İsmail Koncuk: "Milyonlarca Suriyelinin yükü milletin sırtına yüklendi"

İsmail Koncuk: "Milyonlarca Suriyelinin yükü milletin sırtına yüklendi"
Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Adana Milletvekili İsmail Koncuk, Suriyeliler hakkında "Milyonlarca Suriyeli göçmenin 200 milyar TL’lik yükü milletin sırtına yüklenmiş halde" ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Adana Milletvekili İsmail Koncuk, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Yerel seçimlerde Ankara adayının Mansur Yavaş olmasının AKP'de panik yarattığını belirten Koncuk, "Ankara’da Mansur Yavaş ismiyle birlikte, AK Parti’nin aday değişikliğine gitmeyi tartışması, atılan adımların doğruluğunu ortaya koymaktadır. Halkta karşılığı olan isimler aday gösterilmiştir ki karşı ittifakta tartışmalar başlamıştır" ifadelerini kullandı.

24 Haziran seçimleriyle birlikte demokrasinin sarsıldığını tek adam rejiminin daha da kuvvetli hissedildiğini söyleyen Koncuk, "TBMM’ye getirilen yasa teklifi ile merkezileşme daha sert bir hale sokulmak istenmektedir. Belediyelere yatırım projelerinin onayının Cumhurbaşkanlığı’na verilmesi, tek adam yönetimini güçlendirmektedir" şeklinde konuştu.

OdaTV'den Nurzen Amuran'a konuşan Koncuk, Suriyelilere harcananların Türk milletinin sırtına bir yük olarak bindiğini vurgulayarak, "Bildiğiniz üzere emeklilikte yaşa takılanlar için verdiğimiz teklif reddedildi. Sayın Cumhurbaşkanımız yaptığı bir açıklamada ‘bu yükü milletin sırtına bindirmeye hakkımız yok’ diyor. Ancak milyonlarca Suriyeli göçmenin 200 milyar TL’lik yükü milletin sırtına yüklenmiş halde" dedi.

Koncuk'un açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Yerel yönetimlerde önemli olan, güvenirliliğin becerinin birikimin deneyimin öne çıkarılmasıdır. CHP ile yaptığınız işbirliğinde halkın beklentilerine yanıt verecek bir kadro oluşturdunuz mu ve bu seçim sürecinde genel seçimlerden farklı nasıl bir çalışma yapmak gerekir?

"Yeni süreç, partiler arası işbirliğinin önemini ortaya koymaktadır. Yerel yönetimlerde önemli olan halka hizmet ve yerinden yönetimin güçlendirilmesi için halkta karşılığı olan kadrolarla yola çıkmaktır: Ankara’da Mansur Yavaş ismiyle birlikte, AK Parti’nin aday değişikliğine gitmeyi tartışması, atılan adımların doğruluğunu ortaya koymaktadır. Halkta karşılığı olan isimler aday gösterilmiştir ki karşı ittifakta tartışmalar başlamıştır."

"Demokrasinin gücünü arttırmak için yerel yönetimlerin güçlenmesi gerekirken, TBMM’ye getirilen yasa teklifi ile merkezileşme daha sert bir hale sokulmak istenmektedir. Belediyelere yatırım projelerinin onayının Cumhurbaşkanlığı’na verilmesi, tek adam yönetimini güçlendirmektedir. Biz her koşulda parlamenter rejimi savunan ittifak olarak, şu anda mevcut tablo aleyhimize de olsa yerel yönetimleri güçlendirmek, demokrasiyi işler hale getirmek için mücadele edeceğiz."

Bir konuşmanızda şöyle dediniz: “Bir kanun teklifi vermişseniz o kanun teklifine destek hangi siyasi partiden gelirse gelsin desteklersiniz. Bu siyasi etik gereğidir.” Oysa bakıyoruz eğer AKP bir kanun teklifini getiriyorsa grup olarak kabul kararını veriyor ama muhalefet getiriyorsa reddediyor. Bu anlayış TBMM’nin yasama görevini gölgelemiyor mu?

"Güçler ayrılığı, demokrasi için olmazsa olmazdır: Yasama organının yasa yapma gücü çok önemlidir ve ne pahasına olsun korunmak zorundadır. Demokrasi için yerleşik kurumların korunması gerekir. Bu anlamda şartlar ne kadar ağır olursa olsun, AKP grubu muhalefet imkanlarını ne kadar daraltırsa daraltsın, parlamentoda bulunmak, parlamentoyu işler tutmak ve ayakta tutmak zorundayız. Çünkü yasa ve kararnameler eşit değil. Yasa ve kararname çelişirse, TBMM’nin çıkardığı yasa, Cumhurbaşkanı’nın çıkardığı kararnamenin üstündedir. Cumhur ittifakı da zor dengelere dayanıyor. MHP desteğini çektiğinde AKP, parlamentoda azınlığa düşer. Bu ihtimali her zaman akılda tutarak, iktidarı zorlayarak, bir gün bunun gerçekleşme ihtimalini dikkate alarak parlamentomuza sahip çıkmak zorundayız. Türkiye’nin güçlü bir parlamento geleneği vardır. Osmanlı’da bile olan parlamento, Kurtuluş Savaşı’nın en çetin koşullarında açık tutulmuştur. Bu yüzden parlamentomuzu ayakta tutmak için var gücümüzle mücadele edeceğiz."

Muhalefetten gelen yasa teklifleri çoğunlukla halkın sorunlarına çare olacak içerikleri taşıyor. Oysa AKP, sistemin yapılanmasına yönelik teklifleri öne çıkarıyor. Eskiden verilen teklifler için uzlaşma olanakları aranırdı ve partiler arası diyalog ortamları yaratıldı. Şu anda iktidar partisi milletvekilleriyle muhalefet partili milletvekilleri arasında bile diyalog sınırlı. Partisinden birisi görebilir diye birlikte görünmemeye özen gösteriliyor. Sizce bu durum parti içi demokrasilerin yerleşmediğini mi gösteriyor?

"AKP uzlaşmayı MHP ile torba yasaları Genel Kurula getirerek yapıyor. Diğer partiler halkın sorunlarına çare olacak teklifler getiriyorlar ancak iktidarın oyları ret olduğundan kanunlaşamıyor."

"Parti içi demokrasi karmaşık bir kavramdır ve parti içi demokrasi anlayışı ile uygulaması siyasi partilere göre değişiklik göstermektedir. Bu yapı altında parti içi demokrasinin yerleşmesi mümkün değildir. Ne yazık ki Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi sebebiyle özlenen güç birliğinin makası açılmış durumdadır."

SENDİKA KANUNU YETERSİZ VE SON SÖZ İKTİDAR PARTİSİNDE

Sendikalar üzerinde de konuşalım. Sendikalar bir zamanlar baskı grupları olarak sorunların çözümünde etkili olabilen güçlü yapılardı. Sendikalaşmada oranlar çok düşük. Uzun yıllar sendika başkanlığı yaptınız. Siyasi iktidar sendikalara neden mesafeli? Oysa işbirliği “sorumlulukların paylaşılması” anlamına gelmez mi?

"Sendikalaşmayla ilgili ciddi problemlerimiz var. Mesela, işçi sendikalaşması son derece zayıf. Düşünün, 13 milyonun üzerinde işçi var ülkemizde, sendikalaşma oranı 11.95. Aslında kayıt dışı çalışanları dâhil ettiğimizde bu oran 10,3'e düşüyor, korkunç bir rakam. Yani 13 milyon 581 bin resmî çalışan içerisinde 1 milyon 623 bin çalışan var, bunlar sendikalı; bunun dışında kalanlar hâlâ sendikalaşmanın dışında. Düşünebiliyor musunuz, gelişmiş dünyadan, ILO Sözleşmesi'ni imzalamış olan, sendikal haklar konusunda, bir ülkenin işçi sendikalaşmasının oranı 10,3."

"Memur sendikacılığı bakımından her ne kadar iktidar zaman zaman övünse de ciddi bir mesafe aldığımız düşünülemez. Memur sendika Kanunu aslında sendikalarının elini kolunu bağlamış, kanun gereği yapılan toplantılarda dahi sonuçsuz kalan kararlar bulunmaktadır. Çünkü Sendika Kanunu yetersiz ve son söz iktidar partisinde. Mesela yakın zamanda Kamu Personeli Danışma Kurulu toplandı. Yılda 2 kez yapılır. Bağlayıcı bir kurul değildir, öyle dostlar alışverişte görsün misali yılda 2 kez toplanır, çay içilir, pasta yenir. Orada karar da alınmaz, alınan kararlar varsa onlara da uyulmaz. Geçmişte alınan kararlar var burada; mesela disiplin affı var. 2005 yılında bir disiplin affı çıkarılmıştı, o günden bugüne geçen on üç yıl içerisinde bir disiplin affı çıkarılmadı. Neden bu uygulanmaz, bunu anlamak mümkün değil."

Enflasyon nedeniyle hepimiz yoksullaştık. Çalışanların ekonomik sorunları arttı. Her yıl verilen gerçek zam %3,5 veya %4… Enflasyon oranında zam sözüne alıştırıldık. Nasıl bir sistem oluşturulmalı, çalışanların mali hakları nasıl korunmalı?

"Enflasyonla, Türk parasının değer kaybı nedeniyle dediğiniz gibi inanılmaz şekilde yoksullaştık. Son bir yılda gıda fiyatlarındaki artış yüzde 49,1 arttı. Yaşanan ekonomik kriz, vatandaşımızın gıda karşısındaki satın alma gücünü son bir yılda yarı yarıya azalttı. Sadece süt ve yumurta fiyatlarındaki artış yüzde 41! Yani yüksek enflasyon, yoksul kesimleri daha çok sarsıyor. En yoksul kesimin her 100 lirasının 31 lirası gıda harcamasına gidiyorsa tablo daha net anlaşılacaktır. Tarım çöktükçe, ithalat oranımız arttıkça fakirleşme de artacaktır. Yerli ve milli üretimi ayağa kaldırmadan, tarımda yeniden kendi kendine yetebilir hale gelmeden, yolsuzlukları önlemeden çalışanların mali haklarını korumak mümkün değil. Enflasyon oranında zammın yanında seyyanen ödenecek rakamlarla enflasyonun aşındırdığı satın alma gücü korunmaya çalışılabilir. Büyüme oranları yansıtılmalı ayrıca refah payı ödemesi uygulamasına geçilmelidir."

MİLYONLARCA SURİYELİ GÖÇMENİN 200 MİLYAR TL’LİK YÜKÜ MİLLETİN SIRTINA YÜKLENMİŞ HALDE

Parlamentoda, emekliliği yaşa takılanların sorunu gündeme gelince, bu mücadeleyi verenler arasında ilk sırada yer alıyorsunuz. Geçen yıl Anayasa Mahkemesinin aldığı karar, bir yasa düzenlemesini zorunlu kılıyordu. Ama AKP mağduriyetin giderilmesine sıcak bakmıyor. Bütçeye çok büyük bir yük mü getirecektir?

"Emeklilikte yaşa takılanlardan daha ne kadar kaçılabileceğini doğrusu merak ediyorum. AKP'nin de bu konuda ne yapacağını merak ediyorum. Yani geçen yıl Anayasa Mahkemesi bir karar vermiş, aslında, emeklilikte yaşa takılanların haklı olduğunu ifade ediyor bu karar ama diyor ki, "Mecliste bir düzenleme yapılması gerekir." Mecliste bir düzenleme yapılması gerektiğine Anayasa Mahkemesi karar vermiş ve binlerce insan bizden böyle bir kanun çıkarmamızı bekliyor ama bu teklifi açıkça reddediyorsunuz."

"Bildiğiniz üzere emeklilikte yaşa takılanlar için verdiğimiz teklif reddedildi. Sayın Cumhurbaşkanımız yaptığı bir açıklamada ‘bu yükü milletin sırtına bindirmeye hakkımız yok’ diyor. Ancak milyonlarca Suriyeli göçmenin 200 milyar TL’lik yükü milletin sırtına yüklenmiş halde. Numan Kurtulmuş açıklamalarında; emeklilikte yaşa takılanlar için "O konu kapanmıştır. Bugünkü şartlarda Türkiye'nin kaldırabileceği bir yük değildir"diyor."

"Bir taraftan Sayın Cumhurbaşkanı “Emeklilikte yaşa takılanlar kampanyası siyasi bir ranta dönüştürülmemelidir. Bugün emeklilikte yaşa takılanlar diyerek kampanya yürütenlerin bir bölümü resmi ya da gayri resmi olarak çalışmaya devam edecektir. Hakikat buyken göz göre göre Sosyal güvenlik sistemimizi yeni bir batağın içine neden sürükleyelim. Türkiye geçmişte popülist politikalardan çok çekti, gelin yeniden bu tehlikeli alışkanlığı hortlatmayalım"diyor. Bir taraftan ise “Erken emekliliği sosyal güvenlik sistemimizde tasvip etmiyoruz ama siyasette bu yol her zaman açıktır.” şeklinde bir açıklama yaparak EYT için açık kapı bırakıyor. EYT problemi çözülebilir, bu konuda yeni çözüm yolları bulunabilir, ancak iktidar ve destekçisi istemedikten sonra bu problem konuşulmaya devam edilecektir."

703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle Devlet Personel Başkanlığının bir yıl içerisinde ortadan kaldırılması planlanıyor ancak personel işlerinde deneyimli ve ciddi bir bilgi birikimi olan bu kurumun yerine başka bir kurum mu getirilecek, buradaki amaç nedir?

"Evet, değindiğiniz 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle Devlet Personel Başkanlığının bir yıl içerisinde ortadan kaldırılması planlanıyor. Bu, son derece yanlış bir karar. Devlet Personel Başkanlığı gibi, personel işlerinde ciddi bir bilgi birikimi olan bir Başkanlığın, yine Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bu tecrübeyle işine devam etmesi dururken, bu kurumun lağvedilmesi anlamına gelen bu uygulama son derece yanlıştır."

"Çünkü Devlet Personel Başkanlığı, bu konuda gerçekten çok tecrübelidir ve kurumlar arasında da birtakım konularda; personel rejimiyle ilgili, personel haklarıyla ilgili koordinasyon yapan bir kurumdur. Dolayısıyla bunun muhafaza edilmesi, devletin sisteminin sağlıklı yürümesi açısından son derece önemli bir durum olacaktır. Bence DPB kapatılma kararı amaçsız, iş bilmez bir anlayışın ürünüdür."

AKP döneminde uygulanan yeni istihdam türlerinin kamu sisteminde çeşitli problemlere yol açtığını dile getiriyorsunuz. Çünkü aynı görevi üstlenen çalışanların farklı hukuki düzenlemelere tabi tutulması, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, hem özlük haklarında farklı sonuçlarına yol açıyor, hem de çalışanlarını verimini düşürüyor. Ne yapmak lazım?

"4/B, 5393 sayılı Kanun'un 49'uncu maddesine göre çalışanlar, idari hizmet sözleşmesi adı altında çalışanlar, vekil ebe, vekil hemşire, vekil imam AKP döneminde icat edilmiş çalışma biçimleridir maalesef; artık buna bir son vermek lazım."

"Bilindiği üzere çalışma hayatında sözleşme, sözleşmeli, kadrolu farkı, kamuda çalışma verimi, çalışma barışını bozmakta ve iş kalitesini düşürmektedir. Benzeri özellikleri olan, aynı işi yapan insanların farklı hukuki statülere sahip olması, aslında Anayasamızda ifadesini bulan, kanun önünde eşitlik ilkesine de aykırıdır ve bir hukuk devletine de yakışmamaktadır."

"Kamuda hukuki statülerde farklılıkların bulunduğu, eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle hiçbir şekilde bağdaşmayan çalışma sistemi, kamuda çözülmesi gereken en büyük sorunlardan biridir. Terfi, tayin ve tüm özlük hakları farklı olan bu uygulamalar devam ettiği sürece kamuda huzurun sağlanmayacağı herkesin kabulüdür."

"Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan sözleşmeli kamu personelleri yıllardır kadro bekliyor. Aynı işi yapan kadrolu ve sözleşmeli memur ayrımı nedeniyle mağduriyet yaşayan binlerce çalışan var. Ama ne yazık ki, sözleşmeli olarak çalışan personelin, yıllardır beklediği kadro sorununun neden çözüme kavuşturulmadığının cevabı hala bulunmuş değildir."

"Bu nedenlerle Hükümetin zaman kaybetmeden 4B'lileri kadroya geçirerek, kamuda kadrolu ve sözleşmeli memur ayrımını ortadan kaldırıp, bu mağduriyeti sona erdirmesi, dolayısıyla bu sistemin tamamının kadrolu olacak şekilde yeniden düzenlenmesi önemlidir."

BEKA DAVASININ TEMEL HAREKET NOKTASI TÜRK MİLLİ EĞİTİMİNDE BAŞARIYI SAĞLAMAKTIR

En önemli konu eğitim. Ülkemizde ciddi bir öğretmen açığı olduğunu bütün yetkililer dile getiriyor.100 bin öğretmene ihtiyaç duyulduğu söyleniyor. Ayrıca hem öğrencilerimizin hem de onları geleceğe hazırlayan öğretmenlerimizin sorunları var. Güncel sorun ise ücretli öğretmenlik. Hem mesleğin gerektirdiği yetenek ve liyakat açısından hem de ekonomik ve sosyal haklar açısından ücretli kadrolu öğretmen ayırımı eşitsizlik yaratmıyor mu? Bu sorunun çözülememesinde yetkililer hangi gerekçeleri öne sürüyorlar?

"Milli eğitim önemli bir gelecek davasıdır; millî eğitimi böyle görmemiz lazım. "Devlet-i ebet müddet" sözünün yerine gelmesi için millî eğitimde başarı sağlamaktan başka bir yolumuz yok. Beka davasının temel hareket noktası Türk Milli Eğitiminde başarıyı sağlamaktır."

"Öğretmenlerimizi nasıl sahipleniriz?", "Öğrencilerimizden arzu ettiğimiz faydayı ülke geleceği adına nasıl sağlarız?" bunun temel adımlarını cesur kararlarla atmamız lazım. Peki, nasıl yapacağız bunu? Rakamlara girmeyeceğim, Milli Eğitim bütçesi geçen sene 92 milyardı, bu yıl 113 milyara çıktı, oransal olarak bir artış yok aslında; rakamsal olarak bir artış var ama oransal olarak 12,13'ten 11,84'e düştü ama daha önemli şeyler var. Bir kere, Millî Eğitim Bakanlığında kuralla çalışacağız yani bir Millî Eğitim Bakanı değiştiğinde sistem değişmeyecek, neler olacağını hepimiz bileceğiz. Örnekler vereceğim, mesela 2011'de kaldırdığınız sözleşmeli öğretmenlik sistemini 2015-2016'da yeniden getirmeyeceksiniz. Böyle el yordamıyla, karanlıkta yürüyen görme engelli bir insanın yaklaşımıyla Türk Milli Eğitiminin meselelerini çözemeyiz. Dolayısıyla sağlam koyacağız kuralları ve biz riayet edeceğiz."

"Sözleşmelilik sistemi, şu anda Milli Eğitim Bakanlığının yumuşak karnıdır, aslında Hükümetin de yumuşak karnıdır, sadece Millî Eğitim Bakanlığında sözleşmeli statü yok. Bu sözleşmelilik sistemi olduğu sürece, Türk Milli Eğitimini de sürekli tartışmak zorunda kalacağız. Çünkü sözleşmelilik sistemi açıkça insan hakkı ihlalidir, hukuk ihlalidir ve hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmaz. Onun için, bu sistemi kökten kaldıracağız."

"Okul müdürü eğitim lideridir; millî eğitim müdürü, il, ilçe millî eğitim müdürü, şube müdürü, il millî eğitim müdür yardımcısı eğitim lideridir; okul müdür yardımcısı, müdür başyardımcısı eğitim lideridir. Dolayısıyla, bu insanları en liyakatli, en başarılı, en donanımlı öğretmenler arasından seçecek bir sistemi kurgulamadığınız sürece eğitimde başarılı olamazsınız."

"Sayın Cumhurbaşkanı çok sıklıkla söyler "Eğitimde istediğimiz başarıyı elde edemedik" diye. Sebebi budur. Neden? İlk düğme yanlış iliklenmiştir. O ilk düğme, yönetici atama sisteminin bugüne kadar kurgulanamamış olmasıdır. İnşallah bu problemleri zaman içerisinde çözeceğiz."

Şubat ayında, 20 bin öğretmenin ataması yapılacak deniliyor, yeterli mi?

"20 bin yetmez.. Şubatta 40 bin atama talebi var. Çok güçlü bir talep, zaten 117 bin norm açığımız var. Sayın Cumhurbaşkanı, "Ücretli derse girenlerin ücreti artacak." diyor. Ücretli öğretmenliği sistematik hâle getirmek, eğitim pedagojisiyle ve yıllardır mücadelesini verdiğimiz "Ücretli öğretmenlik sistemi kaldırılsın" iddiamızla taban tabana çelişir bir durum arz eder."

"Ücretli öğretmenliği asıl atama şekline getiren ücretli öğretmenlerin ek ders ücretini yüzde 100 artırmak son derece yanlıştır, bir vebaldir. 400 bin memleket evladı atama beklerken ücretli öğretmenliği siz bir sistem hâline getiremezsiniz. Dolayısıyla bu sevdadan vazgeçmek gerekmektedir. Aslında, ücretli öğretmenlik bir sömürü sistemidir ve kabul edilemez."

"Ücretli öğretmenlikten sonra, bu 3600 ek gösterge meselesi, 100 Günlük Eylem Planı içerisinde var. Umarım söze sadık kalırlar. Yüz gün içerisinde bunu yakından takip edeceğiz. Öğretmenlerimizin; sadece öğretmenlerimizin değil tabii, bütün memurlarımızın ek gösterge meselesini çözmemiz lazım. 100 Günlük Eylem Planı'nda öğretmen var ama Sağlık, din görevlisi, öğretmenler ve Emniyet Teşkilatı yok."

"Bütün memurlarımız bakımından ek gösterge rakamlarının masaya yatırılması gerekmektedir. Ek ders gösterge rakamlarının ise artık günümüzün ekonomik şartlarına uygun hâle getirilmesi ve ek ders esaslarının Türkiye'nin eğitim gerçeklerine uygun olarak yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir."

"Öğretmen meslek kanunu da son derece önemlidir. Bu, kamuoyunda şeffaf olarak tartışılmalıdır. Öğretmen meslek kanunun içerisinde neler olmalıdır? Öğretmenin itibarını artırabilmek için neler yapabiliriz, hangi tedbirleri alabiliriz? Bunu eğitimin tüm paydaşlarıyla beraber değerlendirmek lazım ki sağlam bir öğretmenlik meslek kanunu ortaya koyabilelim."

Öğretmenlerle birlikte bazı meslekler için siyasi iktidar 3600 gösterge vadetmişti. Ama bir türlü hayata geçirilmedi. Çalışanların motivasyonunu artıracak bir ümit olarak kaldı. AKP bu kararından vaz mı geçti yoksa başka öncelikleri mi var?

"İYİ Parti olarak "Polis, öğretmen, sağlık çalışanı ve din görevlilerine 3600 ek gösterge verilmesinin kamuya maliyetinin araştırılması, ek göstergenin verilmesi için gerekli çalışmaların yapılabilmesi" amacıyla verdiğimiz araştırma önergesi TBMM Genel Kurulu'nda reddedildi."

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı “İkinci 100 Günlük Eylem Planı” çerçevesinde, öğretmenlerin ek göstergeleri 3600'e yükseltilecek. Ek ders ücreti karşılığında görevlendirilenlerin ek ders ücretleri yüzde 100 artırılacak, açıklamasında bulunmuştu."

"Ancak Bakan Albayrak, kamu çalışanlarına 3600 ek gösterge ve emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili talepler hakkında “Biz Demirel'in yaptığını yapmayacağız. İmkânlarımız ortada. Erken emeklilik diye bir şey gündemimizde yok. 3.600 gösterge konusunda, sağlık hizmetleri, emniyet ve öğretmenlerle ilgili bir değerlendirme yapılıyor ama bir bakıyorsunuz, tüm kamu personeli için talep ediliyor. Bu olmaz. Ben doğru bulmuyorum. Cumhurbaşkanımız talimat verirse, gereğini yaparız” diye konuştu. Aslında ek gösterge rakamları tüm memurlar bakımından masaya yatırılmalı ve Türkiye’nin ekonomik gerçeklerine uygun yeni ek gösterge tablosu ortaya konulmalıdır."

TEFTİŞ SİSTEMİNİ MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI KENDİ ELİYLE YOK ETTİ

Siz anımsadığım kadarıyla bir konuşmanızda açılan öğrenci yurtlarının denetimindeki zafiyetleri dile getirmiştiniz. Milli Eğitimin önemli sorunlarında biri de kurum içi denetleme mekanizmasını etkinliği tartışması. Yeterince kadro mu yok, yoksa denetime sıcak mı bakılmıyor, sorun nedir?

"Geçtiğimiz aylarda Aladağ'da yaşanan menfur yangında rahmete eren öğrencilerimizin hatırasına konunun üzerinde durmuştum. Bu tür olaylar, hepimize de ders olması gereken facia boyutunda olaylardır. Devleti yönetenlerin bu tip olaylardan ders alması, ders çıkarması gerekmektedir ki önlemler alınsın ve bu acı olaylar bir daha yaşanmasın."

"Bu olaydan hareketle, öğrenci yurtlarımızın durumu nedir, gerçekten denetlenebiliyor mu, öğrencilerimizin hak ettiği ölçüde eğitim öğretim ortamlarına uygun öğrenci yurtlarını Türkiye'nin her köşesinde bulabilmeleri mümkün mü? Devletin daha büyük bir sorumlulukla davranmasını beklemek lazım. Yani, devletin elinin Türkiye'nin en ücra köşesine ulaşabilmesi gerekir. Eğitim öğretim bir haksa bu öğrencilerimize, yurtta kalma imkânı tanınmalı ama denetim sağlanmalıdır. Bu denetim sağlanamıyor şu anda. Niye sağlanamıyor? Birçok konudan bahsedilebilir ama denetleme esas ise Milli Eğitim Bakanlığının sağlam bir denetim yapısını yeniden oluşturması gerekir. 2.700 civarında ilköğretim müfettişinin 500'ü Bakanlık müfettişi olarak sınav sonucu alındı, geri kalan 2 bin civarında müfettişimiz şu anda boş oturan adam durumunda. Yani teftiş sistemini, Milli Eğitim Bakanlığı kendi eliyle yok etti. Mevcudunda teftiş yapacak elemanı olan Milli Eğitim Bakanlığının onları çalıştırmak yerine, atıl bırakması sorgulamamız gereken önemli bir sorundur. Çünkü bütün yurtların, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kurumların, özel okulların 500 kişiyle denetlenebilme imkânı yoktur. Şu anda Bakanlık müfettişi sayısı 500 civarındadır. Diğer 2 binin üzerinde ilköğretim müfettişi, boş oturan, "müfettiş"adını hâlâ taşıyan ama kanun gereği görev verilmesi imkânı olmayan müfettişler olarak kalmıştır."

"Dolayısıyla böyle bir teftiş sistemiyle bizim denetlenmesi gereken yurtları denetleyebilmemiz, okulları denetleyebilmemiz, özel okulları denetleyebilmemiz mümkün değildir. Yapılması gereken atıl durumda olan 2000 kişinin tek çatı altında denetim mekanizması içine alınmasıdır."

"EĞİTİM SORUNLARI İÇİN TOPLUMSAL MUTABAKAT OLUŞTURULMALI"

Milli Eğitim Bakanlığı’nın LGS raporunda çarpıcı bir sonuç yer alıyor. Devlet okulundan gelenlerin sınav ortalaması 339 puan, özelden mezunların ise 380 puan oldu. Devlet okulundan mezun olanların büyük bölümü imam hatip ve meslek lisesine, özelden gelenler ise fen ve anadolu liselerine yerleşti. Geliri az bir ailenin çocuğunun fen lisesinde okuma şansı azaldı. Nasıl bir sistemle eğitimde fırsat eşitliği sağlanabilir?

"Eğitim, Türkiye’de bir sistem üzerine kurulu değil. Eşitsizlikler ise bu sonuçlarda da bize gösterdiği gibi sistemin kendisi olmuş durumda. İmkanı olan ya da şartlarını zorlayan bir çok veli, çocuğunu devlet okuluna göndermemek için elinden gelen çabayı gösteriyor. Çünkü bu sistemsizliğin üzerine devlet okulları da imkansızlıklar ile uğraşıyor. Eğitimde fırsat eşitliği ülkemizde yok. Eğitimde iyi olanı yakalama şansı sadece velilerin farkındalığına bırakılmış durumda. İyi eğitim almamış, belirli sosyal gelir ve imkana sahip olmayan veliler çocuklarını bu döngü içinden kurtaramıyor. Bu ailelerin çocukları imam hatip ve meslek liselerine yönlendiriliyor. AKP sınıflar arası geçişi isteyen bir düzeni istemiyor aksine belirli sosyal sınıfları kendi istedikleri yerde tutmanın peşinde. Sorunun nerede olduğunu iyi okursak, çözüm de zaten kendiliğinden geliyor. Eğitimde fırsat eşitliği için herkesi kapsayan bir eğitim politikası gerekiyor. Bu öyle kapsayıcı olmalıdır bu sisteme adapte olamayan çocuklara ekstra destek verilmelidir. Bu sayede herkes ilköğretimden sonra istediği yöne doğru seçim yapar, onların seçimleri hükümet tarafından önceden yapılmış olmaz. Eğitim sorunları için toplumsal mutabakat oluşturulmalı ve eğitimin bir siyasi partinin gölgesinde bir yere varamayacağı görülmelidir."

 

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.