden çıkan kitap, "Dede Korkut''tan Öyküler" adıyla okurla buluştu:

Anlatılışı çok öncelere dayanan, 15 ve 16. yüzyıllarda yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut Kitabı''nda, Oğuz Türklerinin kültürel varlığı, yaşadıkları toprakları savunma dirençleri, kahramanlıkları, ahlak değerleri konu edilmiştir. Halkın görgüsü, ahlak arayışı, kültürel birikimini oluşturan töreleşmiş insanlık değerleri kurumsallaştığı dönem içinde eriyip gitmemiş, insanın zaman içinde değişen algı gücü ve kavrayış yeteneğiyle değişime uğrayarak sonraki çağlarda da izini sürdürmüştür."

Can Çocuk Yayınevi Tel:(0212) 252 56 75

***

Çizgilerin anlattığı

Çocukluk yıllarında evin duvarlarını karalayarak kurduğu "çizgili dünyası"nı gazetelere, dergilere, kitaplara ve uluslararası sergilere hatta radyo programlarına kadar genişletmiş bir insan İzel Rozental. Hem çizer hem yazar olarak bu "çizgili dünyası"na Amerika''dan Japonya''ya, Fransa''dan Çin''e ve elbette Türkiye''den birçok karikatüristleri dahil etmiş, onlarca yakın dostluklar kurmuş, uluslararası projeler gerçekleştirmiş.

Benim "Karikatürlü Evrenim" başlıklı nehir söyleşide Rozental eline kalemi alıp bir şeyler çizmeye başladığı günden bugüne yaşadıklarını, yaptıklarını, kurduğu dostlukları anlatıyor. Ünlü çizer Tan Oral da kitabı "Belgesel bir film tadında renkli, ayrıntılı, neşeli bir akışla İzel''i yakından izliyor" sözleriyle takdim ediyor.

Kırmızı Kedi Yayınevi Tel:(0212) 244 89 82

***

KÜTÜPHANEMDEN:

Dostlar galerisinde hatıralarla yolculuk

Edebiyat, sanat ve kültür adamlarını yapıtlarından tanırız ama yine de özel hayatlarını ve yakın çevreleriyle ilişkilerini merak etmekten kendimizi alamayız. Bu hafta sizlere söz edeceğim kitap tam da böyle merakları giderecek bir kitap. Babıali''nin usta kalemlerinden Sadun Tanju''nun ilk baskısı 1996 yılında İnkılap Kitabevi tarafından yapılan, "Eski Dostlar" adlı çalışması önemli edebiyat, sanat ve kültür adamlarımızı ve onlara dair hatıraları kitapseverlere sunuyor. Kimler yok ki bu aydın kişiler arasında; Orhan Veli Kanık, Sait Faik Abasıyanık, Kemal Tahir, Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Abdi İpekçi, Haldun Taner, Bedri Rahmi Eyüboğlu... Her biri kendi alanında bir değer olup toplumda kendini kabul ettirmiş isimler... İşte "Eski Dostlar", bir anlamda düşüncenin, sanatın ve özgürlüğün ufuklarını açan bu kültür adamlarına bir selam, bir teşekkür kitabı. Aynı zamanda bu değerli isimlere güzel bir vefa örneği... Sürprizlerle dolu, hoş ayrıntılar içeren sözlü bir tarih yapıtı. Kitapta yakın tarihe ait trajediler de çok. İşte onlardan biri:

Donanmada, dolaplarında Balzac, Zola, Tolstoy, Dostoyevski, Goethe, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali''nin kitapları çıkan bahriyeli erleri isyana hazırladığı iddiasıyla tutuklanır. Askerî mahkeme, Kemal Tahir''i 15 yıl hapse mahkûm eder. Kardeşi Üstçavuş Nuri Tahir ile Nazım Hikmet''e özenerek şiir yazmaya çalışan erbaş Mehmet Ali mahkûm olur. Altı yıl sürgün hayatı yaşayan Kemal Tahir''in eşi Semiha Hanım terzilik yaparak, kendisi ise takma isimlerle polisiye roman yazarak geçinebilirler. 12 yıl sonra 1950 yazında, Demokrat Parti hükümeti Kemal Tahir''i salıverir. Kemal Tahir, İstanbul''da bulunan eşinin kapısını çalar. Eşi, kocasını tanıyamaz. Tahir: "Beni tanımadın mı?" der. Semiha Hanım''ın: "Allahım, Allahım! Sen Kemal Tahir''sin.." çığlığı duyulur.

(A.Y.)

Yazarın Diğer Yazıları