Eski Bakan Söylemez: "Damat Bakanın hiçbir inandırıcılığı yok"

Eski Bakan Söylemez: "Damat Bakanın hiçbir inandırıcılığı yok"
Eski Devlet Bakanı Ufuk Söylemez, Hazine Bakanı Berat Albayrak'ın hiçbir inandırıcılığının olmadığını söyledi.

Enflasyonun yüzde 20'lere dayanmasının ardından konuyu köşesine taşıyan Eski Devlet Bakanı Ufuk Söylemez, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ı eleştirdi.

Söylemez, "İktidarın, krizi ve sorumluluğunu her daim inkar eden söylemleri. Damat Bakan’ın “Mart Şubat’tan, Nisan ayı ise, Mart’tan daha iyi olacak” biçiminde, hiçbiri inandırıcılığı kalmayan söylemleri. Merkez Bankasının 10 yıldır %5 olarak hedeflediği ve fakat ne hikmetse hiçbir zaman tutturamadığı enflasyon hedefini hiç sıkılmadan ve özeleştiri yapmadan, tekrar tekrar açıklaması. Üretimin-üreticinin-sanayicinin-KOBİ’lerin sözde hatırlanıp, özde çaresizliğe, zarara ve belirsizliğe itilmesi. İşte bu şartlar altında, ülke ekonomisi; sadece finansal – sanal, üretimle alakası olmayan masa başı-bilgisayar programları ve para hareketleriyle, paradan-para kazanan spekülatörlerin, manipülatörlerin ve mali aflarla meşruiyet kazandırılan kara paracıların cenneti haline getirilmiş vaziyette maalesef" diye yazdı.

İşte Ufuk Söylemez'in o yazısı: 

Bugün, ülke ekonomisi tarihinin belki de en uzun süreli ve derin krizine sürüklenmiş vaziyette ne yazık ki.

Bunun çok sayıda ekonomik ve politik nedeni var kuşkusuz ki.

Ama çift haneli yüksek enflasyon, görülmemiş boyutlarda seyreden çift haneli işsizlik rakamları ve yine gelişmiş ve gelişmekte olan ilk 50 ülke arasında en yüksek oranlı çift haneli faizler bu vahim gidişatın somut göstergeleri olarak önümüzde duruyor.

Sıcak para ile ağır yüksek borçlanmayla ve ithalata dayalı bir tüketim ekonomi modeliyle artık duvara dayanılmış vaziyette. Elde-avuçta ne varsa, gösteriş yatırımlarına ve beton ekonomisine gömülen paralar. Ayyuka çıkan yolsuzluklar, haksız iktisap ve haksız zenginleşme iddiaları. Demokratik seçim sonuçlarını tanımayarak, çamura yatan ve milli iradeyi sakatlayan tavırlar ve söylemler. Eş-dost, akraba kayırmacılığı (nepotizm) ve partizanlığın görülmemiş bir pervasızlıkla sürmesi. Bürokrasinin ehliyet ve liyakatten yoksun cemaatleşmiş- niteliksiz yapılara teslim edilmesi. Yargının siyasallaştırılması. İktidar partisinin gençlik kolları başkanlığı veya Ensar Vakfının Yöneticiliğini yapmış partizanlaşmış isimlerin “Yargıç-Savcı” yapılarak adalete gölge düşürülmesi.

Medyanın çok kanallı ve tek sesli hale dönüştürülmesi. Seçimlerde devlet kaynaklarının pervasızca istismarı. Toplumsal kamplaşma ve kutuplaşmanın ısrarla tahrik edilmesi. Hepsi ama hepsi, ülkede yatırım ikliminin, ekonomiye güvenin ve geleceğe umutla bakmanın önüne set çekmiş vaziyette.

Adına geçmişte merkez medya denilen, şimdi –tamamıyla yandaş hale getirilen hizaya sokulmuş-medya organlarında “döviz düşecek, düşüyor-borsa çıkacak-çıkıyor” biçiminde karikatürize edilebilecek, sığ-neo-liberal ezberleri tekrarlayan sözde ekonomistler ve programcıların sefaleti de işin bir başka boyutu.

KARA PARACILARIN CENNETİ HALİNE GETİRİLMİŞ VAZİYETTE MAALESEF

İktidarın, krizi ve sorumluluğunu her daim inkar eden söylemleri. Damat Bakan’ın “Mart Şubat’tan, Nisan ayı ise, Mart’tan daha iyi olacak” biçiminde, hiçbiri inandırıcılığı kalmayan söylemleri. Merkez Bankasının 10 yıldır %5 olarak hedeflediği ve fakat ne hikmetse hiçbir zaman tutturamadığı enflasyon hedefini hiç sıkılmadan ve özeleştiri yapmadan, tekrar tekrar açıklaması. Üretimin-üreticinin-sanayicinin-KOBİ’lerin sözde hatırlanıp, özde çaresizliğe, zarara ve belirsizliğe itilmesi. İşte bu şartlar altında, ülke ekonomisi; sadece finansal – sanal, üretimle alakası olmayan masa başı-bilgisayar programları ve para hareketleriyle, paradan-para kazanan spekülatörlerin, manipülatörlerin ve mali aflarla meşruiyet kazandırılan kara paracıların cenneti haline getirilmiş vaziyette maalesef.

KUMARHANE EKONOMİSİ

Bugün Türk ekonomisi, tam anlamıyla bir ahbap-çavuş kapitalizmi (crony capitalism) ve kumarhane kapitalizmi (casino capitalism) denilen bir çıkmaz sokakta, giderek ağırlaşan ve derinleşen bir ekonomik krizin içinde çaresizlikle çırpınıyor adeta.

Finans sermayesinin, borsacıların, spekülatörlerin, para tacirlerinin, milyarlarca doları bilgisayar başında bir “tıklama” ile uluslararası düzeyde, kısa vadeli yüksek karlar elde etmek için dolaştırdığı bir dünyada, üretim ekonomisinin çökmesi kaçınılmaz olur.

Dünyada, finans sermayesinin, uluslararası para tacirlerinin, bilgisayar klavyesiyle ve bir “tıkla” milyarlarca dolarlık para hareketleriyle elde etmek istedikleri spekülatif kazancın egemen olduğu ekonomilere “kumarhane ekonomisi” (casino capitalism) deniliyor. Yapılan da “tıklama kapitalizmi” (capitalism on tick) olarak niteleniyor.

Dünyada 20-30 dolarlık bir finansal işlem hacmine karşılık sadece 1 dolarlık sanayi üretimi yapıldığı göz önüne alınırsa, ülkede üretimi-yatırımını teşvik edecek destekleyecek, planlayacak ciddi bir yeni yapılanma zamanının çoktan geldiği, hatta geçtiği açıkça görülüyor.

Eş-dost-akraba ve partizan olmayan, nitelikli-itibarlı isimlerden, toplumun geniş paydasının desteğini alabilecek bir yeni kabine oluşturulması, inandırıcı, akılcı ve gerçekçi bir istikrar programı için, olabilecek en geniş toplumsal ve siyasal desteğin sağlanarak, bir Milli Mutabakat kabinesi oluşturulması elzemdir.

Bu kafa ve politikalarla, bu partizan, deneyimsiz ve yetersiz kadrolarla devam edilirse, ekonomi-politik krizin daha da derinleşmesi ve uzaması önlenemez. Yani, ekonomide yangını çıkartanlara itfaiyeci görevi verilemez!

Toplumsal huzursuzluk, memnuniyetsizlik ve itirazlar giderek artabilir. Krizin ekonomik ve sosyal maliyeti erken genel seçim şartlarını kaçınılmaz olarak gündeme getirebilir.

Milli Mutabakat ve üretim ekonomisi dışında kolay ve kestirme bir çıkış ise görülmüyor.

  • Yorumlar 5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.