Devlet aklı ne zaman gelecek?

Gencecik bir kardeşimiz, yaşama sevincini kaybedip canına kıyan evlâdımız, tıp öğrencisi Enes Kara ve cümle Enes''lerin tekrar tekrar hatırlattığı borcumuz:

Anadolu''nun fakir bir kasabasında müezzinlik yapan adamın kızı... İstanbul''da üniversiteyi kazanıyor... Devlet yurduna girememiş... Tek başına o büyük şehirde ayakta kalma şansı yok...

Çaresizlik içindeki kıza uzanıyor bir el, çekiyor kendi yurduna, kendi cemaatine veya kendi mağarasına... Baba da mutlu... Daha önce başarılı kızının büyük şehirde ne olacağından endişeli baba, Allah diyen, namazlı niyazlı saydığı insanları görünce mutlu olmasın da ne olsun? Üstelik ucuz barınma, belki burs imkânı ve büyük şehrin günahlarından, pisliklerinden, suç odaklarından izole bir hayat... Cazip değil mi?

***

Denizli''den, Kayseri''den, Sivas''tan, Malatya''dan, Giresun''dan, memurun, işçinin, iki ineğin verdiği sütle geçinen gariban ailelerin, bakkalın, orman bekçisinin, balıkçının, manavın, tesviye ustasının çocukları... Bizim çocuklarımız...

Sonra arayış içindeki çocukları, barınma ve karnını doyurma derdindeki aciz fakat aklı başında evlâtları havada kapmaya hazır örgüt, cemaat, tarikat yapıları... Bir yanda çaresizlikleri o yapılara ''mensubiyet''le takas edilen çocuklar, diğer yanda devletin gideremediği boşluğu ellerini ovuşturarak izleyen ve bunu ''av alanı''na dönüştüren -iyi niyetli/art niyetli fark etmez- yapılar...

Üretmesi gereken beyinler, ''tek tipçi, mutlak doğrucu, kendisinden başkasını yok veya düşman sayan odak elemanı, düşünmeyen, sorgusuz itaatçi'' şeklindeki gömlekleri, bir dinin veya ideolojinin üniforması olarak sırtlarına geçirdiler... Başka dünyalara kapılarını kapatıp, taassuba teslim oldular...

Türk tarihinin en büyük ''insan israfları''dan birisidir bu ve belki de savaşlarda bile bu kadar insanımızı kaybetmedik... Batı''ya göre nüfusunun gençliğiyle övünen bir ülke, o gençliğin önemli bir kısmını ''dinî görünümlü'' dogmalarla, safsatalarla dolu karanlık kuyularda kaybederken ''resmen'' uyudu...

***

TOKİ mevcut iktidarın en fazla övündüğü kurumlardan birisi... Haksız da sayılmazlar... Daha önceki iktidarlar elinde neredeyse tabeladan ibaret bu kurum, mevcut iktidar döneminde milyonun üzerinde konut üretti... Bu sayıya sosyal tesisler, camiler, hastaneler dahil değil...

Konutta bu rakamları tutturan, duble yollar, köprüler ve tünellerle övünen siyasî iktidar, başta büyük şehirler olmak üzere üniversitelilerin barınma problemini sıfıra indirecek yurtları inşa edemez miydi? Milyonlarca gencimizi çaresizlik sonucu düştüğü ağlara daha düşmeden kurtaramaz mıydı? O yurtların yapım maliyetiyle bugün karşımıza çıkan ''siyasî, dinî ve adlî maliyet'' karşılaştırıldığında hangisi daha kârlı olurdu?

***

Boşluk kaldırmayan bir alandı bu... Devletin bıraktığı boşluğu başkaları doldurdu ve pırıl pırıl zekâlar, gençliğin belki de krem tabakası, bu tür yapılara akarak, devlet ve milletten önce o yapılara aidiyet hisseder oldular... Sabahları biri gelse de bizi işe götürse diye bekleşenlerin olduğu ''amele pazarları''ndaki gibi gençlerimiz birer birer götürüldüler...

Devleti yönetenler seyrettiler... Sosyal devletin ihmal ettiği alan, klikler, cemaatler, sözde dernekler, radikal siyasî örgütler ve suç örgütleri için bulunmaz nimet oldu... Âdeta bu tür yapılara ''lojistik'' sağlandı... Hatta bu tür yapılar zaman zaman ''sivil toplum kuruluşu'' gibi sunulmaya çalışıldı, yakın hissedilenler pozitif ayrımcılığa tabi tutuldu... ''Akıl ve bilim'' büyük bir iştahla emilirken, ortaya bir nevi sofistike robotlar çıktı... İmamın, abinin, şefin, başkanın, şeyhin, önderin her şeyi bildiğine inanan robotlar...

***

Türkiye bu girdap içinde nesillerini kaybediyor... Bu büyük bir sosyal problem... Çaresizlikten çocuğunu kaptıran baba ve ''kapılan çocuk'' bu süreçlerin en masumlarıdır... Devletin bu gerçeği görüp, çok büyük bir rehabilitasyon sürecini başlatması, kaybettiğimiz insanımızı geri kazanması, kazanamayacak olsa bile bundan sonraki nesillerin aynı ağlara düşmemesi için tedbir alması gerekiyor... Devlet, çaresizlik veya istismar sonucu ağlara düşmüş insanımıza adaletle hükmetmek ve onu yeni sosyal krizlerin öznesi hâlinden kurtarmak mecburiyetinde...

Bıraktığı boşluğun bedelini insanının sırtına yüklemeyerek, soğukkanlılıkla…

Yazarın Diğer Yazıları