İnönü'nün imkansızı başaran dış siyaseti

İnönü'nün imkansızı başaran dış siyaseti
1938-1948 insanlık adına dehşet dolu bir on yıl oldu;

milyonlarca asker ve milyonlarca sivilin dünyanın dört bir yanındaki cephelerde dondurucu soğuklarda, kızgın çöllerde, sahillerde, şehirlerde ve gaz odalarında can verdiği, korkunç boyutlarda savaş suçlarının işlendiği, yeni silahların denendiği ve atom bombalarının patlatıldığı; aynı zamanda geri planda da, kıyasıya süregiden istihbarat savaşlarının, çarpışan ideolojilerin ve egoların, durmadan değişen hassas dengelerin yaşandığı bir on yıl oldu. Bu cadı kazanının tam da ortasında yer alan Türkiye, kendisine yapılan toprak parçası tekliflerine kanmadan ve işgal tehditlerine boyun eğmeden, bir imkânsızı başararak, savaşa girmeden ayakta kaldı. Mehmet Saltık, "38-48 Son Büyük Savaş" adlı kapsamlı çalışmasında işte bu kapkara on yılın karmaşık hikâyesini Türkiye'ye etkilerine dikkat çekerek anlatıyor:

2. Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin en büyük şansı, Osmanlı'nın sancılı yıkılışını görmüş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için savaşlar vermiş liderlere sahip olmasıydı. Şüphesiz Atatürk yaşasaydı, savaşın tüm seyrinde etkisi olurdu. Ancak Cumhurbaşkanı İnönü liderliğindeki kadro da güçlü ve saldırgan dünya liderleriyle başederek, Türk çocuklarını yetim bırakmamak için olağanüstü gayret gösterdi. Tek Parti ve Milli Şef İsmet İnönü yönetimindeki Türkiye, hızla değişen dünya konjonktürü karşısında, hassas iç ve dış dengeleri sürekli korumak zorunda kaldı. Türkiye'nin jeopolitik önemi, her cepheden hedef olmasına yol açıyordu. Müttefik olunması karşılığında Türkiye'ye Ege, Suriye, Kafkaslar ve Balkanlarda baş döndürücü tekliflerde bulunuldu. Bu tekliflere rağmen Türkiye, 1945 yılına kadar imkânsızı başardı ve savaşa girmedi. Ancak savaşa girmemesine rağmen savaşın Türkiye için bedeli çok ağır oldu. 2. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye fakir ve sıtma, verem gibi salgın hastalıklarla mücadele eden bir tarım toplumu idi. Tüm olanaksızlıklara karşın, yaklaşan savaş nedeniyle Türkiye, çok büyük bir orduyu hazır bulundurmak zorunda kaldı. Savaşın ilk yıllarında yaşanan depremler de yaraya tuz bastı. 1938'den 1944'e kadar gıda fiyatları 11 kat arttı. Savaşın sonlarına doğru Alman altınları Türkiye üzerinden İsviçre'ye ve buradan Arjantin'e aktarılırken, Türkiye ekonomik olarak çok büyük sıkıntılar çekti.

Cumhurbaşkanı İnönü, Kahire'de ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill ile görüştü. (4-7 Aralık 1943)

Savaş sonunda dış Türkler, maalesef Türkiye Türkleri kadar şanslı olamadılar. Büyük kısmı, Almanların Yabancı Lejyonu'na katıldıkları için; diğerleri de Sovyet topraklarının Türkiye sınırında Türk bırakmamak adına, Sovyetler Birliği'nin ücra köşelerine sürüldüler.

2. Dünya Savaşı, askerî, politik, dinî, istihbari ve ekonomik olarak top-yekûn yapılan bir savaş oldu. Türkiye, askerî olarak olmasa da, diğer tüm unsurlarda savaş alanı haline geldi. Türkiye, savaşa katılmaması yüzünden, tüm dünyanın istihbaratçılarının toplandığı ülke konumunda oldu. Türk siyasi polisi, Osmanlı'dan kalma yöntemleriyle, istihbarata karşı koymada büyük başarılar gösterdi.Türkiye'nin şansı ve şansızlığı, Roosevelt oldu. İngiltere'nin Türkiye'yi savaşa sokma gayretlerini Roosevelt frenleyebildi.

Tarihçi KitabeviTel:(0216) 418 68 86

***

İngiliz sadece cephede savaşmaz

Araştırmacı yazar Servet Avşar, "Birinci Dünya Savaşı'nda İngiliz Propagandası" kitabında dünya tarihinin ilk büyük savaşında İngilizlerin kendilerine yüksek ahlakî değerlerle süslü bir misyon yüklemek ve uluslararası kamuoyunu ikna etmek için uygulamış oldukları propaganda faaliyetlerini arşiv belgelerinden istifade ederek açıklıyor:

Propaganda ya da psikolojik savaş, insanların savaşa karşı tutumlarına karar vermelerini sağlayan şartlar üzerine bir sahte çevre yaratmaya bağlıdır. Bu nedenledir ki, savaş propagandası yapanlar için düşmana bir suç yüklemek ve kendilerini için yüksek ahlâkî değerlerle bezenmiş bir zemin hazırlamak esastır.

1. Dünya Savaşı boyunca savaştaki taraf devletler -özellikle İngiltere ve Almanya- diğer devletlere karşı; savaşa girişlerindeki haklılıklarını ve savaşın başlamasına neden olanlara taraf olmadıklarını anlatma gereğini duymuşlardır. Bu amaçla propaganda ağlarını kurmuş ve bunu bir kamu hizmeti olarak yorumlamışlardır. Çok etkin bir şekilde yapılmaya başlanan propaganda faaliyetleri tarafların dinî, siyasî, askerî ve kültürel hedeflerine yöneltilerek, savaşan taraf devletlerin sivil ve asker kitlelerini etkilemeyi ve yönlendirmeyi hedef almış; yanıltma, taraftar kazanma ve planlanmış istekleri kabul ettirme amacıyla acımasız bir şekilde devam ettirilmiştir.

Ötüken Neşriyat Tel:(0212) 251 03 50

***

HAFTANIN KİTABI:

91 yıl sonra yeniden...

Sadeddin Nüzhet Ergun'un çalışmalarının ağırlık noktasını, Türk edebiyatı tarihi ve buna bağlı olarak Alevî-Bektaşî edebiyatı, kendi deyimiyle "mezhebî zümre edebiyatları" oluşturur. "Pir Sultan Abdal", onun bu bağlamdaki araştırmalarının ürünlerinden biridir. 1929'da yayımlanan bu eser, Pir Sultan Abdal'la ilgili kitap bütünlüğündeki ilk çalışmadır. Sadeddin Nüzhet Ergun, bu önemli kitabında, yayımlandığı yıla gelene kadar Pir Sultan Abdal'la ilgili bibliyografyayı verdikten sonra şairin hayatını, şöhretini, bâtınî şahsiyetini değerlendirip eserleri ve edebî şahsiyeti üzerinde durur. Kitabın ilk baskısında, Ergun'un cönklerden derlediği Pir Sultan Abdal'a ait yüz beş deyiş, nefes vardır. Ergun, "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" adlı kitabında, Pir Sultan'ın on sekiz şiirine yer açar. Bunların on biri, "Pir Sultan Abdal" adlı kitabında yoktur. Mehmet Can Doğan tarafından yayına hazırlanan bu yeni baskıya, anılan şiirler de eklendi. Konuyla ilgili kendinden sonra yapılmış bütün çalışmalara kaynak olan "Pir Sultan Abdal", 91 yıl sonra okurla yeniden buluşuyor.

Çolpan Kitap Tel:(0312) 419 80 96

***

Öyle bir sevda ki...

Yılmaz Gruda; şair, yazar, aktör, yönetmen, çevirmen, (bir dönem) reklamcı... Bir koltukta çok karpuz taşımayı beceren Gruda'nın 'taş baskı' bir sevda romanı "Sımayıl ile Razıya" okurla buluştu.

Bugün yerinde yeller esen "ah güzel İstanbul"un, 81 ili bünyesinde barındıran bir kenar mahallesinde yaşanan, dillere destan bir sevdanın romanı.

Üstelik sosyolojik bir alan araştırmasıyla iç içe... Gel de Gör mahallesinin işporta kasetçisi Sımayıl ve onun yangını güzeller güzeli Razıya. Meşhur aşk hikâyelerinin rengârenk bir gecekondu versiyonu...

Kırmızı Kedi Yayınevi Tel:(0212) 244 89 82

***

KÜTÜPHANEMDEN:

Ankara'nın Bozkurt'u; Mustafa Kemal

Zeki Çelikkol'un çevirisiyle 1997'de Bilgi Yayınevi tarafından okura sunulan, "Mustafa Kemal / Bir İmparatorluğun Ölümü" adlı kitap, J. Benoist - Méchin'in kaleme aldığı bir inceleme. Méchin'in bu incelemesi, zamanında Ankara'nın Bozkurt'u diye anılan, Kemalist Türkiye'nin ilk Cumhurbaşkanı'nın gerçekten sıra dışı kaderinin öyküsüdür. Sefalet içindeki, küçük bir tarım ülkesi boyutlarına indirgenmiş ve İngiliz, Fransız ve Rus ordularıyla çevrilmiş bir imparatorluğun mirasçısı olan Mustafa Kemal, "İktidarı ele geçirmeden önce bir ihtilalden daha fazlasını yapmak gerektir" diyor. Yetenekli büyük bir yazar ve büyük bir tarihçinin kaleminden; çağımız tarihinin hala güncelliğini yitirmemiş olan, heyecan verici tablosu okura sunuluyor. Yazar Mustafa Kemal'in muhteşem başarısıyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Türk halkı, Gazi ile iftihar etmiştir. Her zaman haklıdır. Çünkü, onun ellerinde inanılmaz değişime uğramış ve ondan, bağış olarak daha önce sahip olmadığı şeyi almıştır: Vatanını... Türk halkı, Batılı ülkelerin hayatını uzun zamandan beri koşullandıran şeye ilk defa sahip oldu: üzerinde kök salacak bir toprak, kendisine ait bir vatan. Bunlar Türkler için tümüyle yeni bir şey, bugüne kadar hissetmediği bir heyecan kaynağı idi. Vaktiyle sultan için topraklar fethetmişti; sonra onları savunmuş işletmişti, yine Sultan için. Şimdi, çok zamandır kendisinden esirgenen şeye sahipti: üzerinde ocağını kurabileceği dünyanın küçük bir parçası. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması ve Kurtuluş Savaşı'nın ateşi arasında ona bir vatan doğmuştu. Mustafa Kemal, kendilerini İstanbul'dan Samsun'a götüren vapurda Arif ve Refet'e: 'ihtilaller mevcut devletlerin şeklini değiştirir. Türkiye henüz mevcut değil. Onu dünyaya getirmek lazım' demişti. Hayatının sonunda Gazi, sözünü tuttuğunu söyleyebilirdi… Kendisine hedef seçtiği bütün hedeflerine ulaşmıştı. Tarihte bunu söyleyebilecek kaç kişi vardır?"

(Mustafa Kemal / Bir İmparatorluğun Ölümü -J. Benoist - Méchin -Bilgi Yayınevi -1997)

                                                                                                (Hazırlayan Ahmet Yabuloğlu)

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58