‘Dünya Nereye Gidiyor’

İsmail Özmel (1933 doğumlu), kendisini doğup yetiştiği iline adamış, hukukçu, şair, yazar. Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat onun yazı dünyasını şu cümlelerle özetler:

Özmel’in tabiata bakışı bana “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’nin ustası Ziya Osman Saba’yı hatırlatıyor. Kainâtı adeta bir çocuk gözüyle seyretmek! Her durum ve nesneyi mutluluk vesilesi saymak, hulâsa yaşama sevinci... İşte ikisinin müşterek tarafı. Fakat Özmel’in başka bir sihirli küresi var ki orada zaman zaman tarihe, tarihi değerlere kapı aralanıyor. Dede Korkut’un sesini duyan şair, bazen Niğde’nin sokaklarını, tepelerini, bazen uzak diyarları dolaşıyor; ama daima “Türkçenin Rüzgarında Mutlu Saatler” yaşıyor, yaşatıyor.”

İsmail Özmel, şiir ve yazılarında Anadolu’yu yudum yudum ruhuna katar. Onu okumak Anadolu’yu okumaktır.

Son iki kitabından bahsedeceğim: Çıkış Yolu-Siyaset Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu ve Son İnsan” Adlı Eserine ve Türkiye’nin Sorunlarına Eleştirel Bakış” (Korkut Yayınları, 288 s.) ve “Dünya Nereye Gidiyor” (Korkut Yayınları, 238 s.)

70’e yakın kitaba imza atan İsmail Özmel, fikrî-edebî Akpınar dergisinin de yayıncısı.

İsmail Özmel, Çıkış Yolu’nun “Sunuş”una “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulması ve demokrasi geleneğine dönmesi ve ülkenin daha güvenli ve daha huzurlu bir hâle gelmesi için, uzun zamandır düşündüğüm çözümleri sunmak gayesi ile bu satırları yazmaya başladım.” cümleleriyle girer, ardından Fukuyama’dan neden bahsetme ihtiyacı duyduğunu açıklar:

“Aynı zamanda ABD’li siyaset bilimci Francis Fukuyama’nın ‘Tarihin Sonu ve Son İnsan” adlı eseriyle ile ilgili düşüncelerimi sunmak böylece sadece Türkiye’ye değil dünyaya da bakarak, bir değerlendirme yapmayı da gerekli gördük. Meseleleri sadece Türkiye açısından değil aynı zamanda yakın ve uzak komşu devletler, çağın getirdikleriyle birlikte bakmak, genel çerçeve içinde göze batan noktaları öne çıkararak bir bakış, bir yorum sergilemek istedik.”

İsmail Özmel, “Tarikat Müftülük Onaylı” başlığı altında tarikatlar meselesine de giriyor, önemli bir noktaya işaret ediyor:

“Bir şeyhe bağlı dini yapılar insanı düşünmeye sevk ediyor. O kişi hakkında bilgi sahibi olmayan bir insan, durup dururken böyle bir camianın içine girmez. İbadet edecekse evi vardır, mahallede mescit, meydanda cami var. İslam’ı öğrenmek istiyorsa Diyanet’in yayınları vardır, üniversitelerin yayınları vardır.

Belki bir vesile ile müritlerin anlatım sahaları içine düşmüş ve anlatılanların etkisinde kalarak katılmıştır. İkram ve beraberlikler kaynaştırmış ve insan yavaş yavaş bir farklı çevrenin insanı olmuştur. Buraya kadar mesele yok. Yalnız ülke içte ve dışta bir zorlama ile karşılaşırsa, yöneten ekibin yönü nasıl olur ve nereye doğru olur, bunu ülkeyi seven ve düşünen herkesin aklından çıkarmaması gereken bir imtihan sahasıdır.

İkinci nokta yöneten kadro cemaatin ne kadarını istediği yöne yönlendirebilir?

Üçüncü ve en önemlisi, Türkiye’ye ve Türk milletine bağlılığı ne kadardır?”

Sorunun cevabını ben vereyim: Kişi bağımsız düşünemez. Şeyh neye ne kadar inanıyorsa, ona bağlanan da o kadar inanıyordur.

Bir cemaatin kanlı darbe teşebbüsünde örneği görülmüştür!

***

İsmail Özmel, diğer kitabı “Dünya Nereye Gidiyor”da denemelerini bir araya getirmiş.

“Dünya İnsan İdraki ile Vardır” başlığı altındaki şu satırlar, iç dünyamızda bir pencere açıyor:

“Dünya insan idraki ile vardır. Yalnız dünya değil evren de aynı kaderin ortağıdır. Ortaklığı ortaya koyan insanın anlayışı ve sezişidir.

Canınınız kahve istediğini sezen eşinize bu duygu nasıl ulaşmıştır? Bir annenin uzaktaki çocuklarının coşkusuna veya üzüntüsüne ortak olduğunu hissettiği zamanlar olmuştur. Malum oldu derler. Bu duyguyu anne kalbine ulaştıran sebep hakkında bir şey söylenebilir ama şu tek gerçektir diyebilir miyiz? Kalpten kalbe akan duyguların hesabına daha sıra gelmedi. Şimdi tahrip olan hücre duvarlarının iyi bir uyku esnasında kendi kendini nasıl onardığını öğreniyoruz. Bilim, hücrenin içinden insana yeni şeyler, yeni bilgiler ve bulgular sunmakla meşgul.

Kamuoyu gittikçe önem kazanıyor, liderler, yazarlar, düşünce adamları bu algı ortamına birtakım düşünce tohumlarını atıyorlar ve sonuçta genel kanaatin kendi tarafına ağmasını, kendisine arka çıkarmasını ve haklı olduğunu sanmasını istiyor. İfadeler farklı ama sonuçta benim taraftan, benim gözümle baksın olaylara diye bir algı beklentisi var. İnsan gerçekten daha çok, kendi değerlendirmesinin öne çıkmasını istiyor. Bu çabanın devamında konuşmacının insanlardan bir istediği olduğunu veya olacağını hemen anlıyorsunuz.”

Değerlerimizi bilelim.

Okumak lâzım.

Yazarın Diğer Yazıları