Güvenlik algısı ve turizm

Güvenlik algısı ve turizm

2015'in sonlarında Rus uçağının düşürülmesinin ardından sık sık yaşanan terör olayları nedeniyle Türkiye'nin 2016'da birçok Avrupa ve OECD ülkelerinde güvenli olmadığı yönünde imaj kaybına uğraması sonucunda ülkemize gelen toplam turist sayısı ve gelirinde yaklaşık %35 düşüş yaşanmıştır. 2011 ile 2015 yılları arasında dünya sıralamasında 6. Sırada yer alan Türkiye, 2016'da 16. sıraya gerilemiştir. 

Türkiye'nin güvenlik ve imaj algısı ülkeden ülkeye hatta bölgeden bölgeye farklılık gösterse de uluslararası gerilimin devam etmesi halinde 2017 ve hatta 2018 ve 2019 yıllarında da Türkiye turizminin iç açıcı olmayacağı kanısındayız.

Bilindiği gibi turizm sektörünün en büyük sorunu güvenliktir. Bu itibarla turizm endüstrisinde sürekliliğin sağlanabilmesi için ülkenin güvenilir olarak algılanması son derece önem arz etmektedir.

Genellikle turistler, tanıtım kampanyaları veya kendi ülkelerinin diğer ülkelerle ilgili ister yazılı isterse görsel medyadan yapılan uyarılarından etkilenerek seyahat kararı almaktadırlar. Algı, belirli bir amaca yönelik bilinçaltı önyargı veya imaj yaratmaktadır. Yani imajın her çeşidi bir algı operasyonunun ürünüdür. Batı'da çifte standart uygulanmakta ve siyasi amaç taşıyan bazen de yapay söylemlerle müthiş algı operasyonu sürdürülmektedir.

Düşünün ki terör olayı İstanbul'da meydana gelince Batılı bir turist tarafından güvensiz ülke olarak algılanıp seyahatten vazgeçilirken, söz konusu Paris olunca seyahatten vazgeçilmiyor. Her iki durumda güvenlik söz konusudur. Birinde imaj müspet, diğerinde menfi bir şekilde algı operasyonuyla yönetilmiştir. Yani mesele siyasidir ve yalnız tanıtımla çözülmesi ve düzeltilmesi kolay olmayacaktır.

Ortadoğu pazarında durum Batı'ya göre farklılık arz etse de Batı medyasından etkilenenler olduğu görülmektedir. Bu durumun en çarpıcı yanı Ortadoğu menşeli acenteler tarafından genellikle bir karalama kampanyası yapılmıyor. Varlıklı kesimin bir bölümü Batı'yı tercih etse de orta gelirli insanların tereddütsüz olarak ülkemizi tercih ettiklerini müşahede etmekteyiz.

Ortadoğu menşeli acenteler Türkiye'de durumun normal olduğunu göstermek amacıyla yoğun çaba harcamakta, hatta ülkemizde çektikleri görüntüleri sosyal medya aracılığı ile yaymaktadırlar. Bize göre Ortadoğu ne olursa olsun dayatma olmadıktan sonra asla Türkiye'den vazgeçemez.

Batı ve Ortadoğu dışındaki pazarlarda da tanıtma kampanyalarına devam edilmelidir.

Diğer taraftan güvenlik denince sadece terör akla gelmemeli, zira doğal afetler dışında hijyen, hırsızlık, kapkaç, dolandırıcılık ve diğer suç sayılan illegal faaliyetleri de kapsamaktadır. Halen Taksim ve civarında kapkaççılar cirit atmakta ve tüm şikayetler karakollarda sonuçsuz kalmaktadır.

Neticede, Türkiye turizmi terör olaylarından yara almadı ya da almayacak diyemeyiz. Farklı çalışmalar yapılmadıkça turist sayısının artacağı tezlerinin gerçeklerle bağdaşmadığını belirtmek isterim.

İleride meydana gelmesi muhtemel olaylar ile ilgili olarak alınan veya alınması gereken tedbirler acenteler aracılığı ile yurt dışındaki partnerlerine açıklanabilir. Olumsuz güvenlik algısını yıkmak için;

-Devletin güvenlik güçleri ile havaalanları ve önemli turistik tesislerde çok ciddi önlemler alınmalıdır.

-Vatandaşların duyarlı ve bilinçli bir şekilde şüpheli bir durum ile karşılaştığında ilgili güvenlik birimlerine ivedilikle haber verme bilinci geliştirilmelidir. 

-İstanbul'un özellikle Taksim ve Talimhane Bölgesinde muhtelif dolandırıcılık faaliyetlerini önlemek için sivil emniyet güçleri devreye sokulmalıdır. 

-Ülkemizde terör olayları devam edebilir. Dolayısı ile güvenlik konusu eğitim alanlarında işlenmelidir.

-Turizm Bakanlığı'nın Türkiye'ye farklı pazarlardan en fazla turist getiren acentelerle periyodik toplantılar yapmalıdır.

-Tanıtım, workshoplar, fame trip ve fuarların hepsinde mevcudiyet gösterilmelidir. Turizm Bakanlığı ve sivil toplum örgütleri bu hususta acentelere hem destek vermeli ve hem de yol gösterici olmalıdır.