Şeriata karşı mıyız?

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Şeriata düşmanlık, esasında bizatihi dinin kendisine düşmanlıktır” dedi. Konuşmasının bir yerinde de; “Türkiye’de sayıları az da olsa kimi çevrelerde ‘şeriata’ yönelik sergilenen pervasızlıkların temelinde cehalet ve bilgisizlik hastalığı vardır” şeklinde tespitlerde bulundu.

Yine konuşmasının bir bölümünde Türklüğün Müslümanlıkla ilişkisine vurgu yaptı.

İslam ülkeleri içinde kendisini “Laik” olarak tanımlayan tek ülke Türkiye’dir. Dolayısı ile Türkiye’de her zaman laiklik karşıtları ve şeriat taraftarları olmuş ve olmaktadır.

Bu durumda Sayın Cumhurbaşkanının “Cehalet ve bilgisizlik hastalığı” tespiti yanlış değildir. Yazının başında belirttiğimiz; “Şeriata düşmanlık, esasında dinin kendisine düşmanlıktır” tespiti ise eksik ve hatalıdır.

Her iki söyleme birlikte baktığımızda;

1-Gerçekten de Türkiye’de şeriat, kavramsal olarak içerik itibarıyla yerli yerinde anlatılamamıştır. Sayın Cumhurbaşkanının söylediği gibi, insanlar, din denilince onu bir bütün, parçasız, gelmiş geçmiş tüm ulemanın hepsinin aynı görüşte ve aynı düşüncede olduğunu sanıyor.

Hâlbuki öyle değil.

Mesela Şia kendi içinde parçalı.

Sünniler, yine kendi içinde mezhepler bağlamında gene farklı fıkıh hükümlerine inanıyor.

Bunun dışında ayrıca İslam düşüncesinde felsefi ayrılıklar da var.

Cebriye ile Mutezile aynı görüşte mi?

Değil.

Dolayısı ile İslam ortak paydası parçalı bir bütünü işaret ediyor.

Hanefi mezhebine göre bir kimse namaz kılmasa da Müslümandır. Çünkü inanmaktadır. Ancak diğer mezheplere göre dinden çıkmıştır. Yani Mürteddir.

Öldürülebilir.

2-Dünkü devletler de bugünküler de “Şeriat’ı” tüm ayrıntıları ve incelikleriyle uygulamamışlardır. Zaman zaman haberlerde gördüğümüz gibi Suudi Arabistan bile kimi özgürlükleri (örneğin kadınların araba kullanmasını) tanımaktadır. Yine Pakistan, İran gibi ülkelerin çoğu, ölümle sonuçlanacak cezaları hapis cezasına çevirerek uygulamaktadır.

Ne demek bu?

Taviz demek.

Neden ve kimden taviz?

Eğer şeriat, doğrudan dinin kendisi ise elbette şeriattan (dinden) taviz.

3-Şeriat tek parçadan oluşmuyor. Fıkıhçılara göre üç bölüme ayırmak mümkün. Bunlar:

a)-İbadetler,

b)-Muamelât

c)-Ukubat.

Laik devlet olan Türkiye’de ibadetler yasak mı?

Değil.

Zikir çekebiliyor musun?

Namaz kılıyor, istersen zekâtını verebiliyor, mezar üstüne gidip dua edebiliyor, kısaca ilmihal bilgilerini 32 farzı, hatta 52 farzı da uygulayabiliyor musun?
Evet.

Öyle ise laik sistemde şeriat yaşıyor.

Ölmemiş.

Üstelik dini eğitim de serbest.

Diyanet İşleri faaliyette.

Hatta şeriatın “Muamelat” kapsamına giren miras hukukuna göre bir kimse gidip mallarını oğullarına ve kızlarına isterse dağıtabilir mi?

Elbette.

Yazarsınız bir vasiyet, mallarınızı dağıtırsınız.

Yahut ölmeden hepsini toplarsınız bir araya, durumu açıklar, bir sözleşme oluşturur, birlikte imzalar mirasınızı bölüşebilirsiniz.

Eğer siz, ben bunu mahkemede alacağım derseniz, orada duracaksınız. Orada eşitlik var.

Yani özetle demem o ki, Şeriatın kendisi, şeriatla yönetilen ülkelerde bile birebir uygulanmıyor. Laik Türkiye de şeriatı büsbütün yasaklamıyor.

Şeriata karşı olmanın özünde devlet yönetim geleneğinin beraberinde getirdiği vesayet sistemi var. Bu vesayet, İran’da olduğu gibi mollalar, Taliban’da olduğu gibi Sünni ulema tarafından siyasal rejimin başına çökmekle gerçekleşiyor.

Toplumun, devletin ve siyasetin üstünde baskın ve yetkin güç olarak insanları aşırı sınırlandırmakta, neredeyse tüm özgürlük alanlarını daraltıp, küçücük hâle getirmektedir. İnsanlar, amellerinden (eylemlerinden) Allah’a değil de sanki onlara karşı sorumluymuş gibi, toplumun üzerine çökmekteler.

İşte laikliği; bu baskıdan kurtulmak, amellerimizde özgür olup, kendi eylemlerimizden layığı ile sorumlu olmak için istiyoruz. Dünyadayken amel defterimizi kimse elimizden alıp, bize yaşam kalitesi, sosyal, siyasal tercih dayatmasın istiyoruz.

Şeriata karşıyız denilen nokta, işte tam olarak burası. Yoksa özgür irademizle yapıp eylediğimiz, dualarımızla, kimi zaman huşu ile Allah’a yöneldiğimiz, camilerimiz ve minarelerinden yükselen ezan sesleriyle gururlandığımız, niyazlarımızla, bayramlarımızla, sarılıp kucaklaştığımız dindaşlarımızla, yüce dinimize elbette hem imanlı ve hem de saygılıyız.

Yazarın Diğer Yazıları