Hukukun egemenliği bitti

Siyasal olayların hiçbiri tesadüfi değildir. İçinde yaşadığımız ekonomiden, sağlığa, tarımdan, dış politikaya ve son olarak da Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmamasına kadar bütün gelişmeler böyledir.

Ülke olarak başımıza her ne geliyorsa siyasi kararlar yüzündendir.

Çünkü devlet aygıtını yöneten iktidar, yönetici siyasi iradedir ve ülkenin her türlü sorununa ilişkin karar almakta, karar verip uygulamaktadır.

Ekonomi niye bozuk?

Siyasi iktidara sormamız lazım. Çünkü ekonomiye ilişkin kararları o veriyor.

Tarım ve hayvancılık niçin can çekişiyor?

İktidara soracağız.

Aynı şekilde başta devletin kendisi olmak üzere, devletle ilişkili tüm kararların dayanağı olan Anayasal hükümler neden uygulanmıyor?

Siyasal iktidara soracağız.
Efendim, AYM şöyle, Yargıtay böyle lafları yapay gerekçelerden başka bir şey değil.

O şahıs bir terörist, hükûmetimizi yıkacaktı. Devletimize hainlik etti demek ve bunu AYM için gerekçe göstermek de anlamsız. Eğer öyle ise, suçun maddi unsurlarıyla birlikte netleştirilip o kişiye yasaların öngördüğü ceza verilmeli, Yargıtay da en son yargı kurumu olarak gene anayasanın kendisine verdiği yetkileri kullanarak bunu onaylamalıydı.

Başka?

Bu durumda dosya, AYM’ye gelirse -ki gelebilir- AYM, kararın yasallığına, haklılığına, uygunluğuna dair en ufak bir boşluk bulamamalıydı. Ama buldu. Demek ki mahkemeler, suçu boşluksuz olarak temellendirememiş.

Velev ki AYM kasıtlı davrandı, suç işledi. Bu durumda ülkenin değerli hukukçuları, yüksek adalet ve yargının saygınlığı adına gereğini yapmalıydı.

Nedir o?

Siyasetten uzak, temellendirilmiş, haklılandırılmış ve mantığı ortaya konulmuş, hukuksal ve bilimsel açıklamalar.

İtirazlar.

Bundan sonrası toplumun görevi olur.

İşte o zaman getir meclise, meclis yasama organı bilinciyle, yasa koyucu olmanın bilinciyle (parti bilinciyle değil) karar versin, haddini bildirsin.

Böyle olmadı.

Meclis yönetimi, kendisini var eden, devleti tanımlayan, milletin egemenlik yasası olan Anayasa’yı, arkadan dolanarak, çoğu insanı ikna edemeyen hükûmet ve çevresinin doğru, gerisinin yanlış dediği, pek çok hukukçunun haklılığını anlatamadığı, yine pek çoğunun da yanlışlığını gayet tutarlı olarak anlattığı Yargıtay kararını okuttu. Böylece Türkiye, üzerinde yükseldiği varlık zeminini tam ortasından çatlatmış oldu.

Şimdi kırık bir zemindeyiz.

Milletin büyük çoğunluğunu ikna etmeyen bir karar üzerinden Anayasayı işlevsizleştirdik.

Millet egemenliği, sadece seçmen kitlesinin oy verip iktidarı belirlemesiyle olmuyor. Asıl egemenlik, hukukun üstünlüğüdür. Onun da dayanağı anayasadır.

Devletin bütün kurumları, gücünü oradan alır. Hiçbir iktidar, hiçbir parti, hiçbir ideoloji, Anayasadan üstün değildir. Dolayısı ile anayasal üstünlük kayıp olunca, millî irade boşlukta kalır. Çünkü anayasa, “Toplum sözleşmesidir.” Bütün yasalar ona uygun yapılır, bütün yönetmelikler, yasalara ve anayasaya uygun olarak düzenlenir. Devletler, hukuksal düzenini her ne pahasına olursa olsun bozamaz.

Bozmamalıdır.

Başka bir ifadeyle anayasadan taviz verilmez.

AKP iktidarları ve bağlaşıkları Cumhur ortaklarıyla birlikte, devletin her tarafından çivileri söktü ve sökmeğe devam ediyor. Mesele Ahmet, Mehmet, Can-Man değil. Sağcılar, solcular değil. Mesele, kurumsal varlığı ile Türkiye Cumhuriyeti ve onun Anayasal düzenidir.

Yazın bir kenara.

Düzeni bilerek ve isteyerek bozanlar, mutlaka yeni düzen kuracaklardır. Kurmaları bir şey değil, kuracakları düzen, belirli bir siyasi çıkara hizmet edecektir. O siyasi çıkar, elbette topyekûn bütün bir millete hizmet etmeyecektir.

Tarihe not düşmüş olalım.

Yazarın Diğer Yazıları