Erdoğan'ın ricası?..

A+A-
Murat İDE

Geçen haftayı medya binalarında geçirdim.. Genel Yayın Yönetmenlerini, Haber Müdürlerini, editörleri ziyaret ettim.. Birçoğu arkadaşım.. Birçoğu ile birlikte çalıştık.. Medyanın içinde bulunduğu şartları iyi biliyorum ama yüz yüze konuşma imkanı da iyi oldu.. Hepsine söylediğim bir şey var;

-Üzerinizdeki baskıyı biliyorum.. Sizi anlıyorum.. Ama sadece anlıyorum, o kadar..

Hak veriyorum demedim.. Neden mi? Bakın referandumda "Evet" demediğim için Bengü Türk Televizyonu'nda 'kovulalı' bir yıl olmak üzere.. Ayrılırken yazdığım yazıda şöyle demiştim;

-Gazeteci bazen gidebilmelidir.. Önemli olan 'Ne için gidebildiğidir'

Bu bir tercih değil.. Kim işsiz kalmayı tercih edebilir ki.. Bazen, giderek işini kaybetmek, haysiyetini kazanmaktır.. Hesabı ne üzerinden yaptığınıza bağlı.. Şiir yazmıyorum, hamaset değil yaptığım.. Yaşadıklarımdan alıntı..

**

Gazetecilik mesleğinin üzerinden hiç eksik olmadı ki 'baskı..' Ve hiç eksik olmayacak ki.. Hele bu günlerde yaşadıklarımız, yarın, elimizde 'Gazetecilik' diye bir meslek bırakmayacaksa, belki de bugünden bırakarak kurtarabiliriz her şeyi.. Dediğim gibi, bu benim seçtiğim yol, benim tavrım..

**

Niye böyle girdim konuya?

Bakın bundan 16 yıl önceydi.. Adalet ve Kalkınma Partisi kurulalı 6-7 ay olmuştu.. Atv Haber Müdürü'ydüm.. Belediye haberlerine bakan muhabirimiz girdi odama ve "Tayyip beyin mesajını getirdim" dedi.. Tayyip bey Belediye Başkanı değildi.. Ancak başkanlık günlerinden hukukları vardı ve o camiayı o muhabirimiz izliyordu.. Buyur dedim;

-Diyor ki, "Arkadaş bir 15 dakika da mı alamıyorsunuz bizi yayına? O kadar da mı hakkımız yok"

**

Atv Haber yayınına katılmak istiyordu Erdoğan.. Her ne kadar siyasi yasaklı olsa da, bir parti kurulmuştu ve sözünü edebileceği bir imkan arıyordu.. Medyada henüz 28 Şubat etkileri bitmemişti.. Ve o günlerin siyaset dışında bıraktığı bir aktör, atv Haber gibi, o günlerde Türkiye'nin en çok izlenen bülteninde konuşmak istiyordu.. Tek başıma verebileceğim bir karar değildi.. Genel Yayın Yönetmenim Mehmet Tezkan'a durumu anlattım.. Tezkan'ın tarzıdır, önce sorar, "Ne düşünüyorsun?"

"Almalıyız" dedim.. Üzerinde konuştuk.. Allah şahit, patronu aramadı, sadece biz, yani 'gazeteciler' konuştuk.. Ve Erdoğan'ı yayına almaya karar verdik.. İki gün sonrası için davet ettik.. Ankara'dan katıldığı yayında, bir de spikerimize racon kesmez mi?

Alışığız siyasilerin ekran raconlarına.. Sonuçta 20 dakika kadar sürdü yayın..

Ve çok konuşuldu.. Siyasi yasağı olan Tayyip Erdoğan'ın ekrana çıkarılması, ardında ne tantanalar bıraktı bilemezsiniz.. Uzun hikaye.. Belki "SİZE YALAN SÖYLEDİK" adlı kitap projesinde paylaşırım..

Şimdi, aranızda 'Hah, ne iyi etmişsiniz' diyenler olacak biliyorum.. İyisini bilmem ama bugün bile ısrarla, inatla derim ki; Evet. Doğrusunu yaptık.. Bugün şikayet ettiğimiz yanlışı yapmamış olmanın, ilkeli davranabilmenin haysiyeti var üzerimizde.. Şu güzelliğe bakın ki, o gün o kararı veren iki gazeteci de, yıllardır AKP politikalarına muhalif..

Muhalif ama o bir haktı ve hakkı teslim ettiler..

**

O günler, Tayyip Erdoğan'ın "Manşetlerle çarpışıyoruz" dediği günlerdi.. Şimdilerde de diyor ya, "Biz manşetlerle çarpışarak geldik" diye.. Her yerde konuşuluyordu ama ekranlarda, sayfalarda yer bulmakta zorlanıyordu AKP.. O hak verilmiyordu..

Peki ya bugün? Manşetlerle çarpışarak gelenler, artık önüne geleni 'Manşetlerle çarpıyor..' O günlerde, "15 dakika hakkımız yok mu?" diye soran 'Yeni bir partinin" siyasetçisinin çevresi, bugünlerde, ekranda 'Yeni bir partiden' birini görünce, doğrudan azar telefonları açıyor, televizyon yöneticilerine, hatta patronlarına.. Çevredeki o şahısların, bunu kendi başlarına yapmadıklarından, hepiniz gibi ben de eminim..

Hayat bu.. Her gün yeni şeyler öğretiyor.. Ama öğrendiklerimizin bir bölümü de zaten bildiklerimiz.. Evet, Erdoğan için o yayın bir haktı ve gazeteciler olarak o hakkı verdik.. Yeri geldiğinde de 'Doğrularımız' adına, makamları, masaları, odaları verip, çıktık.. Belki de o yüzden daha dik yürüyoruz..

**

Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, "Bugünün fotoğrafına aldanmamak lazım.." O gün, 15 dakikayı rica eden, bugün korku salacak güçte olabiliyor.. Demem o ki, yarın tablonun ne olacağını hiç birimiz bilmiyoruz.. Sakın yanlış anlaşılmasın, tehdit aromalı satırlar değil bunlar.. Ben işin 'MAHÇUBİYET' yanındayım.. 16 yıl önce yaşadığımı, bugün zerre mahcubiyet duymadan anlatabilmek, emin olun bir gazeteci için en büyük güç.. Biz gazetecilerin derdi illa da güç olacaksa, al sana en kıymetli güç.. Onun dışındaki güç, geliyor geçiyor.. Dün güçsüz gördüğün bugün, bugün güçsüz gördüğün de yarın güçlü olabiliyor.. Eğer hayata, makam, mevki, menfaat etiketli güç üzerinden bakıyorsa insan, bu hesabı yapmayı da bilmeli.. Aksi, her dönem bir başkasını yere seriyor..

**

Bizzat yaşanmış.. Kabak gibi gerçek olan bu hadiseden çıkacak ders şu;

Bugün, o 15 dakika hakkın bile teslim edilmediği günlerdeyiz.. Bugün bırakın manşetlerle çarpışmayı, hakaretin, alçaklığın, seviyesizliğin bini bir para.. Manşetlerle çarpışmayı geçtim, bildiğin manşetlerle 'Meydan Savaşı' yapan bir 'Yeni Parti' ile karşı karşıyayız.. Manşetlerle çarpışan bu kadar büyüyorsa eğer, derim ki, manşetlerle meydan savaşı yapanların hakkını yerken, biraz daha düşünmeli insan.. Güce tapanlar, gücün hesabını yaparak.. Utanma duygusu taşıyabilenler de, mahcubiyet hesabı yaparak..

  • Yorumlar 12
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları