Çadırda mahkeme, şantiyede Cumhuriyet Bayramı

A+A-
Cahit Armağan Dilek

İstanbul'da Suriye konulu 4'lü zirve. Boğaz manzarasında Erdoğan, Putin, Macron, Merkel Suriye'yi konuştular.

Peki zirveden ne çıktı? Yandaş medyanın dünkü manşetlerine bakarsanız tam mutabakat var! Ne mutabakatı? Suriye'de silahlı değil siyasi çözüm, toprak bütünlüğü, terörle mücadele mutabakatı.

Peki bu yeni bir şey mi? Suriye ile ilgili tüm toplantılarda aynı tekerlemeleri hep duymadık mı? Yani masal. Doğrusu şu; Suriye cephesinde değişen bir şey yok, dağ fare doğurdu.

Basın toplantısında tarafların kendi bildiğini okuduğunu görüyoruz. Ortak bir noktaları yok. Toprak bütünlüğü, askerî değil siyasi çözüm gibi ortak görüşmüş gibi gözüken sözlerin ise altı boş. Çünkü tarafların farklı şeyler anladığı belli.

İran zirvede yoktu ama fikirleri zirvedeydi. Putin "İran olmadan çözüm olmaz. Suriye kararları İran'la da müzakere edilmeli" dedi. İran'a karşı yaptırımların söz konusu olduğu bugünlerde İran, Suriye ile ilgili süreçlerin en kırılgan noktalarından biri.

Zirvede herkesin üzerinde durduğu konu Anayasa Komitesinin yıl sonuna kadar oluşması. Bir çağrıdan ibaret. BM Suriye özel temsilcisi De Mustura başkanlığında çalışacak komite için 10 ay önce Soçi'de karar alındı fakat faaliyete geçirilemedi. Buradaki sıkıntı BM kontenjanındaki diğer 50 kişilik liste üzerinden komiteye kimlerin gireceği. Örneğin, PYD girecek mi?

Biz bu soruda takıldık, sahadaki gelişmelerin gerisinde kaldık. Biz PYD masada yer almasın diye sayıklıyoruz ama zaten PYD bölgede oluşturduğu yerel yönetimler, STK'lar olarak masaya gelmeye hazırlanıyor.

ABD'nin Küçük Grup girişimiyle BM'ye dayattığı husus bu. Biz de PYD masada yer almıyor diye durumu kabulleneceğiz!

Taraflar pozisyonlarını ısrarla korurken zirvede geri adım Türkiye'den geldi. Esad'ın kaderiyle ilgili yine 180 derecelik aksi beyanat duyduk. Bir soru üzerine Erdoğan "Esad'ın durumuna biz karar veremeyiz. Kararı Suriye halkı verecek" dedi. Diğer liderler de "Suriye'nin geleceğine, nasıl bir yönetim olacağına tüm Suriyeliler karar verecek. Biz onlara bunu yapmalarını sağlayacak ortamı hazırlayacağız." dediler.

Bunda Putin'in sert çıkışı etkili oldu. Putin "Herkes rejim deyip duruyor. Suriye rejimi diye çağırmak doğru değil. BM kararında bile Suriye Arap Cumhuriyeti yazıyor. Orada meşru bir Suriye hükümeti var. Saygı göstermek lazım." dedi. Sonuna kadar haklı.

Eğer dünkü zirveden bir manşet çıkması gerekiyorsa bu olmalıydı. Onu da sadece gazetemiz YENİÇAĞ'ın manşetinde (KARARI SURİYE HALKI VERECEK) görüyoruz.

***

Keşke iktidar şanlı tarihimizden ders alıp en başından itibaren Suriye halkının meşru temsilcilerine destek verseydi de 7 sene sonra bu açıklamayı yapmak zorunda kalmasaydık, çatışmalar bölünmeler bu kadar derinleşmeseydi.

Türk Milleti de 99 yıl önce Mustafa Kemal'in liderliğinde MİLLETİN İSTİKLALİNİ YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR kararıyla Samsun'dan yola çıkıp Ankara'da bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmadı mı? Milletin önünde hiçbir engelin duramayacağını göstermedi mi?

Ama 95 yıl önce bugün kurulan Türkiye Cumhuriyetinin bugünlerde millete sormadan sıfırdan kurulmaya çalışıldığına (Bkz. Erdoğan'ın 07 Ağustos 2016 tarihli Al Jazeera Türk röportajı) şahit oluyoruz. Sıfırdan kurmak ne demek?

T.C .tabelaları, "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözleri, ANDIMIZ kaldırıldı, yasaklandı. Türkiye Cumhuriyeti ile özdeşleşen Çankaya Köşkü terk edildi, millî bayramlar angarya görülüp kutlama seviyeleri katılımcı kapsamı düşürüldü, kutlamaları engellendi, millî duyguları okşayan marşlar yasaklandı.

Cumhuriyet'in 95. yılında resmî bayram törenleri İstanbul'da yeni havalimanının açılışı gerekçesiyle şantiye alanında olacakmış.

Başkenti terk etmeye mi hazırlanılıyor? 15 Temmuz sonrası FETÖ kalkışmasına katıldıkları gerekçesiyle askerî birliklerin Ankara dışına taşınmasını nasıl değerlendirmek lazım? Askerî birlik kalmayınca başkentteki millî bayram kutlamaları zaten adeta bir kasabada kutlanır gibi icra ediliyordu.

Halbuki Ankara'nın başkent seçilmesinin tarihsel, siyasal, toplumsal, askerî anlamları vardır. Devletin resmi törenlerinin başkentinde yapılması da millî ve devlet olmanın gereğidir. Dünyada da aksini göremezsiniz.

İstanbul'da şantiyede resmî Cumhuriyet Bayramı töreni yapacak anlayışın, açılım ürünü Habur'da teröristlerin ayağına gidip çadır mahkemesi kurmaktan farkı olmaz. Bu da kabul edilemez.

Aksi halde Türkiye'nin Suriye/Pakistan yapılmasının önü açılır. 100 yıl geriye gidilir.

Sözle değil özde millî olun, Atatürk'ün yolunda Başkent'te Cumhuriyet'le kalın. Atatürk'ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti'nin 95. yaşı ve Bayramımız KUT'lu olsun.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları