Cami avlusuna terk edilmiş bebek gibi…

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Torba dediler aslında "çuval"dı;

86 sanıklı 2 bin 455 sayfalık birinci iddianame… 56 sanıklı, 1909 sayfalık ikinci iddianame… 52 sanıklı üçüncü iddianame… Derken, böyle böyle tam 23 iddianame eklenmişti "Ergenekon" yaftalı o kumpas davasına.

Gelinen son aşamada 235 kişi kalmıştı ama daha önceki düşme, görevsizlik vs. ile birlikte 250'den fazlaydı yargılananların sayısı.

31'i gizli, 160 tanığı vardı.

İddianameye göre, sanıklar bir "terör örgütü kurmuş, devlet içinde derin devlet oluşturmuş, kriz, kargaşa, anarşi, terörle, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş"ti.

"Sanıklar" demişken, -kabalık olarak algılamayın, o günlerin en medyatik polemik konusuna atfen- "boru" değil; bu davada "Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genelkurmay Başkanı" emekli Orgeneral İlker Başbuğ yargılanmıştı. Ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı.

Rektörler Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Prof.Dr. Kemal Alemdaroğlu, Prof.Dr. Ferit Bernay, Prof.Dr. Mustafa Yurtkıran

Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz

Emekli Orgeneraller Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Nusret Taşdelen, Hasan Iğsız, Mehmet Eröz.

TSK'nın en stratejik noktalarında görev yapan Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tümgeneral Hıfzı Çubuklu

Gazeteciler Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Adnan Bulut, Güler Kömürcü, Hikmet Çiçek

Eski Ankara Ticaret Odası Başkanı… Eski Türk-Metal Sen Genel Başkanı… Dönemin İşçi Partisi Genel Başkanı…Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü…

Kocaman insanlar… Kocaman ünvanlar… Kocaman makamlar…

Ve elbette kocaman cinayetler; Kuddusi Okkır, İlhan Selçuk, Türkan Saylan, Ali Tatar, Uçkun Geray, Abdülkerim Kırca…

İnsanlık katliamları; evlatlarının "ölüsü"nü görmesi çok görülenler…

***

Şimdi neredeler?

***

Yıllar süren yargılamaları boyunca bir gün "eyvallah" etmeden, kürsüye dönüp, yürekten ve yüreklerimizi de delen feryatlar halinde "Bir gün siz de yargılanacaksınız" dedikleri bütün o hakimler, savcılar, üstelik de o kumpastaki rollerinden dolayı yargılanıyorlar. Dün ben de gittim; Doğu Perinçek, Hikmet Çiçek, M. Bedri Gültekin, Oktay Yıldırım ve Sedat Peker'in avukatlarıyla, Nusret Senem'den başka kimseyi göremedim!

Bu kumpas Balyoz'u doğurdu, Odatv'yi doğurdu, uzun vadede 15 Temmuz'u doğurdu, rejim değişikliğini doğurdu… Siyaseti, sermayeyi, sivil toplumu, medyayı, yeniden ve şimdi "FETÖ" denen yapının lehine dizayn etti… Bu dava geride dul bıraktı, öksüz bıraktı, yetim bıraktı, "gazi" bıraktı… Böyle mi soracaksınız hesabını?

Silivri'de, sanık avukatlarını bile ite kaka salondan attıran "astığım astık kestiğim kestik" Hasan Hüseyin Özese'ye söyleyecek hiçbir sözünüz yok mu gerçekten?

Kumpasın "özel yetkili" savcılarından Mehmet Ali Pekgüzel'e söyleyecek sözünüz yok mu?

Sadece sanıklar değil, ey medya!

Hürriyet'ten Yeniçağ'a, Türkiye'den Milliyet'e birçok gazeteden sayısız gazeteciyi, yazarı, idareciyi "Ergenekon medyası" diye hedef gösteren o jurnal raporuna imza atan Hüsnü Çalmuk'a söyleyecek sözünüz yok mu?

Adil  yargılanıyorlar mı, suçlarını itiraf ediyorlar mı, yüzleri kızarıyor mu, utanıyorlar mı, af diliyorlar mı, zeytinyağı gibi üste mi çıkıyorlar yoksa; hiç mi merak etmiyorsunuz?

***

Günün şartlarında, Silivri'de "Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük" demeyi de anlarım da, elini sallasan bir "FETÖ'yle mücadele kahramanı(!)"na çarptığın Ankara'da, üstelik de bu konjonktürde neden "hor", neden "öksüz" hâlâ bu dava?

Neden hâlâ "cami avlusu"nda?

"Cemaat" nasılsa sahip çıkar diye hesaplıyorsanız; illa ki çıkar da, hangi "cemaat" çıkar acaba!

 

 

Altın Elbiseli Adam

Türk sanatının birkaç zirvesinden, çağının fersah fersah önündeki estetik anlayışı, yine çağının hayli önünde olduğu aşikar, şaşırtıcı, hayranlık uyandırıcı teknik ve işçiliğiyle belki de en yükseği "Altın Elbiseli Adam"dır. 

Bir tigine ait olduğu düşünülen, M.Ö. 5. Yüzyıla tarihlenen, Türk tarihini 2500 yıl daha geriye çeken bu saf altın kaftan, başlık ve çizmeyle birlikte 4800 altın parçanın çıktığı Issık Kurganı, yeryüzünün, Tutankamon'unkinden sonraki en "değerli" mezarıdır.

Bozkırın ortasında, göçebe bir milletten zinhar beklenmeyecek bu mucizevi kültür ve medeniyet ürünüyle tanışmak isteyenlere hatırlatmak isterim:

Orjinali Kazakistan Merkez Bankası'nda bulunan Altın Elbiseli Adam'ın Ankara'daki son günleri…

12 Ekim'de sona erecek, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmesi…

 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları