Türkler Kürtleri boğazlayacak suçlaması

A+A-
Cahit Armağan DİLEK

Türkiye'nin tutarsız ve öngörüsüz Suriye politikası Türkiye'ye ağır bedeller ödetiyor.

Fırat Kalkanı bölgesinde ve Afrin'de harekât fiilen sona erip devletimizin yatırımları devam etse de buralarda belirsizlik, huzursuzluk ve asayiş sorunları sürüyor.

İdlib'de gözlem noktaları oluşturuldu ama mutabakatın gereği operasyonlar Türkiye tarafından başlatılamadı. Rusya'nın yeni uzatmalara gitmeyeceği anlaşılıyordu. Öyle de oldu.

Bize Menbiç ve Fırat doğusu gündemi dayatılsa da yazılarımızda patlamaya hazır bomba dediğimiz İdlib'de bombanın pimi çekilmiş gibi gözüküyor.

Suriye ve Rusya aralıklı olarak İdlib'de operasyonlar yapıyor. İdlib'de HTŞ/Nusra gruplarıyla sözde ılımlı gruplar kelimenin tam anlamıyla birbirine girdi. Kendi kontrol alanlarını genişletmeye çalışıyorlar. HTŞ/Nusra, İdlib ve Afrin'deki Türkiye destekli grupların bağlantısını kesmeye çalışıyor.

Fırat'ın batısında istikrar sağlanmadığı gibi İdlib'de yeni bir savaşın fitili ateşlenmişken Fırat doğusuna ve Menbiç'e yönelik operasyon hazırlıklarıyla 911 km.lik sınır hattı terör tehdidi kapsamında cephe hattına dönüştü.

Trump'ın Suriye'den asker çekme kararından sonra operasyonu beklemeye aldık diyen Türkiye, Suriye kuzeyinde operasyon önceliğini Menbiç'e vermiş olacak ki, Fırat Kalkanı bölgesinde Menbiç sınır hattına TSK ve ÖSO yığınağı yapmaya başlamıştı.

Ancak Erdoğan-Trump arasında aniden ve yeniden başlayan yakın ilişki, Suriye politikalarının tam örtüştüğünün belirtilmesini yakından takip eden Putin'in Menbiç'e yönelik TSK-ÖSO operasyonuna kırmızı ışık yaktı. Türk heyetinin Moskova ziyareti her yönüyle bunu gösteriyor.

Çünkü eş zamanlı olarak Menbic batısında sınır hattına Suriye ordusunun daha fazla birlik konuşlandırdı, o bölgedeki Rus askerleri daha görünür oldu.

Menbiç'te kırmızı ışığı gören Türkiye bu sefer Fırat doğusunda sınır hattına askeri yığınak yapmaya başladı.

Ancak Rusya'nın, İdlib'de verdiği sözleri ve imzaladığı mutabakatın gereğini henüz yerine getirmediğini düşündüğü Türkiye'ye Menbiç'te olduğu gibi Fırat doğusunda da bir operasyona destek vermeyeceği gittikçe netleşiyor.

YPG'nin tüm aktörlerle pazarlık içinde olduğu, ABD'nin Körfez ve Mısır gibi Arap ülkelerini Suriye kuzeyinde aktif askerî rol almaya yönlendirdiği, ABD'nin Erdoğan yönetiminin sıcak bakacağı, Arap ve Kürt grupları sınır hattına yerleştirerek Türkiye ile YPG arasına tampon bölge oluşturmaya çalıştığı görülüyor.

Trump'ın son açıklamasında çekilmeyi önü açık bir sürece bırakması ve Kürtleri koruyacağız demesi de ABD dahil Batı ittifakının Mısır dahil Körfez ve Arap ülkelerinin Türkiye'nin operasyonunu engelleme gayreti içinde olduklarına işaret ediyor.

"Kürtleri kimlerden koruyacaksınız?" sorusunun malum cevabı, ABD'nin Türkiye'nin operasyonunu bir şekilde engelleme arayışında olduğunu gösteriyor.

Suriye ve Rusya'ya danışılmadan, Trump-Erdoğan görüşmesi sonrasında Suriye'deki IŞİD'le mücadelenin Türkiye'ye bırakılması kararının da Rusya, Suriye ve İran'ın Türkiye karşıtı duruş gerekçelerinden biri olacaktır.

Yani Türkiye'ye karşı tüm aktörler kırmızı ışık yakmış durumda.

ABD'nin öncelik IŞİD, dayatması YPG'ye operasyonu rafa kaldırmakla sonuçlanacaktır. Bu haliyle Türkiye, IŞİD'i Suriye'de bertaraf edecek (ABD'den görev almak ayrı skandal) denilmesi iç politikaya yönelik bir mesaj, YPG'ye karşı zaten yapılamayacak operasyonun da bir gerekçesi olacak gibi.

"ABD'nin planının değişmediği, yeni bir pozisyon alıp diğer aktörleri Suriye'de fiilen daha fazla maliyet ödemeye yönlendirdiği, Türkiye'ye karşı düşmanca davranışlar içinde" savlarımızı teyit eden haber ABD'li Bakan Pompeo'dan geldi.

Pompeo, "ABD, Türklerin Suriye'de Kürtleri kıyıma uğratmamasını güvence altına almaya çalışıyor" dedi. Pompeo'nun kullandığı SLAUGTER kelimesinin diğer bir anlamı boğazlamak. Neredeyse soykırımla suçlayacaklar!

Bu söylem Türk Ulusunun ve Türk Ordusunun geçmişine de bir suçlamadır. Bu kadar ağır bir hakaret ve suçlama yapılması hem diplomatik bir skandal hem de Türkiye'yi muhtemel bir operasyon halinde neyle suçlayabileceklerinin işareti.

Biz tepki göstermedikçe bunu hep yapıyorlar ama Türkiye'nin PKK/YPG'ye yönelik operasyonlarının Türklerle Kürtler arasında bir savaş gibi gösterilmesi de ayrı bir skandal. Bu yaklaşım, Türkiye'nin terörle mücadelesine verilen desteğin de sözde kaldığının bir diğer göstergesi.

Trump'ın Kürtleri koruyacağız derken kimden kimi koruduğu, Kürtlerden kastının kim olduğu sorulamayınca Pompeo'nun bu sözleri geldi.

Pompeo'nun bu sözlerini kamuoyu önünde geri alıp açıkça özür dilemesi sağlanmalı, Erdoğan-Trump görüşmesindeki Suriye mutabakatı da yok sayılmalı.

Aksi durumda Türkiye'ye karşı daha büyük skandallar ve düşmanca hareketlerin devamı gelecektir.

Pompeo'nun açıklamasına ilişkin Dışişleri Bakanlığı'ndan gelen tepki ise sadece Kürtlerin YPG ile özdeşleştirilmesi üzerinden verilmiş, Türklerin binlerce yıllık tarihinde yapmadığı bir katliamı yapabileceği suçlamasına hiç değinilmemesiyle cılız kalmıştır. Bu tepki ABD'yi söylemlerden ve eylemlerinden vazgeçirecek nitelikte değildir.

 

  • Yorumlar 9
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları