18 Eylül 2021 Cumartesi
İstanbul Hava durumu İstanbul 27°C
Doviz verileri
  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
YAZARLAR
Durmuş HOCAOĞLU
Durmuş HOCAOĞLU

Laisizm/Laikçilik ve "Kültür Savaşı" : II

[email protected]
+
Aa
-
10 Şubat 2008 Pazar

Bismarck’ın Almanya’da devlet gücü kullanarak “birkısım” vatandaşları üzerine tatbîkata koyduğu ve adını da kendisinin verdiği Kültür Savaşı hukukî değil kendi hukukunu kendisi yaratan siyâsî bir fenomendi ve o da şu problemden neş’et etmekte idi: Kültür Savaşı’nın tatbîkat tarihi olan 1871-1890 arası, bütün Avrupa’yı derinden sarsan 1848 ihtilâlleri döneminde başlayıp 1 Eylül 1871 tarihli Sedan Savaşı akabinde tamamlanan Alman Birliği’nin oturma dönemdir ve bu da Avrupa ve dünya siyâsetinde git-gide artan ağırlığı ile mütenâsip olarak Almanya için, ilk defa ve zorlukla kazanılmış olan millî birliğin muhâfazasını çok mühim bir hâle getirmektedir. Bu noktada, Katolik Alman vatandaşlarının durumu, devleti ve millî birliği herşeyin fevkınde addeden Şansölye Prens Otto Eduard Leopold von Bismarck-Schönhausen için ciddî bir problem teşkîl etmekteydi; çünkü, O’na göre Katolik Almanlar millî birlik için potansiyel bir tehdit unsûru demekti. Bu algılamanın sebebi aslında çok gerilere, tâ German-Roma harplerine kadar giderse de konumuz bu değil; kısacası şu: Protestanlığın kalesi olan Almanya için Katolisizm’in kâbesi demek olan Papalık ve Vatikan dâimâ “tehditkâr öteki” olmuştur; hâl böyle olunca, Katoliklerin Vatikan’a sadakâtinin Almanya’ya sadakâtine nisbetle öncelik taşıdığı kanâatindeki Bismarck, bu ’irrite edici’vatandaşlarının siyâsî, kültürel ve iktisâdî güçlerini, kısacası içtimâî müessiriyyetlerini kırmanın, Almanya’nın istikbâkli için şart olduğuna karar vererek böyle bir tatbîkata girişmiştir.
İmdi: Bisarck’a ve O’nun gibi düşünenlere göre nasıl ki Alman Katolik Kilisesi ve Alman Katolik Merkez partisi birer Papalık ajanı, işbirlikçisi idilerse, benzer şekilde, Katolik Alman vatandaşları da potansiyel bir tehdit ve tehlike kümesi oluşturmaktaydılar; işte, bundan dolayı doğrudan ve açıkça “hedef” seçildiler. Bismarck’ın kendi hâtıralarında da belirttiği üzere, resmî olarak toplam onaltı yıl süren bu çalkantılı dönemde, devlet gücü kullanılarak ve öncelikle kültür kurumlarına yönelindi; “Kültür Savaşı” terimi bundan kinâyedir. Katolik Kilisesi’ni Cizvit tarîkatini - Katolik Kilsesi’nin hâlâ Luther üzerindeki aforuzu kaldırmadığını ve Cizvitliğin de Protestanlığa karşı mücâdele etmek için kurulmuş, Vatikan’a tâbî bir teşkîlât olduğunu hâtırlayalım - sıkı bir devlet denetimi ve vesâyeti altına alan, Kilise’nin yargı yetkisini yalnız dinî konularla sınırlandıran bu hareket, karşı-tepkilerin şiddetlenmesi üzerine önce yavaşladı, bâzı konularda geri adımlar atıldı ve nihayet 1887’de ise hemen-hemen tamâmiyle iptal edildi. Görünürde geriye, “okullarda devlet kontrolü” ve “nihâh usûlü” gibi pek az şey kalmıştı. Ancak asıl olarak elde edilmek istenen, büyük ölçüde kazanılmıştı: Bir yandan Katolik Kilisesi hemen tamâmiyle gücünden arındırılırken diğer yandan da Devlet-Kilise ayrımında önemli bir mesafe kat’edilmiş bulunuyordu. Ancak, Kültür Savaşı’nın en büyük te’sîri, hiç şüphesiz, Katolik vatandaşların cemiyet içindeki konumlarının çok sarsılmış, içtimâî ve kültürel hayat içerisinde alt sıralara itilmiş olmasıydı. Savaş resmen belirli bir nesli etkilemiş gibi görünse de, bu, aldatıcıdır; ondan sonraki bütün nesiller boyunca bu etki asla tam olarak silinememiş, o tarihten sonra Katolik Almanlar hiçbir zaman Protestanlar kadar müessîr olamamışlar, hep  “ikinci”  statüde kalmışlardır.
Bu sonuç, o tarihten sonra, bir ülkede Devlet gücü kullanılarak toplumun bâzı kesimlerinin önünün kesilmesi sûretiyle etkisinin azaltılması, yâni Kültürel ve Sosyal Gecikme’ye mâruz bırakılması ve diğer bazı kesimlerinin önünün açılması için girişilen bütün hareketler için de kullanılır olmuştur. Nitekim, meselâ, Fransa’da 1572’den önce nüfusun yaklaşık yüzde otuzunu oluştururken yüzde üçe düşüren ve Saint-Barthèlemy Katliâmı ile gelişen, uzunca bir tarihi kapsayan hâdiseler bir Kültür Savaşı’dır. Kezâ, söz gelimi, Amerika’da zencîlere yönelik resmî ve gayri resmî “ikincileştirme” ve “sosyal ve kültürel geciktirme” politikaları da.
İşte, Dil ve Kültür dersimde daha mufassalan ele aldığım ve birkaç hafta önceki imtihanda çocuklara ter döktüren ve daha farklı da olsa, şu ânda bizim içinde yaşamakta olduğumuz çalkantı da bu: Kültür Savaşı.

DİĞER YAZILARI
TÜM YAZILARI
DİĞER YAZARLAR
BM'den, ''İtiraz edeni susturun'' çağrısı!
BM'den, ''İtiraz edeni susturun'' çağrısı!
Arslan BULUT
BM'den, ''İtiraz edeni susturun'' çağrısı!
'Türkiye'nin Rotası'
'Türkiye'nin Rotası'
Arslan TEKİN
'Türkiye'nin Rotası'
Hazine arazileri bir, bir satılıyor
Hazine arazileri bir, bir satılıyor
Murat AĞIREL
Hazine arazileri bir, bir satılıyor
Yassıada'ya otel yapmak demokrasimize ihanettir
Yassıada'ya otel yapmak demokrasimize ihanettir
Orhan UĞUROĞLU
Yassıada'ya otel yapmak demokrasimize ihanettir
Tefecide itibarımız çok hamdolsun!..
Tefecide itibarımız çok hamdolsun!..
Remzi ÖZDEMİR
Tefecide itibarımız çok hamdolsun!..
Ahi Evran'ın ruhaniyeti ne olacak?
Ahi Evran'ın ruhaniyeti ne olacak?
Selcan T. HAMŞİOĞLU
Ahi Evran'ın ruhaniyeti ne olacak?
Çarpıldığında değil, vaz geçtiğinde kaybedersin!
Çarpıldığında değil, vaz geçtiğinde kaybedersin!
Servet AVCI
Çarpıldığında değil, vaz geçtiğinde kaybedersin!