ABD ile yolun sonu

A+A-
Cahit Armağan DİLEK

S-400'lerin ilk safha teslimatı tamamlandı. Sistemin füzeleri dahil bazı kritik ekipmanları daha sonra gelecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan sistemin Nisan 2020'de aktif hale geleceğini söyledi.

ABD de Türkiye'nin F-35 projesindeki ortaklığını askıya aldı. Türkiye'nin proje kapsamında üretim saykılından çıkarılmasının da Mart 2020'de tamamlanacağı açıklandı.

Daha önce de yazmıştık. İplerin hemen kopmasını önlemek üzere aslında Nisan 2020'ye kadar bir pazarlık-müzakere süreci yaratılmış oldu.

Bizim "pazarlık süreci yaratıldı" tespitimizi önceki gün ABD'li senatör Lindsay Graham'ın açıklamaları teyit etti.

Trump'ın Cumhuriyetçi senatörlerle yaptığı görüşmeden sonra Graham arabulucu rolünü üstlendi ve Çavuşoğlu'nu arayarak "eğer S400'ler aktive edilmezse CAATSA yaptırımları uygulanmaz" dedi. Karşılıklı hamleler gelişen süreçte top şimdi Türkiye'nin sahasında.

ABD yönetimi Türkiye'den "tamam S-400 sistemini aktive etmeyeceğiz" cevabı bekliyor.

Erdoğan yönetimi için böyle bir yanıt vermek hiç de kolay olmayacak ve muhtemelen Nisan 2020'ye kadar da kesin tavrını en azından kamuoyu önünde belli etmeyecektir.

Erdoğan yönetiminin sürekli zıt kararlar verme, söylediğinin tersini yapma durumuna alışığız ve bir yenisi de sürpriz olmaz. Ama 2,5 milyar harcanan bir sistemi depoda bekletme kararı hiç de kolay değil.

Trump yönetimi de bu belirsizliğe ne kadar dayanır bilinmez. Çünkü kongredeki her iki parti de CAATSA yaptırımlarının uygulanmasını istiyor. 2020 seçimlerine giden Trump lobileri yok sayabilir mi, ABD yasalarını uygulamayan başkan konumuna düşmek ister mi göreceğiz.

Erdoğan S-400 alımını savunurken Obama yönetiminin Patriot satışına izin vermediğini, zorunlu olarak S-400'e yöneldiklerini söylüyor. Trump da Obama'nın kötülenmesini iç politika açısından da kendi lehine görüp Erdoğan'ı destekliyor. Halbuki Patriotlar Trump döneminde de satılmadığı gibi Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'nin desteklenmesi Trump döneminde katbekat arttı halen de devam ediyor.

Kendi ülkelerinin çıkarları için çalışan ABD birbirlerine düşürerek Türkiye lehine sonuç almayı düşünmek hayal. Trump ve Obama Türkiye'ye karşı tavır almakta ve düşmanca hareket etmekte birbiriyle yarışırlar, tek gerçek bu.

Erdoğan F-35 projesinden çıkarılma konusunu aşmak için de Patriot örneğini kullanıyor. Dün "eğer F-35 verilmezse biz de başka yerlere döneriz" diyerek muhtemelen Rusya'dan uçak alınabileceğini ima etti, tabiri yerindeyse yeni bir blöf yaptı.

Halbuki F-35 konusunda ABD kesin adımını attı, kararını verdi, süreci başlattı. Türkiye S-400'den geri adım atarsa yani kullanmaktan vazgeçerse  F-35 projesine dönmesi belki söz konusu olabilecek.

Yani Erdoğan'ın F-35 vermezseniz başka yerden alırız çıkışının ABD'de karşılığı yok.

ABD tarafı Türkiye'nin S-400 sisteminin bazı parçalarını erken teslim alarak ve Suriye kuzeyinde operasyon yaparız diyerek elini kuvvetlendirmek istediğini ve blöf yaptığını düşünüyor ve söylüyor.

Kızmayın ama çok da haksız değiller. Tek bir S-400 sistemi Türkiye'nin ihtiyacını karşılamadığı gibi halen Patriot alabiliriz demek, Fransa'nın SAMP-T sistemini Türkiye'de konuşlandırmasına izin vermek Türkiye'nin Batı ittifakından ayrılmak istemediğini ama bazı taleplerinin karşılanması için S-400 konusunu koz olarak kullandığı şüphelerini artırıyor.

Bu blöf Trump'ın CAATSA yaptırımlarında tereddüt göstermesi bağlamında kısmen işe yaramış gibi gözükebilir. Şimdilik!

ABD ile güvenli bölge görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı. ABD "görüşmeler olumlu verimli geçti" derken Türk tarafı "istediğimiz olmadı, taleplerimizi ilettik yanıt bekliyoruz gerekirse operasyon yapacağız" diyerek elini yükseltiyor, ABD'ye göre blöf yapıyor.

Suriye'nin kuzeyi konusunda ise ABD'nin blöfü gördüğü anlaşılıyor. Güvenli bölge görüşmelerinin devam edecek olması operasyon olasılığını zaten düşürüyor. Suriye kuzeyine halen askeri sevkiyat yaparken PKK/YPG'yi desteklemek adına paralı asker sayısını artırıyor. 4 bini geçen paralı askerlerle birlikte Suriye'nin kuzeyindeki terör yapısını güçlendiriyor. Hedef bunlarla birlikte 10 bin kişilik koalisyon gücü.

ABD'nin "SDG/YPG'yi koruyacağız, askerlerimizin bulunduğu bölgeye böyle bir operasyonun ölümcül sonuçları olur" uyarasına rağmen hamle sırası kendinde olan Türkiye'nin (haklı olarak) tek taraflı yapacağı siyasi hedefi netleşmemiş, UTK (Uygunluk, tatbik edilebilirlik, kabul edilebilirlik) testini geçmeyen tepkisel bir operasyonu ABD ile koptu kopacak denen ipleri de gerçekten koparabilir. Türkiye'yi de açmaza sürükleyebilir.

Bir süredir ABD ile Türkiye'nin politikalarının açıldığı düşünüldüğünde yolun sonuna gelindiği bir ortamla karşılaşılabilir.

"Ne olacaksa olsun, ABD Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamaz, ABD zaten kaybediyor çekilecek, ABD yoksa Rusya var" demek niyet okumaktır. Askeri operasyon ve devletler arası ilişkiler ciddi iştir, hesap işidir, çok yönlüdür. Liderler ve komutanlar kurumsal karar sürecini terk edip karşı tarafın niyetini okuyarak karar alırsa felaketle karşılaşılabilir.

Aslolan somut veri ve uygulamaların değerlendirilerek ülkenin menfaatlerinin korunmasıdır. 01 Mart 2003 ve 24 Kasım 2015'i de unutmayın, onlar unutmadı.

 

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları