27 Temmuz 2021 Salı
İstanbul Hava durumu İstanbul 23°C
Doviz verileri
  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
YAZARLAR
Durmuş HOCAOĞLU
Durmuş HOCAOĞLU

"Siyâsî Çözüm", savaş ve siyâsetçimizin çapsızlığı

[email protected]
+
Aa
-
14 Mart 2008 Cuma

Evet; siyâset ve savaş kopmaz bir bütünlük ve bir süreklilik oluştururlar: Savaş her ân siyâsettir, siyâset her ân savaştır. Aralarındaki fark şudur ki, siyâset, yumuşak savaştır, savaş ise sert siyâset ve siyâset, hakîkat hâlde fi’lî savaştan daha zor bir savaştır. İmdi, savaş, siyâsetin  “başka yollar ile” devâmıdır dediydik; nedir bu başka yollar denecek olursa, cevâbı herkes biliyor olsa gerek:  “Karşı taraf”  - ki burada artık O, alenen  “düşman”  olarak îlân edilmiştir - üzerine, elden gelen her türlü imkâna, âlete ve vâsıtaya başvurarak, zor kullanmak, yakmak, yıkmak, öldürmek. Ciceron’un dediği gibi, savaş, uyuşmazlıkları zor kullanarak çözmektir[1]. Yâni işin omurgası  “zor” dur; fi’lî, kaba güç, ya da diğer adıyla  “sert güç” , veya yaygın adıyla  “şiddet” . Evet: Şiddet! Yâni, en anlayışsızların bile anladığı, insanlığın âlemşumûl (evrensel) dili!
 Ne var ki, savaş çok gergin bir hâldir ve bu gerginliği dolayısıyla da sürekliliği yoktur; yâni mütemâdî olan bir savaş hâli, savaşın fizikî bitiriciliği yüzünden, sürdürülebilirlikten mahrumdur; bunun için de en optimal müddet zarfında, kabz (gerginlik) hâlinden bast (yumuşama) hâline geçmeyi icbâr eder. İşte, böylelikle, kabz’dan bast’a geçildiğinde, savaş’dan da barış’a geçilmiş olur. 
Barış hâli, ya tarafların şu veya bu şekilde bir anlaşmaya varmaları veya kahharâne bir galebe elde eden galib-i mutlakın rakîbini mutlak olarak bertaraf etmesiyle ortaya çıkar ve yine bir sulh dönemi başlar. Ancak bu barış dönemi de, yine, alelekser vâki’olduğu üzere, bir tarafın diğerini külliyen yokettiği istisnâî hâller hâriç, içinde yeni bir savaşın gizli tohumlarını taşıyan bir ara dönem olur ki, bu şekilde aktedilen barış hâli, tekrar yeni bir savaşın kıvılcımlarını küllerinin altında taşıyor olmaktan ötürü muvakkat olması hasebiyle, Kant tarafından, sâdece belli bir savaşı bitiren bir anlaşma anlamında olmak üzere,  “Pactum Pacis”  (Barış Antlaşması) olarak adlandırılmıştır. O’na göre, insanlık, asıl olarak,  “Foedus Pacificum”  (Barış İttifakı) ile, bütün savaşları bitirerek Ebedî Barış’a kavuşabilirler; ancak O dahi bütün bu iyi niyetli faraziyelerine rağmen,  “insanın yaratılmış olduğu eğri odundan dümdüz olan hiçbirşey yontulmaz”  diyerek, hiç de o kadar kat’î bir ümit taşıyamadığını göstermektedir.[2]
 Hâsılı kelâm;  “hâzır ol cenge eğer istersen sulh ü salâh” diyen Lâedrî haklı çıkyor: Savaş, bir insanlık gerçeği ve muhakkak ki hiç de arzu edilir değil, ama kaçınılamaz olup da gelip kapıya dayandığında, geç kalıp diz dövmemek için hazırlıklı olmak îcap ediyor ve hazırlık ise sulh ü salâh döneminde yapılır ancak; yâni, savaşlar aslında barışta kazanılır. 
 Gelelim Barış’a: Siyâset her ân savaşın da içinde mutlaka, ama kendisini asıl olarak Barış’da gösterir, bir gizli ve soğuk savaş olarak. İmdi siyâset savaştan daha zor demiştik, çünkü, ilkin, savaşlar muvakkat oldukları hâlde siyâset süreklidir; yâni bir mühendislik tâbiriyle ifâde edecek olursak, savaşın bir ârızî hâl rejimi olmasına mukabil, barış bir sürekli hâl rejimidir. Bunun yanında, savaşta  “düşman”  -  “işte aduv karşıda hâzır silâh” diyen Şâir’in buyurduğu gibi - karşıdadır, elinde silâh vardır ve sizin canınıza kastetmekte olduğunu vâzıhan ortaya koymuştur; bu bakımdan teşhis problemi yoktur; ama barışta öyle değil: Yine düşman, düşmandır; ama elinde silâhla gelmez; bu da teşhisini zorlaştırır ve bu ise, sulh zamanında yapılan savaşın, yâni siyâsetin, daha yüksek bir idrâk gücü, daha üst seviyede bir mütesebât ve zekâyı gerekli kılması demektir.

İşte bizim şu ândaki poblemimiz bu: Siyâsetçilerimizin kaabiliyet, istîdâd ve müktesebatları, zekâ ve idrâk seviyeleri, hâsılı çapları-çeperleri, bu savaşı kazanmaya elverişli değil.

[1] Hugo Grotius., The Rights of War and Peace (De Iura Belli Ac Pacis)., edited and with an Introduction by Richard Tuck, from the Edition by Jean Barbeyrac., Liberty Fund, 2005, USA,. Vol. 1., Book I, Chapter I: “What War is, and what Right is”., p.134
[2] Bu konuda daha mufassal bilgi talep eden sabırlı ve ilgili okuyucularım için, bkz.: Durmuş Hocaoğlu., “Avrupa Birliği’nin Geleceği ve Türkiye”., Link: www.durmushocaoglu.com   adresinden, Yazılar - Yazı Dizileri

DİĞER YAZILARI
TÜM YAZILARI
DİĞER YAZARLAR
Dinle aldatmalar bağıra çağıra
Dinle aldatmalar bağıra çağıra
A. Yağmur TUNALI
Dinle aldatmalar bağıra çağıra
Akademik yobazlık ve yalan haberler...
Akademik yobazlık ve yalan haberler...
Arslan BULUT
Akademik yobazlık ve yalan haberler...
Gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını çalar
Gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını çalar
Arslan TEKİN
Gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını çalar
Ekonomi yönetimi bu kadar yanlışı nasıl başardı?
Ekonomi yönetimi bu kadar yanlışı nasıl başardı?
Esfender KORKMAZ
Ekonomi yönetimi bu kadar yanlışı nasıl başardı?
Türkiye, bir nesli kaybediyor
Türkiye, bir nesli kaybediyor
Fatma ÇELİK
Türkiye, bir nesli kaybediyor
Afganistan'da hüsrana uğrarız
Afganistan'da hüsrana uğrarız
Orhan UĞUROĞLU
Afganistan'da hüsrana uğrarız
Düşman ekmeği yiyen düşman kılıcı sallar!
Düşman ekmeği yiyen düşman kılıcı sallar!
Özcan YENİÇERİ
Düşman ekmeği yiyen düşman kılıcı sallar!
Filenin yüz akları…
Filenin yüz akları…
Selcan T. HAMŞİOĞLU
Filenin yüz akları…
Hesaplaşmadan helalleşmek!.
Hesaplaşmadan helalleşmek!.
Vedat BAYRAM
Hesaplaşmadan helalleşmek!.