Masal hazinelerimiz en değerli servetimiz

Masal hazinelerimiz en değerli servetimiz
Kim çocukluğunda büyüklerinden, "Bir varmış, bir yokmuş" diye başlayan bir masal dinlememiştir ki?..

"Bir varmış, bir yokmuş..." çocuklukta tanışıp, ölene kadar hiç unutmadığımız sihirli bir sözcük dizisidir. Cinlerin, perilerin, peri padişahlarının, devlerin, dev analarının, yedi başlı ejderhaların, zümrüdüanka kuşlarının, şahmaranların yaşadığı alemin kapısının anahtarıdır, "Bir varmış, bir yokmuş" sözcükleri. Bu hayal ötesi alemin kapısı, "Bir varmış, bir yokmuş"la açılır, "Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine" ile kapanır.

Sözlü kültür değerlerine sahip çıkmanın kayıtsızlığa şifa olduğunu düşünen halkbilimi araştırmacısı Prof. Dr. Mehmet Naci Önal, masallarla beslenemeyen çocukların, küresel kültür savaşlarında korunmasız kaldığını vurguluyor. Çocuklarımızın küresel ve popüler kültür yangınından korunması gereği üzerinde kafa yoran Prof. Dr. Önal, "Kim Uyur Kim Uyanık" adlı kapsamlı çalışmasında bir araya topladığı masal çözümlemeleriyle, bu konularda alınacak yolların yordamını ortaya koyuyor. Önal, mesleği gereği adeta hayatıyla iç içe geçen masal dünyası serüvenini şöyle özetliyor:

Masal dinleyen çocuklardan biri olarak büyüdüm. Yıllar içinde o masalların kahramanlarını içimde taşıdım. Bir gün ben de kendimin kahramanı olacak mıydım?

Keloğlan'ın uyumamak için yaralı parmağına tuz basması, dev anasının: "Kim uyur, kim uyumaz?!" diye seslenmesi, Keloğlan'ın: "Herkes uyur, ben uyanık," diye cevap vermesi.

Ya masallarda geçen sarayın şamdanları… Şamdan da neymiş diye meraklanmalarımız. Üç dileğinin yerine getirilmesi. Bizim de üç dileğimiz olsa, acaba ne yapardık diye düşlere dalışlarımız.

Sihirli sözcükler; cinler, devler ve kötülükler. Belki de aklımızda en çok kalan kötülükler. Öksüz kalan çocukların başlarına kim bilir neler gelir? Çaresiz kalan çocuklar, duman tüten yere mi yoksa horoz öten yere mi gitsinler? Kötülerle mücadele edilmesi, kötülüklerin ortadan kaldırılması ve masalın sonunda kötülerin cezalarını bulmaları, iyilerin ödüllendirilmeleri içimize su serperdi.

Hepimizin masalla bir bağı varmış. Masal dünyasından aklımızda kalan bir şeyler olurmuş. Benim için masal, meğer büyüyüp de peşinden gideceğim işimin bir parçası olacakmış. Ummanın dibindeki cevherleri arar gibi, masal derlemeleri için diyar diyar dalaşacakmışım. Büyüklerin dillerinden aktarılan masalların onlarla birlikte yitip gitmesinin hüznünü yaşayacakmışım. Elimizde olmadan zaman bize "bir varmış bir yokmuş" dedirtecekmiş. Ne kadar gizemli ve ne kadar efsunlu bir girişmiş bu, "bir varmış bir yokmuş". Masalın büyüsü burada başlıyormuş. O büyü hâlâ devam ediyormuş. Kayıpların peşinden gitmek, son temsilcilerinden masal dinlemek benim için bir talih, masal için kurtarılmış mîrî malı, atalar yadigârı imiş.

Masal derlemek yetmez, onları incelemek, içindeki dünyaları keşfetmek gerekecekmiş. Çocukluğumun gizemlerini büyüyünce keşfedecekmişim. Masal dünyasının içine girip Zümrüdüanka'nın peşinde incelemeler yapmak için koşturacakmışım. Keloğlan'ın neden kel olduğunu araştıracakmışım. Yeni masalların isimleri yabancılaşmış. Öylesine ki, Keloğlan'dan başka bir kimse bilinmez, hatırlanmaz olunmuş. "Nardane Hanım", "Yanağında Güller Açan Kız", "Açıl Susam Açıl", vd. unutulmuş. Yerlerini Türk kültürüne ait olmayan masallar alır olmuş. Masalların unutulması, dostların ihmal edilmesiymiş. Bu çalışmamız, masalların sahiplerine olan bir vefa borcumuzdur.

Masallar, aklı kullanma becerisini, sabrı, hayal kurmayı öğreten ve içinde pek çok değeri taşıyan eğlenceli öğretim araçlarıdır. Eğer kendi hayallerimizi kurmazsak, başkalarının hayallerinin peşinden gideriz. Masallar küçük insana, büyük büyük sırlar verir.

Ötüken Neşriyat Tel:(0212) 251 03 50

***

Hayatın içinden usta işi öyküler

Öykülerinde günlük hayattan kesitleri sade bir üslupla anlatan ve Türk Edebiyatı'na kalıcı eserler bırakmayı amaçlayan Mithat Önal'ın 3. kitabı "Büyük Kırmızı Papağan" okurla buluştu. "Şefkat Usta" ve "Yorgun Bir Yazdı O" adlı öykü kitaplarının gördüğü ilgiden aldığı cesaretle "Büyük Kırmızı Papağan"ı kaleme alan Mithat Önal, hayatın bir köşesinde kalmış küçük anıları kağıda döküp kahramanlarına büyük amaçlarla bezeli hayat veriyor. Sahici bir anlatımla yazılmış öykülerinde, unutulmuş hatıraları yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Elbiselerin arasına sıkışıp kalmış eski bir fotoğraftan yola çıkıp, eskimiş yaşanmışlıkları öyküleriyle gözler önüne seriyor. Önal'ın 3. kitabında yer alan öykülerin isimleri şöyle: Bebelere Balon, Bulutlar Çok Uzakta, Çilek Masalı, Gülümseyen Oyuncaklar, Hiç, Koruma, Refika Kadın, Sıska, Küçük Tüccar, Trafik Şakir, Büyük Kırmızı Papağan. Bebelere Balon'da, balonların özgürlüğe nasıl uçtuklarını gözlemlerken, balonların vurulmadığı bir deniz düşleyeceksiniz. Murtaza'nın, balonların vurulmaması için girdiği fedakarlığı takdirle karşılayacak, denize iple dizili balonları çözerek özgürlüklerine birlikte kavuşturacaksınız. Çilek Masalı'nda Çilek ile Masal'ın buluşmasına şahitlik edeceksiniz. Gülümseyen Oyuncaklar'ın içerisinde gezinirken bir çocuk kulağınıza, "Bir oyuncak bir umut" cümlesini fısıldayacak. Hiç, öyküsünde saflığa pencere aralarken, Koruma'nın hayallerine tebessüm edeceksiniz. Refika Kadın, güvercinlerine buğday tanelerini atarken, kendinizi güzel bir parkta bulduğunuzu hissedeceksiniz. Trafik Şakir'i okurken bir yandan gülümseyecek, bir yandan da fötr şapkalı, boynunda düdüğü trafiğe yön veren bu ilginç adamı hayal edeceksiniz. Büyük Kırmızı Papağan'da, bir kadınla bir mahkûmun zihinsel yolculuğuna birlikte çıkacaksınız.

Kavim Yayıncılık Tel:(0212) 513 42 59

***

HAFTANIN KİTABI

Okumak geliştirir

Modern insan için kitap, gazete, ne olursa olsun okunacak bir nesnenin, "yemek-içmek gibi" günlük hayat ihtiyacı olduğunun altını çizen araştırmacı yazar İsmail Özcan, "Türk Toplumu ve Kitap" adlı çalışmasında önemli tespitlerde bulunuyor:

Özellikle kitap, eğitimli insanlar için vazgeçilemez ilgi nesnelerinden birisidir. Ama Türk insanı için kitap hiçbir zaman günlük hayatın bir parçası, bir vazgeçilmezi, bir olmazsa olmazı olamamıştır. Türk insanı okumadığı için hiçbir konuda dar görüşlülükten, katılıktan kurtulamamıştır. Bu da geçimsiz, iletişimsiz, kavgacı ve kutuplaşmış bir toplum oluşumuza sebep olmuştur. Bu olumsuzlukları aşmak için "okuyan bir toplum" olmamız şarttır! Kitap; bilgi ve kültürün en sağlam, en güvenilir kaynağıdır. Bilgili, kültürlü, çağının bilincinde insan olmak için kitap okumanın dışında bir alternatif yoktur. Okumak gelişmektir. Çevreye, olaylara, dünyaya daha geniş açıdan, daha fazla hoş görüyle bakabilmektir. En güzel dostluk, kitaplarla kurulan dostluktur.

Kitab-ı Hayat Yayınevi Tel:(0537) 497 19 14

***

Salgında ölmemek

Dünya tarihinin en ölümcül patojenlerinin bir kısmının kökenini araştırarak, evrimlerinin izini süren Dr. Michael Greger, "Pandemi/Salgında Hayatta Kalma Rehberi" adlı kitabında, tüberkülozdan kuş gribine, HIV'den koronavirüse dek birçok hastalığın çıkış noktası olan insan ve hayvan etkileşimine değinirken, salgınların küresel düzeylere taşınmasındaki insan faktörüne de dikkat çekiyor.

Dr. Greger, pandemi sırasında kendimizi nasıl koruyabileceğimizin yanı sıra küresel anlamda daha büyük bir felaketle karşılaşma ihtimalini azaltmak adına insanlığın üzerine düşen görevleri de detaylandırıyor.

 

 

 

 

Altın Kitaplar Tel:(0212) 446 38 88

***

KÜTÜPHANEMDEN

Halk kültürümüzün yok olan değerleri

Hatırlayacaksınız, geçmişte bu köşede, "Karacaoğlan'ın Aşk Maceraları" adlı kitabı "Halk bunları okurdu" başlıklı bir yazıyla tanıtırken, "halk kitapları" diye bilinen eserlerden bahsetmiştim. Kapakları renkli, çizgi resimlerle süslü; Nasrettin Hoca, Keloğlan, Şahmaran, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Hz. Ali'nin Cenkleri, Köroğlu gibi kitaplardan... Değerli dilbilimci Ali Püsküllüoğlu'nun benzer konuyu işleyen, "Türk Halk Öyküleri" adlı çalışması kültürümüzün bu sahasına meraklı okurlarımıza tavsiye edeceğim bir eser.

Kitap 1982'de Türk Dil Kurumu'nun Halk Kitapları Halk Öyküleri Dizisi'nden çıkmış. Bu tür kitapları çocukluğunda coşku ile okuduğunu anlatan yazar, eserinin ön sözünde son yıllarda bunların ortadan kaybolduğundan dem vurup şunları söylüyor:

"Nitekim, halk kitapları yayımlayan yayınevleri de azalmıştır. Bunun nedeni üzerinde düşünüldüğünde, karşımıza yığınsal iletişim araçları çıkmaktadır. Hele televizyonun yayılması ileride birçok geleneksel kültür öğesini ortadan kaldıracaktır. Oysa, televizyon, halk kültürünün yaşamasına, geleceğe taşınmasına yardımcı olabilir. Doğru olan da budur. Ne yazık ki, bunu anlamaktan uzağız şimdilik."

Kitapta; Emrah ile Selvi, Ferhat ile Şirin, Hurşit ile Mahmihri, Sürmelibey ile Telli Senem ve Arzu ile Kamber adlı halk öyküleri yer almakta.

                                                                                                                                        (Ahmet Yabuloğlu)

 

 

 

Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58