Hasan Paşam ve Uğur Mumcu...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Geçtiğimiz hafta Türk Gazeteciliğinin yüz akı Uğur Mumcu'nun katledilişinin yıl dönümüydü. Salgın koşullarında arzu edilen anma toplantıları gerçekleşmedi. 28 yıldır Uğur Mumcu ile ilgili anlatılan, yazılanların çoğu aynı. Bana Uğur Mumcu'yu gıyabında tanıtan, askerlik yerine gazeteciliği önerirken, örnek verdiği gazetecilerin başında Uğur Mumcu'yu okumamı, takip etmemi söyleyen Kuleli Askeri Lisesi'ndeki Tabur Komutanım; fikir babam Emekli Tümgeneral Hasan Peker Günal "Sakıncalı Piyade" ile ilgili yaşadığı anıyı benimle paylaşırken iltifatlarını da esirgememiş.

Darbeler, muhturalar esnasında yaşanan "Aydın avı"nın bariz bir örneğini dile getiren Hasan Paşam'ın dikkat çektiği bu olay siyasi tarihimize ibretlik bir not olarak geçmeli diye düşündüğüm için okuyucularımızla paylaşmaya karar verdim. Aynı zamanda 1971 koşullarında bir Türk subayının fikir seviyesini yansıtmaya çalıştım.

Hasan Paşam'ın 1971'de kütüphanesinde bulunan Türkçe Kur'anı, 1981'de Kuleli Askeri Lisesi'ndeki makamında görmüştüm. Ve bu konuyu kitaplarımda, gazete yazılarımda ve televizyon programlarında defalarca dile getirdim. Uğur Mumcu ile FETÖ konusundaki  görüşmemi bir başka yazıya bırakıp, Hasan Peker Günal'ın anısını ve temennilerini paylaşalım:

Düşün dağarcığımın gelişmesinde önemli katkısı olan, "Mustafa Kemalin askeri/Atatürk'ün yoldaşı ve gerçek anlamda yerli ve milli" araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu'yu minnet, şükran ve rahmetle anarken, onunla dolaylı ilgili bir anımı dostlarımla paylaşmak istedim.

12 Mart 1971 Muhtırasının ardından cadı avı başlamıştı. Tümenimizin Patnos'ta konuşlu birliklerinde görevli olan ve çeşitli eğitimler/tatbikatlar vesilesiyle ara sıra görüştüğüm Üstğm. Eşref Erdem (Sonraları CHP Milletvekili) ve Çavuş Uğur Mumcu gözaltına alınmıştı. Savcı her an kapımızı çalabilir diye düşünüyordum ki; öyle de oldu. Yakın aile dostumuz Tabip Üstğm. Özcan Erdoğan (Tümen Sağlık Şube Müdürü) ve yakın arkadaşı Savcı Üstğm. Emrullah (Soyadını anımsamıyorum) eşleri ile birlikte kapımızdaydı. O akşam, davet ettiğimiz diğer ailelerle birlikte briç oynayacaktık. Savcı ve eşiyle tanışmıyorduk; üstelik davetlimiz de değildilerdi. Savcı habersiz geldiği için özür diledi ve "kendisinin ve eşinin bizimle zaten tanışmayı çok istediklerini ancak fırsat bulamadıklarını, Özcan'ın geleceğini duyunca onun da ısrarıyla son anda peşlerine takıldıklarını" söyledi. 

Elbette buyur ettik, ama içime kuşku düşmüştü. Briç mi oynadım, briç mi beni oynadı, bilemiyorum. Savcı oyuna katılmamış, mütevazı kitaplığımdaki kitapları karıştırıyor, ben de göz ucuyla onu izlemeye çalışıyordum. Hem sağdan hem soldan, hem edebi hem siyasi 300'e yakın kitabım vardı; önemli gördüğüm satırların altını çizer ve yanına görüşlerimi yazardım. Soldan ve sağdan birçok kitabımı ve Türkçe Kur'anı uzun uzun inceledi. Geç vakte kadar oturuldu. Çok samimi veda etti.

Tatbikata çıktığımız için ancak birkaç gün sonra Özcan abiyle görüşebildim: "Telefonum olmadığı için haber veremediğini, samimiyetimi bildiğinden getirmekte sakınca görmediğini, gözaltına alınanların ifadelerinde adım geçtiği için -tanışma arzusu da olduğundan- gayri resmi inceleme için geldiğini sonradan öğrendiğini, endişe etmememi, kitap sayfalarına yazdığım notları esas alarak komuta katına övgülerle benden bahsettiğini, kimseye bahsetmememi" söyledi.

Işıklar içerisinde uyu yurtsever gazeteci . Senden sonra ancak birkaç kişinin cesaret edebildiği doğrucu-araştırmacı gazetecilik, son birkaç yıldır yeni cesur yürek gençlerle devam ediyor. Umarım sonları senin gibi olmaz; şimdilik maganda dayakları ve hapislikle geçiştiriyorlar.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58