Patlıcan çadırını şenlendirin!..

A+A-
Ahmet TAKAN

Bir zamanlar, Türkiye'de televizyon/televizyonlar vardı!.. Seçim dönemleri öncesinde liderler bir masa etrafında toplanır canlı canlı milletin karşısında tartışırlardı. Ekrana/ekranlara kilitlenirdik. O liderlere eşit mesafede duran saygın gazeteci/gazeteciler vardı. En baba soruları yöneltmekten çekinmezlerdi. O tartışma programlarının yankıları günlerce sürerdi. Liderlerin ekranda sergilediği performans, hazır cevaplılıkları, projeleri, birbirlerine attıkları goller, verdikleri açıklar, kuşkusuz sandığa etki ederdi. Yasakçı 12 Eylül döneminde bile bu gelenek devam etti. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde de seçim öncesi liderler televizyonlara çıkıp halkın karşısında kozlarını paylaşmaktan çekinmiyorlar.

Tek kanal TRT dönemi kalktı, güya Türkiye çok sesliliğe geçti. Hatırlıyorum, en son 2002 seçimi öncesinde R.Erdoğan, Deniz Baykal ile bir televizyonda tartışma programına çıkmıştı. Erdoğan'ın o zamanlar nasıl zorla ikna edilip hangi şartlarının kabul edilmesiyle o programa katıldığına en yakın şahit olanlardan biriyim!.. Ondan sonra televizyonlarda diyalogdan monolog dönemine geçildi. Medyanın havuza alınmasıyla başta Erdoğan olmak üzere iktidar sözcüleri hep tek başlarına çıktılar televizyonlara. Siyasi programlar birer icraatın içinden programına dönüştürüldü. İliştirilmiş/yandaş, gazeteci kılıklı adamlara önceden sorular verildi. Stüdyolara -ekranlardan göremediğiniz köşelere- danışmanlar oturtuldu. Olabilecek yol kazalarına karşı önlemler alındı. O danışmanların tek görevi vardı, önceden hazırlanmış olsa dahi sorulara gelebilecek cevaplarda eksiklik, unutkanlık olursa not yazıp promptıra göndermek. Bana inanmayan, rastladığı ilk yerde Nabi Avcı beyefendiye sorsun!..

R. Erdoğan'ın her seçim sonrasında yeni milletvekillerine, her kabine değişikliği sonrasında atadığı yeni bakanlara ihmal etmediği bir tembih vardır; "Bana bakın. Ben televizyona bir başkasının karşısına çıkıp konuşuyor muyum?. Hep tek başıma çıkıp anlatıyorum. Siz de öyle yapacaksınız. Kesinlikle, televizyonlara rakiplerinizle birlikte çıkıp tartışmayacaksınız." Erdoğan'ın bu direktifini bozmaya yeltenen birkaç AKP'li de zaten gereken dersi aldı!.. Verdiğim bu fotoğraf, siyasete hâkim olan monolog tarzının en ağır kaldırım taşıdır. Doğrusunu söylemek gerekirse, iktidar bu monolog yönteminin meyvelerini de afiyetle yemeyi başarmıştır.

Şimdi geldik 31 Mart 2019 mahalli seçimlerine. Belediye başkan adayları çıktı sahneye. Televizyon kanallarında ağırlıkla iktidar adaylarının monologlarına şahit oluyoruz. Bol keseden esip savuruyorlar... Bu satırları kaleme almakla neyi mi kurcalıyorum?.. Neyin peşinde miyim?.. Arz edeyim efendim!.. Seçmen olarak;

1- Öncelikle, R.Erdoğan'ın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile bir televizyon programına çıkıp saatlerce tartışmasını, gerekirse sabaha kadar Türkiye'nin problemlerini ve önerdikleri çözüm yollarını millete anlatmasını istiyorum.

2- Eğer gerçekleşirse, verilen uzun aradan ve yıllar sonraki örnek davranışın belediye başkan adayları ile devam ettirilmesini öneriyorum.

3- R. Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu, televizyonda tartıştıktan sonra, İstanbul Belediye Başkan adayları Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu da başka bir programda çıkıp kozlarını paylaşsınlar.

4- Ankara Belediye Başkan adayları Mansur Yavaş ile Mehmet Özhaseki bir televizyonda projelerini çarpıştırsınlar.

5- İzmir Belediye Başkan adayları Tunç Soyer ile Nihat Zeybekci de karşılıklı oturup konuşsunlar, neler vaat ediyorlar görelim.

6- Bu tartışma dizisi diğer büyükşehir belediye başkan adaylarıyla devam etsin.

7- Seçime 2-3 gün kala da tüm liderler bir arada ekranda boy göstersinler. Tartışsınlar, Türkiye için projelerini anlatsınlar.

8- 17 yıl aradan sonra sandığa monolog değil diyalog ortamında gidelim.

Hafiften bir tebessüm ettiniz değil mi?.. Bu yazdıklarımın birinci maddeden başlayarak gerçekleşmesinin hayal olduğunu ben de biliyorum!.. R. Erdoğan'ın bırakın tüm liderlerle televizyon programına çıkmayı, Kemal Kılıçdaroğlu'nun teke tek karşısına çıkamayacağını onlar da gayet iyi biliyorlar. Çünkü,bu sıraladıklarım, iktidarın şeytanileşmiş propaganda yöntemlerine aykırı. Malum danışmanların da işlerine pek gelmez!.. Diyalog ortamında gerçekleşen bir tartışma programında nasıl notlar yazıp cevap vermesi, altta kalmaması için Erdoğan'ın promptırına yetiştirecekler?.. Ya, Erdoğan, vitesten atar da beyaz cam dışına çıkmaya kalkarsa?.. Bu riskleri kim göze alabilir?..

Tamam bunu da bir tarafa bırakalım. Yerel seçimler öncesinde yapılan tüm anketlerde, vatandaşların ekonomik gidişata yönelik kaygıları açık ara birinci sırada geliyor. Var mısınız, tek bir programa?.. Meclis'te temsil edilen tüm siyasi partilerin birer sözcüsü çıkıp, Türkiye ekonomisini ve 31 Mart'tan sonra karşı karşıya kalabileceğimiz tabloyu tartışsınlar... 31 Mart sandığına böyle gidelim. Yer mi yemez mi!.. Eski bir televizyon gazetecisi olarak önerim;

Hayal olan bu televizyon programı için en uygun mekân da tanzim edilmiş patlıcan çadırı olabilir!..

 

 

Yazarın Diğer Yazıları