Bu açıklamalar tesadüf mü?

A+A-
Murat AĞIREL

Son günlerde gündemi ve tartışmaları izlediğinizde siz de sanki yüz yıl önce çekilmiş bir filmi tekrar izliyormuş hissine kapılmıyor musunuz?

Senaryo, karakterler, konu ayrı figüranlar aynı… İsimler değişmiş sadece…

"SARMAL" adlı kitabımda da tüm kronolojiyi tarihi belgelerle anlattım.

Neden bahsediyorum?

Aktarayım…

Kimilerine göre suni gündem maddesi olan "Ayasofya" ve "Hilafet" çağrılarından bahsediyorum. Öncelikle hatırlatmak istediğim bir husus var.

Eski çağlarda ordular çok güçlü kaleleri ele geçirebilmek için türlü yolları, yöntemleri, stratejileri denediler. Bunlardan birisi de "Lağımcılar bölüğü" idi.

İstanbul'un fethinde dahi kullanıldı.

Bu bölüğün mensupları uzun eğitimlerden geçirilip uzmanlaştırıldılar.

Görevleri kaleye saldırılar sürerken gizlice yer altından tüneller açıp, kalenin içine ulaşmak ve açılan tüneller vasıtasıyla kale içerisine asker sızdırmak suretiyle kaleyi ele geçirmek.

Mümkün değil ise barut fıçılarını kalenin duvarlarına depolayarak patlatıp büyük gedikler açmak hedeflenirdi.

Şöyle ki…

18 yıldır mevzubahsi olmayan, hatta daha önce "oyun" diye nitelendirilen, "Hatta bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim" denilen Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi "hukuki(!)" bir karar ile müze kararı iptal edildi ve bir kararname ile camiye dönüştürüldü. Açılışı ise tam da ülkemizin tapusunun alındığı Lozan Barış Antlaşmasının yıldönümüne denk getirildi.

Daha karar yayımlanmadan Ayasofya önünde birisi "5186 sayılı kanun kaldırılsın" diye pankart açtı. Yani "Atatürk'e hakaret serbest olsun" dedi.

Hemen ardından büyük bayraklarla birileri Ayasofya önüne geldi. Bayrakların üzerinde "MTTB" yani "Milli Türk Talebe Birliği" yazıyordu.

İlk Ayasofya eylemini de bu dernek daha 1968'li yıllarda yapmıştı. Cuma günü açılışta herkes burun buruna namaz kıldı. Koronavirüs tedbirlerine uyulmadı. Lozan'ı kutlamak isteyenler ise "tedbir" nedeni ile engellendi.

Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı olarak bilinen Diyanet İşleri Başkanı elinde kılıçla hutbe verdi ve "lanet" okudu.

Akıllara hemen terör örgütü IŞİD lideri Ebubekir El Bağdağdi'nin El-Nur Camisindeki görüntüsü geldi. Sonrasında Yeni Şafak grubuna bağlı bir dergide "Şimdi değilse ne zaman sen değilsen kim? Hilafet için toparlanın" çağrısı geldi.

Bergama'da bir eğitim müdürü(!) "Lozan'ın dayatılan bir parçasını daha çöpe attık" diye açıklama yaptı. Bilal Erdoğan harf ve kılık, kıyafet devrimini eleştirdi.

Nasıl tesadüfler ama değil mi?

Sizce de tesadüf mü?

Yukarıda anlattığım "Lağımcılar bölüğü" var ya. İşte şeriatçıların stratejisi budur. Kale gibi olan yıllardır surlarını yıkmaya çalıştıkları Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'in devrimlerinin surlarını yıkmak için toprak altından tüneller kazıyorlar. Bu saldırılar birer patlamadır.

Tesadüf değil planlıdır.

Cumhuriyet'in kurduğu kurumlar, atanan yöneticileri sayesinde Cumhuriyet'e ve devrimlerine düşmanlık yapıyorlar. Öyle bir dönemdeyiz ki Cumhuriyet'i yıkmaya çalışanların, korumaya çalışanlardan daha özgür ve güçlü olduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Cumhuriyet devrimlerini koruyanlar, Cumhuriyet savcılarının "niyetnameleri" ile tutuklu, Cumhuriyet devrimlerini yıkmak isteyenler ise Cumhuriyet savcılarının "düşünce özgürlüğü" kanaatleri ile serbest olduğu bir dönem!

Kimse aklımızla alay etmesin.

Açık seçik görülüyor ki, şeriatçıların son çabaları yalnız eski dinsel hukuk düzenini geri getirmek değil, halifelik sultanlık, şeyhülislamlık kurumlarıyla birlikte, eski düzeni geri getirmektir.

Evet, Türk milleti ne yazık ki düşünerek değil, yaşayarak öğreniyor. Her öğrendiğimizin de bedeli çok ağır oluyor. Ancak şu unutulmamalıdır; Cumhuriyet, holding merkezlerinde zemzem suyuna batırılmış dolarla kurulmadı.

Emperyalizme ve maşalarına karşı göğüs göğüse çarpışarak, canla, kanla, irfanla kuruldu. Hiç kimse Yüce Türk Milleti'nin aklını, sabrını sınamasın.

Bu silsile şeklinde cereyan eden gelişmeler tesadüf, marjinal kişiler diye küçümsemeye, "lanet" kelimesini öyle değildi, böyle değildi şeklinde açıklamalarla aklamaya çalışmak durumu daha da komikleştirmekten öteye de geçmez.

Sayın Devlet Bahçeli'nin ve Sayın Ömer Çelik'in açıklamaları önemli ve kıymetlidir. Ancak gereği yerine getirilmemektedir.

Milli bayramlarda telefonla etkinlik için para toplayan, her lafında Atatürkçülükten bahseden rozet Atatürkçülerine, Cumhuriyet devrimlerine sahip çıkan çıkmaya çalışan tüm Kemalistlere sesleniyorum.

Cumhuriyet'in savcıları duymuyor, görmüyor ya sizler?

Her yurttaş için suç duyurusunda bulunmak bir vatandaşlık görevidir.

Susmayın, korkmayın, alışmayın…

Cumhuriyete ve devrimlerine sahip çıkın…

 

  • Yorumlar 7
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır ©
Yeni Çağ Gazetesi

İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel: (0212) 452 40 40
Faks: (0212) 452 40 58